yaşam savaşı notları / istanbul

ezanın sesiyle uyanıyorum, hava daha karanlık. telefona bakıyorum: 05:24. uyanmak için daha 6 dakikam var. elimde telefon yatıyorum. 5:30'u 5:40 yapıyorum, bu karanlıkta kim çıkacak. hışır hışır torbalarımla sessiz olmaya çalışarak çıkınımı hazırlıyor, ağzıma iki delete atıp çantayı sırtlanıyorum. taksi çağırayım mı diye uyanıyor içeriden meral. gerek yok diyorum. çıkıyorum. yola kadar yürü. karşıya geç. bekle. minibüs yok. taksiye doğru yürüyorum. cebimde sadece 20 kağıt var. bu paranın beni izmirdeki evime ulaştırmasını umuyorum. ama istanbul evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir şehir. taksi 5 dakika sonra iskelede. 4 kağıdımı alıyor. sonra 1 vapura veriliyor. saat 06:15 olmuş. vapur uyuyan insanlarla dolu. mutlu ya da mutsuz değiller. uyurken ifadesi olmaz ki insanın. daha gün doğmadan güne uyanan insanlar bunlar. bir çoğu gün battıktan sonra evine dönecek. güneşi görmeyecekler bile. yazık. vapurdan iniyorum. oradan direk taksiye bin demiş meral. boşuna karşıya yürüme. zaten sırtta koca çanta. taksici sabahın bir körü bangır bangır türkü dinleterek bırakıyor beni havaşa. o da 5 liramı alıyor. servisi bari kredi kartıyla versem. nakit istiyorlar. 8,5 muş. iyi diyorum. simit alacak param var. hatta yanına portakal suyu bile sıktırıyorum kendime sokak makinalarından. servise oturup yiyorum. önümde yakışıklı bir oğlan var. arkasını dönüp, otobüs ne kadar diye soruyor. 45 dakikaymış diyorum. hayır hayır diyor, ücreti ne kadar. sekizbuçuk. cebimde son kalan parayı da veriyorum. artık bir şişe su almaya yetecek bir bozukluğum var. bir de uykum...
havaşın yarım saat sürmesi şaşırtıyor. check in yaptırdıktan sonra su içemeyeceğimi farkediyorum. havaalanlarını seviyorum. heyecanlandırıyor. uzaklara gidiyormuş hissi. çantamı açmamı istiyorlar. slayt makinası olduğunu söylüyorum. ne mene birşey olduğunu soruyorlar, anlatıyorum, geçiriyorlar.
havaalanı havası yapıyorum kendime. divan'a oturup bir kahve söylüyorum. herşeyin 7 katı fiyatı olması, ortalıkta büfelerin olmayışı. keşke kulak çöpü servisi de olsa. kulaklarım kaşınıyor. peçetenin ucunu kıvırıp kulağıma sokmaya çalışıyorum. hesabı kredi kartıyla ödesem...
meşhur bir insan olup, newyork subwaylerinde ya da paris kafelerinde otururken üzerine çizittirdiğim peçetelerin sergisini yapan biri olmak istiyorum. böyle boş zamanlarda keşke sigara içsem modum gelir hep. kendi kendimi oyalayacak birşey. insan sigara içerken birşey yapıyor gibi görünüyor.
çanta 18 kilo geliyor. ne kadar zor geldi taşıması.
avrupa'nın son kahvesi. çalışanlar da maşallah hostes gibi. kibarlık akıyor. bir de kulak çöpü makineleri yapılsa!
kahvem bitti. para çekmeli. kalkmalı. yürüyüp gitmeli bu kentten!

Yorumlar

En çok okunanlar

Isim Konusu

Melbourne Gerçekleri Volume 1

KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?

Melbourne Gerçekleri Volume 2

Ayakkabılarınızı mı çıkarırsınız, galoş mu alırsınız?

AVUSTRALYA GÖÇMENLIK BASVURUSU

Turuncu Balık

Türkiye Tatili Sonrası Avustralya’ya Dönüş

Volunteer’lik ve Anglosakson Yabancılasması

Muscat'ta Yeni Eve Taşınma Macerası