Shanghai Aktarması

Avustralya’dan Türkiye’ye gelişimin aktarması olur kendisi. Temmuz 2017
Son dakka bilet alınca iki havayolunun ortak uçuşuna yer kalmıştı, Avustralya’dan Çin’e kadar Qantas, Çin’den de Türkiye’ye THY. İkisi de iyi havayolu neticede, hiç düşünmeden aldım. Çantaları Sydney’den verip Dalaman’dan alabiliyor muyum diye de dokuz defa sordum acentaya, dedim bakın yanımda çocuk var, uğraşamam. Tabi tabi dediler…
Sydney’de check-in’e girdim, ve kadın dedi ki, yalnız Shanghai’da bavullarınızı alıp yeniden diğer uçağa check-in yapacaksınız. Çin maalesef dünyadaki enteresan uygulamalardan birine sahip, transit yapamıyorsunuz. O bavullar illa ki alınacak, havayoluyla bir ilgisi yok. Acentaya küfrü bi salladım tabi. Napıcaz, yok binmem mi diycem. Verdik çantaları geçtik. Neyse uçaktayız, bi form dağıtıyorlar, eğer Çin’de kalacaksanız bunu doldurmanız lazım diye, özellikle de sordum, ben transit gidicem doldurmalı mıyım diye, yok o zaman gerek yok dedi bilgisiz hostes.
İndik Mavi’yle, bavulları bekliyoruz, bekle allah bekle, sim cart zaten çekmiyor allahın Çininde, haber de veremiyorum aileye yolculuğun ilk etabı bitti diye. Avustralya’dan geliş tabi triatlon gibi, ondan buna ine bine geliyorsun. Neyse sonunda bizim eşek ölüsü bavullar geldi, yükledim ordan bi araba bulup, doğru çıkışa. Girdik sıraya, bekle allah bekle, sıra bize geldi, adam dedi ki sarı kartları doldurdunuz mu, iyi de biz kalmıcaz burda hemen gidicez dedim, yok dedi benim size vize vermem lazım, hay allahım ne vizesi, 4 saat sonra diğer uçak var. Yok olmaz dedi bizi yolladı, formları doldurduk, tekrar girdik sıraya. Fotoğrafımızı çekti, oraya buraya bisürü damga bastı falan nihayetinde vizeyi verdi, gümrükten çıktık.
Dediler ki burası Terminal 1, sizin uçak 2’den kalkıyor. Üst kata çıkıp ordan otobüse binecekmişiz. Kimse tek kelime İngilizce konuşmuyor, hayır yardım da etmek istemiyorlar. Artık bi el kol diliyle sora sora asansörü bulduk çıktık yukarı. Otobüs dışarıda 7 nolu kapının önünden kalkıyor dediler ama sadece 1 ve 15 nolu kapılardan çıkış var. Biz 7 nolu kapının önünde ama içeri taraftayız. Her kapı arasında da yaklaşık 100 metre mesafe var. Yürü allah yürü 15’e ordan dışarı çık, gerisingeri 7’ye tekrar yürü. Bi otobüs durdu, üstünde hiçbir şey yazmadığı gibi şöfor de bişey anlamıyor. Artık orda beni bi ağlama bastırdı, çıldırıcam. Tabi uzatamadım, otobüs bekliyor. Önce Mavi’yi bindirdim, sonra bi bavulu, sonra da diğerini. Otobüs hareket edince bavullar da sağa sola kaçmaya başladı. Tekerlekli bavul iyi de, sabitleyemiyorsun ki, bebek arabası mı bu, kilidi yok, oğlanı mı sabitlesem, kendimi mi, bavulları mı derken 5 dakka sonra durdu. Terminal two two??? diyerek çaresizce çevreme soru sordumsa da kimse oralı olmadı, böyle de tepkisiz bi halk görmedim ben laf arasında. İndim artık yapacak bişey yok. Baktım doğru yerdeyiz, oh be dedim. Ama içeri girerken tabi o zebellah gibi çantaları x-rayden geçirmek gerekti, bi de onunla uğraştık. 
İkinci uçuş olan THY’ye check-in yapmak için beklediğimiz sürenin uzunluğunu, anlamsızlığını, o ömürden ömür alan sıkıcılığını anlatmak bile istemiyorum. Hani şu fare kapanı gibi aralara ip gerip bi sağa bi sola döndürdükleri sıralar var ya, artık beklerken yanındakilerle akraba oluyorsun, yanımda 6 yaşında çocuk, vakit gecenin 12si. 1-1 buçuk saat sonra sıra geldi abartmıyorum, aldılar bavulları, oh dedim ya rahatız. Nerdeee? Yeniden gümrükten çıkmamız gerekiyormuş. Yine girdik mi sıraya, bekle allah bekle. Sıra bize geldi sonunda, adam dedi ki sarı formları doldurdunuz mu? Ne sarı formu yaa dedim, girerken doldurduk ya. Bunlar çıkış için dedi. Beni bu sefer de bi gülme tuttu, kahkahayı patlattım, adam deli filan sanmış olabilir. İnsan yeteri kadar sinirlenince artık daha fazla sinirlenemiyor onu anladım, hayatın gelip geçiciliğine gülmeye başlıyorsun.
Gittik formları kenarda bi tezgahın üzerinde bulduk, doldurdum, tezgahın altında da kocaman çöp kutuları var. Nasıl olduysa Mavi’nin form uçtu çöpün içine düştü. Yok dedim ya o formu bi daha dolduramıcam, yarı belime kadar çöpün içine sarkmak suretiyle formu kurtardım. Sonra yine sıra, tekrar fotoğraf, bi bize bakıyor, bi pasaporttaki fotoğrafa, boşu boşuna saçmasapan bi ton iş, tekrar bastılar pasaporta çıkış damgasını. Yine bitmedi, bundan sonra da havaalanının içine girmek için yine sıraya girdik, bu sefer de el bagajlarımız kontrol edilecek. Sularımızı önce bi kafamıza diktirdiler, sonrasında lütfettiler de içeri girebildik. Güya havalimanını gezecektim, direk uçağın kalkacağı yere gidip ancak binebildik. O telefonda kibar kibar konuşan acenteye bi daha bi dolu dolu küfrettim, tam Türk işi yaptılar (onları da bi ifşa edeyim de: Fairy Chimneys), yarımyamalak iş yapıyorlar, bileti kendim ayarlasam daha iyiymiş. Bilmiyo musun e be adam Çin’de böyle bi uygulama olduğunu, üstelik kaç kere de sormuşum sana arada bavulları almak istemiyorum diye.
Bi daha Arap havayollarından ve havalimanlarından şaşmıyacam. Qatar şahaneydi misal, Doha da süper havalimanıydı. Şu Çinle bi yıldızım barışmadı.

Yorumlar

En çok okunanlar

Isim Konusu

Melbourne Gerçekleri Volume 1

KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?

Melbourne Gerçekleri Volume 2

Ayakkabılarınızı mı çıkarırsınız, galoş mu alırsınız?

AVUSTRALYA GÖÇMENLIK BASVURUSU

Turuncu Balık

Türkiye Tatili Sonrası Avustralya’ya Dönüş

Volunteer’lik ve Anglosakson Yabancılasması

Muscat'ta Yeni Eve Taşınma Macerası