Muscat'ta Yeni Eve Taşınma Macerası

Yeni bir eve taşınma süreci tabi ki öncelikle ev bakmakla başladı. 5 oda 5 banyo ya da 6 oda 7 banyolu seçeneklerden sonra tercihimizi insani ölçülerde olan bir kaç eve indirgedik:
-yeni bitmiş, hazır, ancak bir türlü inşaat pisliği temizlenemeyen bir ev
-her odası büyük, aydınlık, temiz, ancak ışık almayan ve hap kadar küçük mutfaklı bir ev
-herşeyi güzel, ancak işe çok uzak bir ev
-müthiş manzaralı, içi düzgün, ancak önü bataklık olan bir ev…

Burada herşeyi aynı anda bulmak mümkün değil. Birinde karar kıldık, ev sahibine evi tutacağımızı söyledik. Adam aileye öncelik verdiğini söylese de biriyle daha görüşeceğini ve akşama kararını bildireceğini açıkladı. Akşam öğrendik ki, evi aynı fiyata bekar İskoç bir erkeğe kiralamış.
Eyvallah dedik.
Bir kaç gün sonra başka bir evde daha karar kıldık, ev sahibi hanıma tamam biz burayı tutmak istiyoruz dedik. Emlakçıyla konuşup diğer teklifleri de değerlendireceğini ve bize haber vereceğini söyledi. Bekledik bekledik, aramadı. Biz aradık, daha iyi bir teklif geldiğini ve evi başkasına verdiğini söyleyerek özür diledi. Sağlık olsun dedik. Ancak sonradan öğrendim ki, hatun evi 2 hafta daha bekletmiş ve bizim iş yerinden bir arkadaşa kiralamış, hem de aynı fiyata, kiracı bu sefer de bekar Alman bir erkek. Enteresan.

Sonra bir evde daha karar kıldık.
Ev koca bir villanın 2. katında bir daire. 2. katın yarısı bizim. Giriş katın yarısı hizmetçinin. Giriş katın diğer yarısı, 1. katın tümü ve 2. katın diğer yarısı da ev sahibinin. Kendisi binanın ön kapısından giriyor –tüm normal insanların yaptığı gibi-, ancak bizim oradan girmemize izin vermiyor. Kapısının önüne gösteriş olsun diye ufaktan bir de fiskiye yaptırmış. Bizim içinse bahçenin arka duvarına eğreti bir kapı açtırmış, biz arkadaki henüz ev yapılmamış parselden geçerek bahçeye giriyoruz. Ancak o boş parsel toprak, kum ve çamur olduğundan eve trekking yaparak girmek gerekiyor. Ev sahibine burası ne olacak diye sorduğumuzdaysa, bu parsel benim değil, hiç bir şey yapamam, arabanızı gelin ön tarafa park edin, binanın yanından yanından yürüyerek arkasına dolanıp oradan girin dedi. Peki ya kucağımda çocuk ayağımda topuklu ayakkabıyla buradan nasıl geçmemi bekliyorsun dediğimdeyse bir kahkaha atmakla yetindi. Onun o gülüşüne bendeki sinir arttı tabi. Ama burada işler sinirlenip bağırarak hallolmuyor, sen de onunla birlikte gülüyorsun, ertesi gün aynı problemi tekrar dile getiriryorsun. 4. 5. gün adam durumun ciddiyetini farketti ve tüm ısrarlarımız sonucu en azından bir arabalık park yeri için çakıl getirtip dökmeyi kabul etti. Ona da şükür.

Bahçe kapısının en sevdiğim yanı ise anahtarı yok, sadece sürgüsü var, bahçeden içeri girince iç taraftan sürgülüyorsun. Şayet birileri seni ziyarete gelirse dış kapıdan içeri giremiyor, 2. kattan inip kapıyı açıyoruz. Çıkarken de dışarıdan sürgülüyorsun. Geçen arkadaşlar uğradı, aşağı inip kapıyı açtık, geldiler. Giderlerken de kapıyı dışarıdan sürgüleyip çıkmışlar. Ertesi sabah bahçeden çıkamadık iyi mi. Çağrı 2 metrelik bahçe duvarına tırmanıp yandaki inşaatte çalışan işçilere el kol etti de gelip kapıyı açtılar bize, kurtulduk.

Evi tutacağız, son kontrolleri yapıyoruz. Farkettik ki evde 2 banyo olmasına rağmen çamaşır makinesi kuracak bir bağlantı musluğu yapılmamış. Ev sahibine biz çamaşır makinemizi nereye bağlayacağız diye sorduğumuzda ise, siz de çok şey istiyorsunuz, nereye bağlarsanız bağlayın dedi, iyi mi. Mutfakta ise bulaşık makinesine yer olmadığı gibi, buzdolabı ve fırın için de yer düşünülmemiş. Baktık ki bu Umman’da ev olayı sakat, biz yine de evi tuttuk, buzdolabını salona koyar, fırını tezgah üstü alırız diye düşündük. Ev sahibine de yalvar yakar çamaşır makinesi için balkona bağlantı çektirdik, evet balkona.

Bu arada evimizin balkonu oda kadar büyük, zaten sonradan odaya dönüştürülebilir diye de klima bağlantısı bile var. Evin çelik dış kapısı direk balkona açılıyor, eve ise balkon kapısından giriyorsun. Evimizin önündeki parsel ve onun önü de göz alabildiğince boş, onun önü de okyanus. Şahane bir manzarası var anlayacağınız, ancak balkon korkuluğu, metal değil, betondan ve yaklaşık 120 cm uzunluğunda, yani hadi balkon keyfi yapalım kahvaltıyı dışarıda edelim dediğin vakit, sandalyeye oturduğunda müthiş manzara yerine koca bir duvar görüyorsun.

Sıra eksik eşyaları tamamlamaya geldi. Lulu’dan (buraların Kipa’sı) iki tane dolap aldık. Kurulu getiremiyorlarmış, paketli gelecekmiş. Eve teslim olmasına bile şükrederek Ok dedik. Sonra gittik, Carrefour’dan buzdolabı ve çamaşır makinesi aldık, hemen getirebilir misiniz acelemiz var dediysek de ancak 3 gün sonra dediler. Buzdolabı 3 gün değil 1 gün sonra geldi, kordonu kablosunun altında kalmış, hafif ezik. Yine de çalışıyor, kabul ettik. Çamaşır makinesi ise 2 gün sonra geldi. Carrefour’dan alırken depoda yenilerinin bulunduğunu söyledikleri halde çamaşır makinesini açık bir şekilde teşhir ürününü getirdiklerinden, makine geldiği gibi geri gitti. Bir gün sonraya yeniden randevu verdiler. Ertesi gün oldu, getirelim mi diye aradılar, dışarıdayız, saat 3’ten sonra gelin dedik, tamam dediler. Saat 1’de arayıp biz geldik, kapıdayız, nerdesiniz diye sitem ettiler. Apar topar eve gittik, makineyi aldık, ancak bağlamadılar. Bağlamak için tesisatçının bir gün sonra geleceğini söylediler, gelmedi, sonra 3 gün sonraya randevu verdiler, yine gelmedi, baktık ki çamaşırlar dağ gibi oldu, tuttuk biz bağladık. Bu arada çamaşır makinesi kablosunun prizi üçlü olması gerekirken ikili topraksız çıktı. Çağrı bir elektrik mühendisi olarak bu duruma çok içerlese de, artık geri vermelerden gına geldiğinden uğraşmadık. Kaçak olmamasını umuyoruz.

Derken bir ara eşek ölüsü ağırlığındaki dolaplar geldi. Bir tanesini açtık baktık ki, normalde IKEA gibi yerlerden alındığında kutunun içinden çıkan kurulacak şeyi adım adım anlatan sayfalar dolusu talimat kitapçığı, bir A4’e sığdırılmış. Talimat kitapçığı olmuş sana talimat kağıtçığı. Tüm stepler üstüste, o vida buraya, şu raf oraya, bu çıkıntı şu deliğe vs. herşey ayı diagram üzerinde gösteriliyor, bir de üstüne üstük net değil. Dedik ki, alt tarafı bir dolap, kurarız herhalde. Açtık vidaları, çivileri, bilimum bağlantı elemanlarını ve kurmaya başladık.

Bu arada mutfakta fırın yeri olmadığı için bir süre gazlı mı elektrikli mi gazlı mı elektrikli mi sürüncemesinde kaldık. Gazlıların güvenliği yok, güvenliği olanlar çok pahalı, elektrikliler adam gibi ısıtmıyor, gazlı tezgah üstü alalım desek, gaz çıkışı oraya kadar uzanmıyor, ortadan kablo dolaştırmak olmaz, tezgah üstü fırın alalım desek tezgah zaten bit kadar, fırını koydu mu bitiyor. Bu kararsızlık birkaç gün sürdü, en sonunda baktık ki aç kalıyoruz, basit tezgah üstü elektrikli bir ocak aldık geçtik, İtalyan marka, yerli dandiklere nazaran süper çalşıyor, memnunuz. Bir de kettle aldık. Akşam Çağrı’ya çay demlemesini, çabuk olsun diye de suyu önce kettle da ısıtıp, sonradan ocaktaki çaydanlığa transfer etmesini önerdim. Ben o sırada Mavi’yi emziriyordum. Bir süre sonra Çağrı mutfağa gitti ve kendi kendine söylenmeye başladı. Nooldu dedim, sakın bana kettle ı elektikli ocağın üstüne koyduğunu söyleme! Aynen öyle yapmış. Kettle ın altındaki plastik erimiş devreler görünüyor, eriyen plastikler elektrikli ocağa yapışmış, Çağrı telle ovarak onları çıkarmaya çalışıyor.

Bu arada, evin ortasına yayılmış olan dolap parçaları halen bir araya gelmeyi bekliyor. Kutulardan çıkan kıyafetler de öbek öbek bir halde yatakların, kutuların, kanepelerin üzerinde. Tam tımarhane. Dakikalarca baktığımız talimat kağıtçığı üzerinden hiç bir şey anlaşılmadığından karınca hızıyla ilerlediğimiz için, dolabın kurulması da vakit alıyor.
Ertesi gün kettle ı götürüp yenisini aldık. 2 gün sonra Çağrı ocağın elektrik kaçırdığını söyleyerek aldığımız yere gitti ve geri verdi. İtalyan ocağın gitmesine çok üzüldüm, zira beni çarpmıyordu. Yerine indüksiyonlu ocak aldık. Eve geldik ve Tefal marka tencere tavalarla çalışması gereken ocak dandik çaydanlığımız hariç hiç birini ısıtmadı. Carrefour’da artık Çağrı’yı bellediklerinden, bu seferki ürünü ben geri verdim.

Eve geldik, bir de baktık ki elektrik süpürgesinin kordonu balkon kapısına sıkışıp ezilmiş. Çağrı yine tutturdu, bu kullanılmaz elektrik kaçırır diye, artık ben keçileri kaçıracağım, bırak kaçırsın dedim. O olduğu gibi kaldı ama buzdolabının ezik kablosu için elemen geldi ve değiştirdi. Bu arada vidaların takılması gereken dolap yerlerinde delikler olmadığından, vida yerlerini ezbere ayarlamaya çalıştık, matkabımız da olmadığından vidaları ahşaba bir Çağrı bir ben sırayla kanırta kanırta soktuk. Ve sonunda dolaplar bitti, kapaklarla dolabın kendisi arasında iki parmak boşluk kaldı ama tahmini açılan deliklerle bundan iyisi can sağlığı.
İşte böyle…

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Merhaba.

Yazınıza tesadufen rastladım.
Muscat'a tasınacagız bu yaz sonu eşimin işi için.

Orada yasayan turklerden akıl almaya o kadar ıhtıyacımız varki..

sızınle ıletısım kurmayı cok ısterım.

sevgıler

En çok okunanlar

Isim Konusu

Melbourne Gerçekleri Volume 1

KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?

Melbourne Gerçekleri Volume 2

Ayakkabılarınızı mı çıkarırsınız, galoş mu alırsınız?

AVUSTRALYA GÖÇMENLIK BASVURUSU

Turuncu Balık

Türkiye Tatili Sonrası Avustralya’ya Dönüş

Volunteer’lik ve Anglosakson Yabancılasması