Kayıtlar

kültür sanat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Wizard of Oz Müzikali, Leonardo di Caprio ve Kırmızı Ayakkabılar

Resim
Mavi’yle aylar öncesinden biletini aldığım ‘Wizard of Oz’un (Oz Büyücüsü) müzikaline gittik. Hikayeyi zaten bilirsiniz. Evi fırtınada hortuma kapılan Dorothy ve köpeği Toto başka bir diyara uçar, orada iyi cadı ve kötü cadı vardır. Evine geri dönebilmek için Oz Büyücüsünü bulmak için yola düşer, yolda da kalp arayan teneke adam, cesaret arayan aslan ve beyin isteyen bir korkulukla arkadaş olur, olaylar gelişir… 1 902 yılından beri müzikal olarak varlığını sürdürse de, bir çoğumuz tabi ki 1939’da meşhur Judy Garland’ın başrolde oynadığı filmle biliyoruz Oz Büyücüsü hikayesini. Garland’ın giydiği parlak kırmızı ayakkabıları da (Ruby Shoes) hatırlarsınız, film endüstrisindeki en değerli parçalardan biriymiş. Hikayenin orjinalinde ayakkabılar gümüş rengiymiş aslında, ama filmi çekilirken teknolojiden yararlanıp rengi iyice belirginleştirmek için kırmızı renk seçilmiş, öyle de kalmış. Ayakkabıdan kaç kopya yapıldığı bilinmiyor ama bir tanesi şu an Lady Gaga’daymış (!), bir tanesi...

Çin Masajı deyip geçmeyin

Dün bi Çin masajı yaptırdım. Ve anladım ki şimdiye kadar ben masaj filan yaptırmamışım. Her gittiğim yerde de denemişimdir oysa ki, Thai masajı, Kerala masajı, Balinese masaj. Bunların hepsi, yapıldığı esnada seni rahatlatan bi takım güzel masajlar, hele de Bali’de ya da Tayland’da şöyle serin sulardan çıkıp kızgın kumların kenarında püfür püfür rüzgar eserkene bi yandan ananas suyunu yudumlarken yaptırılan masaj filan efsane. Tabi Çin masajının bununla uzaktan yakından bi al akası yok.   Ben yürümeyi dedemin sırtını çiğnerken öğrendim diyebilirim. Sırttan başlardım bacaklara bi aşağı bi yukarı, ananem elimden tutardı, dedeme de ne iyi gelirdi rahmetli. Bu sırt ağrıları demek ki genetik. Ben de Mavi’ye öğrettim gerçi, ben yüzükoyun yatarken sırtımda yuvarlanmak koşuluyla çocuk roll-on masaj yapıyor, çok da eğleniyor, herkes mutlu. Dediğim gibi uzun zamandır bi sırt ağrısı var, pilatese git Yasemin, yüzme en iyi şey vs. gibi tavsiyelere uyup, stresi de hayatımdan çıkarmaya çab...

Avustarlya'da insanlar ne yaparak vakit geçirir?

6 Nısan 2017 Son bir kaç akşamdır Avustralya’nın ana televizyon kanalında dünyaca meşhur fizikçilerin katıldığı canlı Stargazing (Yıldızlara bakma) programı yayınlanıyor. İnsanlar teleskoplarından çektikleri Samanyolu/Uzay fotoğraflarını paylaşıyorlar. Asıl olay, halkın katılımıyla üç gün içinde dört yeni gezegen bulundu... Bildiğiniz büyük bir bilimsel gelişme.   Sonra Tr gündemini açıyorum, saçmasapan haberler, programlar, diziler... http://www.abc.net.au/news/2017-04-06/stargazing-live-four-planets-discovered-in-new-solar-system/8423142

İlk okul performansı

Resim
Ve bir ilk okul döneminin daha sonuna geldik (3ü bitti 1i kaldı). Tatilde Sinekli Bakkal’ı okuyup özetini çıkarın yerine müzeye gidin, biraz bahçenizde vakit geçirin, bi arkadaşınızı ziyarete gidin, ne yaparsanız yapın ama eğlenin ve güvende olun temennisi edildi. (Yıllar geçti ama o Sinekli Bakkal özetinin acısı hala aklımda, hayır güzel de kitaptı lafım yok ama yani, tatilde…) Sene başında söylenmişti, her sene okulumuz öğrencileri bir performans (tiyatro) sergileyecekler. Ben de çok üzerinde durmadım, biz de yapmıştık çeşit çeşit müsamereler Okuma Bayramında. Ancak bu iş başka. Boyutu giderek büyüdü. Vakit geçtikçe Mavi evde bir takım danslar yapıp şarkılar söylemeye başladı. Pratiklerin sıklığı arttı. Her hafta okuldan haber gelmeye başladı, biletler satışa çıktı, çıkacak diye. Evet evet çocuğumuzu internetten para verip satın aldığımız biletlerle bildiğiniz profesyonel bir tiyatro sahnesinde izledik. ‘Rehersal’ için bir gün mekana otobüs kaldırıldı, hep beraber oraya gittil...

Avustralya’dan Sanat Sepet İşleri

Resim
SWAN LAKE İnsan imkanı varken hiç bir şeyi ertelememeli. Koca bir ay kalıp da altını üstüne getirdiğim St Petersburg’da bir baleye gidememiş olmak içime dokunmuştu. Sağ olsun Rus balesi kalkıp Melbourne’e geldi ve benim de muazzam Palais Theater’da Swan Lake’i izleme şansım oldu. Kuğu Gölü bir iyi, bir de kötü iki farklı biçimde bitiyormuş, bilmiyordum: Birinde sevgililer kavuşuyor birinde kavuşamıyormuş. Ama bu Rus balesinde 1930larda Stalin’in hükmüyle ‘happy ending’le bitmesi kararı alınmış, o gün bugündür de böyleymiş. Yine Avustralya’daki her sanat aktivitesinde olduğu gibi ortalık huzur evi gibiydi. Hatta benim oturduğum sıradaki bir yaşlı bayan ne doğru düzgün önünü görebiliyor ne de yürüyebiliyordu. Tek başına da gelmiş garibim. Elinden tutup yürümesine yardımcı oldum, teyzeyi oturacağı numaraya kadar elden ele taşıdık. İlk yarıda gözlerimi açık tutmakta zorlandım. Sıkıcı olduğundan değil, hem müzik hem de görsel olarak o kadar çok rahatlatıcıydı ki fazlasıyla gevş...