Kayıtlar

Sydney Kazan Ben Kepçe 3

Resim
Taste of Turkey Newtown’un işlek caddelerinden birinde olan bu lokantanın önünden geçerken aaa Türk restoranı mı varmış diye konuşuyorduk ki güler yüzlü garson bizi duyup içeri davet etti. Dedik ki tokuz teşekkür ederiz. Bir çay ikram edelim o zaman dedi, hoşumuza gitti, kabul ettik içtik. Aradan birkaç hafta geçincede canımız pide çekti, deneyelim şurayı dedik. Pidesi ve beytisi bence şahane. Porsiyonlar ne çok ufak –bazı Türk restoranları gibi- ne de adamı şişirecek derecede yoğun, ayarında. Yalnız çayı da muhteşem demliyorlar. Genelde yurt dışındaki yurdum restoranlarında yemeğin sonuna çay getirmiyorlar, isteyince sallama çay vereni bile gördüm. Burası yemeklerinin yanında ‘acımamış’ lezzetli çayıyla da beni kazandı.

Vienna Coffee House Tarihi Queen Victoria Building’in içinde yer alan bu kafeyi vitrinindeki birbirinden güzel görünen pastalarıyla her seferinde görüyordum. Hadi dedim artık bi gideyim. Bizim Türk kebapçılarında duvarda turizm bakanlığının yirmi sene önce çıkardığı post…

Yurt dışında bir Türk’ün Türk olduğunu nereden anlarsınız?

Resim
Bi kere çoğu tipinden kendini belli eder, kendine has bi tipolojisi var Türklerin. Çocukların hali tavrından, erkeklerin göbeğinden, gözlüğünden, hafif kabağı çıkmaya başlamış kafalarından, kadınların vücut ve yüz hatlarından. En kolay Türkçe aksanlı İngilizceden kesin anlaşılır zaten. Hiç konuşmuyorsa ve kendini de belli etmiyorsa, işte en zoru o. Onları da anlamanın bir yolu var elbet. Bulunduğunuz mekanda yüksek sesle Türkçe konuşun, ve hemen çevrenize bakın. Türkçeyi duydukları an omuz üzerinden dönüp bakan o kafadan ve o iki saniye içinde sizi baştan aşağı süzen bakıştan anlarsınız. Biraz cinsiyetçi bir yorum olacak bu ama, kadınlarda olur bu, erkekte değil. Erkek hemen lafa girer, rahatsız olur çünkü, bi aile muhabbetinin içine düşmüştür, ‘merhaba’ der bişey der, Türkçe konuşur, belli eder kendini. Ama kadın öyle mi ya? O bakışını atar ve sonra sizi sessizce takibe alır, kendisi hiç konuşmaz. Zaten radarlarınız iyi çalışıyorsa –ki kadınların radarı iyidir bu gibi durumlarda- heme…

Batının Teknolojisini alalım, ama Ahlakını almayalım!

Resim
Siz hiç Avustralya’da kaldırım taşı döşeyen bir işçi gördünüz mü? Ben gördüm. Hatta durdum ve dakikalarca zevkle izledim.
Burada hangi şehre giderseniz gidin, hatta o şehrin hangi semtine giderseniz gidin bütün kaldırımların sonundaki yaya geçişlerinde tekerlekli sandalye ya da bebek arabası benzeri araçlar için eğik düzlemler vardır. İşte ben, radyosundan gelen melodiler eşliğinde bunlardan birini yapan bir isçiyi gördüğümde, durdum ve hayretle onu seyrettim. Elindeki ıspatulayla bebek poposu okşarcasına nasıl da özenerek, sanki bir pastanın üzerindeki kremayı düzeltiyormuşçasına pürüzsüz bir kaldırım kenarı yapışını izledim.
Melbourne’de altı evden oluşan bir ‘unit’ler topluluğunda yaşıyorduk. Su giderinde bir tıkanıklık olmuş ve bu altı dairenin ana gideri de bizim arka bahçeden geçiyormuş. Gelip bakacaklarmış. Tamam dedik. Söyledikleri vakit geldiler. Sordular gider nerede diye, bilmiyorum dedim, bahçeye bakalım dediler, gelip sağa sola bakındılar. Baktılar ki görünürde bir şey yok…