Kayıtlar

Positive Parenting / Kadınlar Kulübü / İngiliz Tarzı

Resim
‘Positive Parenting’ ile ilgili bir kitap okuyorum, adı: ‘Your Child Your Way’. İngiliz olduğu adından belli değil mi? Senin çocuğun, senin yöntemin. Hiç bir şekilde ‘doğrusu şudur’ diye dikte etmiyor. Mavi doğduğu zaman Umman’daydık. Çoğunluğu İngiliz olan expatların oturduğu bir sitede yaşıyorduk. Burada da hamileler ve yeni anneler grubu vardı; daha hamileliğimde katılmaya başlamıştım. Her hafta birinin evinde toplanıyorduk. Haliyle hamile olunca tonla sorulacak soru oluyor, ne yenir ne yenmez, senin de reflün arttı mı, geceleri dokuz kere tuvalete kalkmak normal mi, hangi kontrolleri ne zaman yaptırmak lazım, doktorun kim, nerede doğuracan gibi sorularla açılan muhabbetler… Sonra bebek gelince sorular milyona katlandı tabi; kaç saatte bir emziriyorsun, kaç dakika emiyor, soğan yediğinde senin bebekte de gaz oluyor mu, gece kaç kere kalkıyor, yıkarken şampuan kullanıyor musun, D vitamini veriyor musun, kakası ne renk vs. gibi sonu bitmeyen sorular. Ve İngiliz annelerin verdiği f...

Toplumsal Cinnet Anlarında Uzaklarda Olmak

Mart 2016 Ülkede böylesi can yakan olaylar olurken uzaklarda olmak, bi yandan diğerleriyle beraber acıyı paylaşamadığın için duyduğun suçluluk, bir yandan da en azından daha güvenli ve huzurlu bir yerde yaşama olanağın olduğu için duyduğun şanslılık. Böyle zamanlarda bu ikisi sürekli olarak birbiriyle didişme halinde. Benim gibi de pek çok insan var biliyorum. Bir arkadaşım şöyle demiş: Bu ülkeyle olan ilişkim beni  sevmeyen bir sevgilinin umutla beni sevmesini beklemek gibi bir şey. Benim hissettiğimse o sevgiliyi başka biriyle aldatıyor olduğum, hem de beni hiç bir zaman can-ı gönülden sevmeyeceğini bildiğim biriyle. Her zaman hayatındaki ikinci kadın olacağımı bile bile biriyle olmak gibi bir şey. Ama bana çok daha iyi davranıp el üstünde tuttuğu bir gerçek. Tenhalarda ırzıma geçip, kalabalıklarda bombalamayacak bir sevgili. Bir şeye karşı çıktığımda susturup ağzıma gözüme biber gazı sıkarak bana işkence etmeyecek bir sevgili. Onu da seviyorum elbet, ama yine de ilk göz ağrım...

Amerikan filmleri gerçekmiş!

16 ağustos 2004  (Amerika öncesi havalimanı) İstanbul. Zorluklar ülkesinin en büyük kabus kentindeyim. Hava alanındayım ve bekliyorum. Biletle ilgili bir sorun var ve bir çözümleme bekliyorum. Ancak, çözeceklerine daha çok zorluk çıkarmak için çabalıyor gibiler el ele. Yarın nerede olacağım, bu çirkin pop müziklerinin yerine ne dinliyor olacağım acaba? Gidişler ne zor, geride bırakılanlar. İçim buruk, dokunsalar yaşlar akacak pınarlarımdan. Üşüyorum bu koca İstanbul’da. Bu şehrin bir parçası değilim. Sadece gelip geçen bir yolcuyum ben. Yolculuğa başlamadan yorgun bir yolcu. ** Frankfurt için 216 nolu gişedeyim. İnsanın jetlag olmayacağı varsa da etmek için uçağı sabahın beşbuçuğuna koyuyorlar ki, uyuyama ve tüm düzenin alt üst olsun. Yerime yerleştim. 31F. Hiç heyecan yok, garip, çok garip. Çantayı tepeye koydum, yan koltuktaki yastığı da kaptım. Yanım galiba boş. Ne güzel, yata yata giderim, derken... doldu bile. Yaşlı bir adam oturdu. ‘Hayat desteği’ adlı bir kitabı...

Siz bize naaptınız? Resim dersini neden sevemedim?

Şimdiye kadar Mavi’deki sanat ilgi ve bilgisini geliştirmek için onu bilimum, yaşına hitap edebilecek sergilere götürdüm, hatta yaşını aşan yerlere de taşıdım durdum (en ağırı muhtemelen Hermitage Müzesi’ydi), tiyatro, bale, sirk, opera onları da gösterdim (sirke bayıldı, operayı pek anlamsız buldu). Odasına da renk renk boy boy kağıtlar, fırçalar, pasteller, tebeşirler, kuru kalemler, gazlı kalemler, suluboyalar, akrilikler koydum, zaman zaman da bunları çıkarıp önüne koydum, bıraktım istediği gibi karalasın. Onun haricinde de evde bi alışkanlık geliştirdik; bi ürünün kutusunu, ambalajını atacağımız vakit –eğer ki akıp kokmayacak yapış yapış bir şey değilse - geri dönüşüm için önce Mavi’nin odasına atıyoruz, o orada yırtıyor kesiyor biçiyor, arabaya dönüştürüyor, uçak, robot vs. yapıyor, iyice haşatı çıkınca da normal geri dönüşüm çöpüne atıyoruz. Şimdi okula başladı ya, resim dersi var, benim gibi boş bırakmaz belki yönlendirirler diye heyecanlıyım (ben tabi ‘Art’ dersini kafada...