Kayıtlar

amerika etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

‘Cruise’ işi Öncesi Training / Eğitim – Miami 2004

Bir haftalık Miami ofisindeki çalışma süreci başladı. Doğu Avrupa’dan gelmiş toplamda on dört kişiyiz: Romanya, Türkiye, Polonya, Litvanya, Sırbistan ve Çek karması bir grup. Hepimiz de her an neden burada olduğumuzu sorgulayan, Amerika’ya en ufak bir sempatisi bile olmayan yaşları 20 ila 30 arası değişen gençleriz. Her birimiz iki hafta sonra bir cruise gemisinde fotoğrafçı olarak çalışmaya gideceğiz. Bu da iş öncesi ofis eğitimi kısmı. * Dün ofisin deposunu düzenledik. Bir sürü kullanılmayan klavye, mouse , fotoğraf makinesi filtresi gibi şeyler çıktı piyasaya. Bunları napıcaz diye sorduk, atın dediler, evet evet bildiğin çöpe atın dediler. Biz delirdik tabi bu duruma. Bir deneseydiniz çalışıyor muydu acaba dedik. Yok dediler. Onun için zamanları yokmuş. E peki birilerine verin, işine yarayan birileri olabilir dedik. Depo görevlisi bize belki de tüm Amerika’yı özetleyen o buz gibi cevabı verdi: ‘Biz ülkemizde bunu yapmayız, sadece atar ve yenisini alırız’. Adam bilgiç bir edayl...

Amerikan filmleri gerçekmiş!

16 ağustos 2004  (Amerika öncesi havalimanı) İstanbul. Zorluklar ülkesinin en büyük kabus kentindeyim. Hava alanındayım ve bekliyorum. Biletle ilgili bir sorun var ve bir çözümleme bekliyorum. Ancak, çözeceklerine daha çok zorluk çıkarmak için çabalıyor gibiler el ele. Yarın nerede olacağım, bu çirkin pop müziklerinin yerine ne dinliyor olacağım acaba? Gidişler ne zor, geride bırakılanlar. İçim buruk, dokunsalar yaşlar akacak pınarlarımdan. Üşüyorum bu koca İstanbul’da. Bu şehrin bir parçası değilim. Sadece gelip geçen bir yolcuyum ben. Yolculuğa başlamadan yorgun bir yolcu. ** Frankfurt için 216 nolu gişedeyim. İnsanın jetlag olmayacağı varsa da etmek için uçağı sabahın beşbuçuğuna koyuyorlar ki, uyuyama ve tüm düzenin alt üst olsun. Yerime yerleştim. 31F. Hiç heyecan yok, garip, çok garip. Çantayı tepeye koydum, yan koltuktaki yastığı da kaptım. Yanım galiba boş. Ne güzel, yata yata giderim, derken... doldu bile. Yaşlı bir adam oturdu. ‘Hayat desteği’ adlı bir kitabı...

Alaska Juneau

Cruise’da çalışmaya başlamadan önceki gün (eski notlardan derleme / 2004 / gençlik heyecanları) Alaska’ya uçuyorum. Her şeyi inanılmaz soğuk içen bir toplumla karşı karşıyayız. Elimdeki kutu kolayı tutamıyorum; o kadar soğuk ki parmaklarım donuyor. Bir de üstüne üstük elime ağzına kadar buz dolu bir plastik bardak tutuşturdu hostes. Bardaktaki buzları nereye atacağımı şaşırdım. Bir elimde kola bir elimde buz dolu bardak boş boş bakıyorum. Zaten kemerle bağlıyım, bir de pencere kenarındayım. Sonunda buzları yediğim fıstık çerezinin ambalajına doldurmaya karar verdim. Bu insanlarda galiba bademcik yok, bildiğin buz içiyorlar. * Alaska’nın adını bile duymadığım bir şehrinin küçük bir otel odasında, tek başıma, uçaktan aşırdığım polar battaniyeye sarınmış, sıcak kahvemi yudumlayaraktan dışarıdaki ağır yağmurun dinmesini bekliyorum. Burada ne işim var benim? Neredeyim, ve nereye gidiyorum? * Juneau’dayız. Tatlı mı tatlı küçük bir liman şehri. Alaska’nın başke...