Muscat Genel Hisler


Bazen sıkılıyorum, yetti gari bu ülke diyorum. Ama yepyeni bir gün geçmiyor ki süprizlerle dolu olmasın. Kuraklığın ortasındaki toprağında ot bitmez memlektin ilk yağmurunda, gece yarısı coşku çığlıklarıyla uyanıyorum, tüm şehir avaz avaz yağmur yağıyor diye çığlık atıyor.
Yolları su bastı, arabalar yollarda kaldı, öğrenciler okulu astı, okullar tatil oldu vs. vs… bu arada hava hala 30 derecenin üzerinde.
*
Bu ülkenin tokalaşmalarının da hastasıyım. Burunlarını tokuştururken cık cık diye ses çıkaran erkekler mi, el sıkışma babında parmaklarının sadece ilk iki boğumunu birbirine kısaca değdirip hemen çekiveren kızlar mı, yoksa dostluğun ve samimiyetin simgesi olarak el ele yürüyen adamlar mı daha komik ve itici karar veremiyorum.
Elleriyle yemek yiyorlar, ortalıkta kirloş ayaklarla dolanıyorlar, yerde oturuyorlar, amaaa‘disdasha’ dedikleri o beyaz elbiseleri yok mu; her zaman ütülü ve pırıl pırıl, tertemiz, tek bir leke bile yok.
*
Trafikte ne kadar ceza yersen ye ehliyette puan sistemi olmadığından elinden alınmıyor, bas basabildiğin kadar, sonra öde cezanı geç, sonra da trafikte neden bu kadar can veriyoruz?
Amaaaaa, trafikte kirli arabayla dolaşmak yasak. Yine ceza!
Evet, değişik bir temizlik anlayışları olduğunu kabul ediyorum, mutfak çöpünü sokağa fırlatabilirsin ama araban asla kirli olmayacak. Yıkayacaksın!
*
Burada sanılanın aksine her şeyi bulmak mümkün. Meyve olarak bildiğimiz tüm dünya meyveleri mevcut: rambutandan hindistan cevizine, karpuzundan armuta, portakaldan şeftaliye.
Yalnız tek bir şey eksik: TAT YOK. Kardeşim buranın şekerinde bile tat yok, çaya çorba kaşığı ile döküyoruz şekeri. Anlayın yani siz meyvenin tadını.
*
Tam bu adamlar da ne efendi, hiç birisi yazmıyor yavşamıyor derken, geçen gün Muscat’ta kırk yaşlarında şişko bir taksici telefonumu istedi, yok benim telefonum deyince de kendi telefonunu söyledi ayak üstü, dedi buluşalım mı, yok dedim, ben Nizwa’da yaşıyorum, olur Nizwa’da buluşuruz dedi, dedim yok olmaz,
gülümsedi ‘OK Habibi, no problem’ dedi, gitti. Peki dedim, habibi.
No problem!
Oman’da kadın olmak yine her yerde kadın olmak gibi: yol kenarından yürürüken hep korna hep korna! Bu tüm kültürlerde değişmeyen tek şey sanırım: erkeğin kadının dikkatini çekebilmek için anlamsız bir takım sesler çıkarması.
*
Bu ülkenin sevdiğim yanlarından biri ise suç yok. Sıfır. Kapını, pencereni, arabanı açık bırak, git, yat, uyu birşeycikler olmaz. Cüzdanın ortada kalsın, unut, git, geldiğinde aynı yerde bulursun.
*
Burası enteresan bir ülke. Hani derler ya ‘herkes Mersine, bunlar tersine’ işte o hesap. Dünya arabasızlaşmaya, enerji tüketimini azaltmaya, sürdürülebilir yaşam alternatiflerine doğru giderken bizim ülke biraz farklı bir yerde duruyor.
Bir kere toplu taşıma denen şey hiçten yok, sokaklarda yaya kaldırımı desen, şaka mı yapıyorsun derler. Yani prensip şu: yaşayan insan sayısı kadar araba, turist sayısı kadar da taksi.
Yak klimayı da bir odada dört tane birden, alışveriş merkezleri desen zaten büyük bir buzdolabı, cayır cayır yansın dursun elektrik. Enerjiymiş!
*
En büyük fark mı? Kitabın gazetenin kapağı götünde, iyi mi? ‘Son’ ve ‘baş’ kavramlarını algılayışımı, uygulayışımız farklı. Bizim başımız onların sonu, onların sonu bizim baş. Haliyle denk gelmek epey güç.
*
İşte bir Anadolu-Akdeniz kırmasının bir körfez ülkesinde hissettikleri bunlar…

Yorumlar

En çok okunanlar

Isim Konusu

Melbourne Gerçekleri Volume 1

KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?

Melbourne Gerçekleri Volume 2

Ayakkabılarınızı mı çıkarırsınız, galoş mu alırsınız?

AVUSTRALYA GÖÇMENLIK BASVURUSU

Turuncu Balık

Türkiye Tatili Sonrası Avustralya’ya Dönüş

Volunteer’lik ve Anglosakson Yabancılasması

Muscat'ta Yeni Eve Taşınma Macerası