<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655</id><updated>2012-02-04T14:02:02.326-08:00</updated><title type='text'>börülceningünlüü</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>79</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7013509851481220836</id><published>2011-12-03T21:43:00.000-08:00</published><updated>2011-12-03T21:44:30.119-08:00</updated><title type='text'>Muscat'ta Yeni Eve Taşınma Macerası</title><content type='html'>Yeni bir eve taşınma süreci tabi ki öncelikle ev bakmakla başladı. 5 oda 5 banyo ya da 6 oda 7 banyolu seçeneklerden sonra tercihimizi insani ölçülerde olan bir kaç eve indirgedik:&lt;br /&gt;-yeni bitmiş, hazır, ancak bir türlü inşaat pisliği temizlenemeyen bir ev&lt;br /&gt;-her odası büyük, aydınlık, temiz, ancak ışık almayan ve hap kadar küçük mutfaklı bir ev&lt;br /&gt;-herşeyi güzel, ancak işe çok uzak bir ev&lt;br /&gt;-müthiş manzaralı, içi düzgün, ancak önü bataklık olan bir ev…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada herşeyi aynı anda bulmak mümkün değil. Birinde karar kıldık, ev sahibine evi tutacağımızı söyledik. Adam aileye öncelik verdiğini söylese de biriyle daha görüşeceğini ve akşama kararını bildireceğini açıkladı. Akşam öğrendik ki, evi aynı fiyata bekar İskoç bir erkeğe kiralamış.&lt;br /&gt;Eyvallah dedik.&lt;br /&gt;Bir kaç gün sonra başka bir evde daha karar kıldık, ev sahibi hanıma tamam biz burayı tutmak istiyoruz dedik. Emlakçıyla konuşup diğer teklifleri de değerlendireceğini ve bize haber vereceğini söyledi. Bekledik bekledik, aramadı. Biz aradık, daha iyi bir teklif geldiğini ve evi başkasına verdiğini söyleyerek özür diledi. Sağlık olsun dedik. Ancak sonradan öğrendim ki, hatun evi 2 hafta daha bekletmiş ve bizim iş yerinden bir arkadaşa kiralamış, hem de aynı fiyata, kiracı bu sefer de bekar Alman bir erkek. Enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir evde daha karar kıldık. &lt;br /&gt;Ev koca bir villanın 2. katında bir daire. 2. katın yarısı bizim. Giriş katın yarısı hizmetçinin. Giriş katın diğer yarısı, 1. katın tümü ve 2. katın diğer yarısı da ev sahibinin. Kendisi binanın ön kapısından giriyor –tüm normal insanların yaptığı gibi-, ancak bizim oradan girmemize izin vermiyor. Kapısının önüne gösteriş olsun diye ufaktan bir de fiskiye yaptırmış. Bizim içinse bahçenin arka duvarına eğreti bir kapı açtırmış, biz arkadaki henüz ev yapılmamış parselden geçerek bahçeye giriyoruz. Ancak o boş parsel toprak, kum ve çamur olduğundan eve trekking yaparak girmek gerekiyor. Ev sahibine burası ne olacak diye sorduğumuzdaysa, bu parsel benim değil, hiç bir şey yapamam, arabanızı gelin ön tarafa park edin, binanın yanından yanından yürüyerek arkasına dolanıp oradan girin dedi. Peki ya kucağımda çocuk ayağımda topuklu ayakkabıyla buradan nasıl geçmemi bekliyorsun dediğimdeyse bir kahkaha atmakla yetindi. Onun o gülüşüne bendeki sinir arttı tabi. Ama burada işler sinirlenip bağırarak hallolmuyor, sen de onunla birlikte gülüyorsun, ertesi gün aynı problemi tekrar dile getiriryorsun. 4. 5. gün adam durumun ciddiyetini farketti ve tüm ısrarlarımız sonucu en azından bir arabalık park yeri için çakıl getirtip dökmeyi kabul etti. Ona da şükür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe kapısının en sevdiğim yanı ise anahtarı yok, sadece sürgüsü var, bahçeden içeri girince iç taraftan sürgülüyorsun. Şayet birileri seni ziyarete gelirse dış kapıdan içeri giremiyor, 2. kattan inip kapıyı açıyoruz. Çıkarken de dışarıdan sürgülüyorsun. Geçen arkadaşlar uğradı, aşağı inip kapıyı açtık, geldiler. Giderlerken de kapıyı dışarıdan sürgüleyip çıkmışlar. Ertesi sabah bahçeden çıkamadık iyi mi. Çağrı 2 metrelik bahçe duvarına tırmanıp yandaki inşaatte çalışan işçilere el kol etti de gelip kapıyı açtılar bize, kurtulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evi tutacağız, son kontrolleri yapıyoruz. Farkettik ki evde 2 banyo olmasına rağmen çamaşır makinesi kuracak bir bağlantı musluğu yapılmamış. Ev sahibine biz çamaşır makinemizi nereye bağlayacağız diye sorduğumuzda ise, siz de çok şey istiyorsunuz, nereye bağlarsanız bağlayın dedi, iyi mi. Mutfakta ise bulaşık makinesine yer olmadığı gibi, buzdolabı ve fırın için de yer düşünülmemiş. Baktık ki bu Umman’da ev olayı sakat, biz yine de evi tuttuk, buzdolabını salona koyar, fırını tezgah üstü alırız diye düşündük. Ev sahibine de yalvar yakar çamaşır makinesi için balkona bağlantı çektirdik, evet balkona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada evimizin balkonu oda kadar büyük, zaten sonradan odaya dönüştürülebilir diye de klima bağlantısı bile var. Evin çelik dış kapısı direk balkona açılıyor, eve ise balkon kapısından giriyorsun. Evimizin önündeki parsel ve onun önü de göz alabildiğince boş, onun önü de okyanus. Şahane bir manzarası var anlayacağınız, ancak balkon korkuluğu, metal değil, betondan ve yaklaşık 120 cm uzunluğunda, yani hadi balkon keyfi yapalım kahvaltıyı dışarıda edelim dediğin vakit, sandalyeye oturduğunda müthiş manzara yerine koca bir duvar görüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra eksik eşyaları tamamlamaya geldi. Lulu’dan (buraların Kipa’sı) iki tane dolap aldık. Kurulu getiremiyorlarmış, paketli gelecekmiş. Eve teslim olmasına bile şükrederek Ok dedik. Sonra gittik, Carrefour’dan buzdolabı ve çamaşır makinesi aldık, hemen getirebilir misiniz acelemiz var dediysek de ancak 3 gün sonra dediler. Buzdolabı 3 gün değil 1 gün sonra geldi, kordonu kablosunun altında kalmış, hafif ezik. Yine de çalışıyor, kabul ettik. Çamaşır makinesi ise 2 gün sonra geldi. Carrefour’dan alırken depoda yenilerinin bulunduğunu söyledikleri halde çamaşır makinesini açık bir şekilde teşhir ürününü getirdiklerinden, makine geldiği gibi geri gitti. Bir gün sonraya yeniden randevu verdiler. Ertesi gün oldu, getirelim mi diye aradılar, dışarıdayız, saat 3’ten sonra gelin dedik, tamam dediler. Saat 1’de arayıp biz geldik, kapıdayız, nerdesiniz diye sitem ettiler. Apar topar eve gittik, makineyi aldık, ancak bağlamadılar. Bağlamak için tesisatçının bir gün sonra geleceğini söylediler, gelmedi, sonra 3 gün sonraya randevu verdiler, yine gelmedi, baktık ki çamaşırlar dağ gibi oldu, tuttuk biz bağladık. Bu arada çamaşır makinesi kablosunun prizi üçlü olması gerekirken ikili topraksız çıktı. Çağrı bir elektrik mühendisi olarak bu duruma çok içerlese de, artık geri vermelerden gına geldiğinden uğraşmadık. Kaçak olmamasını umuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken bir ara eşek ölüsü ağırlığındaki dolaplar geldi. Bir tanesini açtık baktık ki, normalde IKEA gibi yerlerden alındığında kutunun içinden çıkan kurulacak şeyi adım adım anlatan sayfalar dolusu talimat kitapçığı, bir A4’e sığdırılmış. Talimat kitapçığı olmuş sana talimat kağıtçığı. Tüm stepler üstüste, o vida buraya, şu raf oraya, bu çıkıntı şu deliğe vs. herşey ayı diagram üzerinde gösteriliyor, bir de üstüne üstük net değil. Dedik ki, alt tarafı bir dolap, kurarız herhalde. Açtık vidaları, çivileri, bilimum bağlantı elemanlarını ve kurmaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada mutfakta fırın yeri olmadığı için bir süre gazlı mı elektrikli mi gazlı mı elektrikli mi sürüncemesinde kaldık. Gazlıların güvenliği yok, güvenliği olanlar çok pahalı, elektrikliler adam gibi ısıtmıyor, gazlı tezgah üstü alalım desek, gaz çıkışı oraya kadar uzanmıyor, ortadan kablo dolaştırmak olmaz, tezgah üstü fırın alalım desek tezgah zaten bit kadar, fırını koydu mu bitiyor. Bu kararsızlık birkaç gün sürdü, en sonunda baktık ki aç kalıyoruz, basit tezgah üstü elektrikli bir ocak aldık geçtik, İtalyan marka, yerli dandiklere nazaran süper çalşıyor, memnunuz. Bir de kettle aldık. Akşam Çağrı’ya çay demlemesini, çabuk olsun diye de suyu önce kettle da ısıtıp, sonradan ocaktaki çaydanlığa transfer etmesini önerdim. Ben o sırada Mavi’yi emziriyordum. Bir süre sonra Çağrı mutfağa gitti ve kendi kendine söylenmeye başladı. Nooldu dedim, sakın bana kettle ı elektikli ocağın üstüne koyduğunu söyleme! Aynen öyle yapmış. Kettle ın altındaki plastik erimiş devreler görünüyor, eriyen plastikler elektrikli ocağa yapışmış, Çağrı telle ovarak onları çıkarmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, evin ortasına yayılmış olan dolap parçaları halen bir araya gelmeyi bekliyor. Kutulardan çıkan kıyafetler de öbek öbek bir halde yatakların, kutuların, kanepelerin üzerinde. Tam tımarhane. Dakikalarca baktığımız talimat kağıtçığı üzerinden hiç bir şey anlaşılmadığından karınca hızıyla ilerlediğimiz için, dolabın kurulması da vakit alıyor.&lt;br /&gt;Ertesi gün kettle ı götürüp yenisini aldık. 2 gün sonra Çağrı ocağın elektrik kaçırdığını söyleyerek aldığımız yere gitti ve geri verdi. İtalyan ocağın gitmesine çok üzüldüm, zira beni çarpmıyordu. Yerine indüksiyonlu ocak aldık. Eve geldik ve Tefal marka tencere tavalarla çalışması gereken ocak dandik çaydanlığımız hariç hiç birini ısıtmadı. Carrefour’da artık Çağrı’yı bellediklerinden, bu seferki ürünü ben geri verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldik, bir de baktık ki elektrik süpürgesinin kordonu balkon kapısına sıkışıp ezilmiş. Çağrı yine tutturdu, bu kullanılmaz elektrik kaçırır diye, artık ben keçileri kaçıracağım, bırak kaçırsın dedim. O olduğu gibi kaldı ama buzdolabının ezik kablosu için elemen geldi ve değiştirdi. Bu arada vidaların takılması gereken dolap yerlerinde delikler olmadığından, vida yerlerini ezbere ayarlamaya çalıştık, matkabımız da olmadığından vidaları ahşaba bir Çağrı bir ben sırayla kanırta kanırta soktuk. Ve sonunda dolaplar bitti, kapaklarla dolabın kendisi arasında iki parmak boşluk kaldı ama tahmini açılan deliklerle bundan iyisi can sağlığı. &lt;br /&gt;İşte böyle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7013509851481220836?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7013509851481220836/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7013509851481220836' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7013509851481220836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7013509851481220836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/12/muscatta-yeni-eve-tasnma-maceras.html' title='Muscat&apos;ta Yeni Eve Taşınma Macerası'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-2979641746299528271</id><published>2011-11-08T06:52:00.000-08:00</published><updated>2011-11-08T09:59:35.171-08:00</updated><title type='text'>Bardak Dolu Boş Meselesi</title><content type='html'>29 Mayıs 2011 - Muscat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32 yaşındayım. Pek çok yerde yaşadım. Dünyanın pek çok yerini gezdim gördüm. Ve bugün sabah evden işe gelirken arabada bir gerçeği fark ettim: Hayat aslında iyi ya da kötü değil, mutlu ya da mutsuz değiliz, tamamiyle hayata bakış açımızla ilgili bir durum bu. Çok klişe olacak ama gerçekten de bardağın dolu ya da boş tarafını görmekle ilgili. Çünkü bugün farkettim ki bardak hep yarı yarıya, hep de öyle olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin beraber bende bu aydınlanmaya doğru giden yolda başımdan geçenlere ya da hayatımdan geçip gidenlere bir bakalım. Ankara’da mutlu bir evin mutlu tek bir çocuğu olarak büyüdüm, ne büyük sıkıntılarım ne de büyük heyecanlarım oldu, sıradan bir hayattı benimkisi, kendi iç dinamikleri olan, bir gün gülen bir gün ağlayan bir çocuktum, öyle de büyüdüm. Kısacası normaldim işte. Hayata karşı büyük karamsarlıklarım ya da Polyanna mutluluklarım yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın ilk derin mutsuzu üniversitede karşıma çıktı: ne yazık ki aşık olduğum insan. Onun  mutsuzluğuna mı kapıldım, hayata olan tersten bakış açısına mı bilmem ama, güllük gülistanlık bir bahar gününü bile saçmasapan incir çekirdeğini doldurmayacak mevzular yüzünden hem kendisine hem de çevresindekilere zehir eden bir insandı, ya da onun o dönemine denk gelme şanssızlığını yaşadım. Hatta bir keresinde bana benim hayata mutlak bakış açımın ‘high’ bir kafa yapısında olduğunu söylemişti. O ancak kafası yüksekken benim gibi hissedebiliyormuş. Bunu duyduğumda ona acımıştım. Tabi gel zaman git zaman benim de o pembe gözlüklerimin rengi değişti ve ben de karamsarlar grubunun bir üyesi oldum. Zaman zaman kendime yukarıdan bakma fırsatım olsa da yine de insan bir mutsuzluk girdabının içine kapılınca nereye gittiğini kendi de farkedemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka anım ise dayımla, Datçadayız, Ankara sonrası ilk gün, yani özel bir gün. Datçaya kavuşmuşum, hava şerbet gibi, sessizlik, dinginlik, müthiş bir huzur. Dayımla birlikte sahildeki yoldan limana doğru yürüyoruz. Dayım tüm yol boyu söylenip küfretti, yolun kenarındaki elektrik direklerinin hepsi yere yıkılmış, lambaları ise parçalanmıştı, bunu yapanlara, vandalizme küfrediyor, buna engel olamayan mercilere sataşıyor… Dedim ki dayıcım ne garip değil mi, ikimiz de aynı yere bakıyoruz ama sen öndeki lambalara takıldın kaldın, haklısın büyük bir vandalizm ve aşağılık bir durum bu ancak arkadaki denizin güzelliğine baksana, masmavi bir Akdeniz, arkasında yeşil adalar, gökyüzü desen yumuşacık öylesine huzurlu ve sessiz ki… İki insan aynı yere bile baksa hep farklı şeyleri görüyor ve bizi mutlu ya da mutsuz yapan ya da hayatımızı iyi ya da kötü yapan diyelim, aslında hep gördüğümüz şeyler. Hangisini görüyorsun, parmağının ucunu mu, parmağınla gösterdiğin Ay’ı mı, sana bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir gün hayatımın tatili diyebileceğim Endonezya’da arkadaşlarımla birlikteyim. Herşey, herkes, doğa, günler, geceler kısacası herşey muhteşem, ve bir gün eşyalarımızın bulunduğu eve hırsız giriyor; fotoğraf makinem ve o güne kadar satın aldığım bir ton ıvır zıvır çalınıyor, tabi acayip üzülüyorum, ağlıyorum. Arkadaşlarımdan biri bu halime şaşırıyor ve niye ağlıyorsun ki diye soruyor. Bense onun bu vurdumduymazlığına şaşırıyorum. Ardından diyor ki, ağlayacak ne var, sadece eşyalarını aldılar, yaşadıkların hala sende, onları kimse alamaz. Haklı. Hayata nasıl bu kadar pozitif bakabildiğine inanamıyorum, hatta bu pozitifliği beni sinir bile ediyor ve ağlamaya devam ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arkadaşla yıllar sonra bir anım daha var, onun hayata bakış açısı değişmemiş ancak benim kötümser düşüncelerim artık yavaş yavaş iyimserliğe adım atıyor. Hatırlamıyorum günlerden ne, bir kaç sene önce, dediler ki bugün özel bir gün, kozmik bir şey işte ne olduğunu hatırlamıyorum, güzel şeyler dileyin, iyi şeyler olacak, bu gün ortamda çok fazla enerji var, reiki için çok uygun bir gün vs. vs.. tabi benim bu ruhani olayları taktığım yok. İş yerindeyim, merdivenlerden aşağı koşar adım inerken ayağımı burkuyor ve düşüyorum, yürüyecek gibi değilim, odama kadar taşıyorlar. O gün de şans eseri bu arkadaş bizim iş yerinde, ona küfrediyorum yine, ulan hani bugün enerji vardı da iyi şeyler olacaktı, anasını satayım tüm kötü enerji bende patladı ayağım burkuldu şu halime bak diyorum. Bana diyor ki, belki de bugün iyi enerji olduğu için ayağın sadece burkuldu ve kırılmadı. Keşke dedim ben de hayata bu bakış açısıyla bakabilsem, ne güzel, benim neden aklıma gelmiyor belki de ruhani güçlerin beni gerçekten koruduğu ve ayağım kırılmadığı ve koltuk değneklerine muhtaç olmadığım. Ucundan Polyanna’ya dokunuverelim dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolda bana eşlik eden bir başka insan ise sevgili kocam. Kendisi ne ruhani bir insan, ne de bardağın dolu kısmını görmek için kendini zorlayan biri. Daha ilk günden beri hayatıma hep iyimserlik, sakinlik ve sabır zerkediyor. İzmir’de belediye otobüsü geciktiği için beklemekten sinir krizlerine girdiğim zaman halime çok şaşırmış ve demişti ki, sen kendini üzsen de üzmesen de, bu kadar hırpalasan da hırpalamasan da o otobüs yine geç gelecek, senin ruh halin otobüsün geldiği zamanı değiştirmeyecek. Tak kulağına bir kulaklık, müzik dinle. Haklıydı, ben ne kadar sinir olsam da o sinir bana geri dönüyordu. Onun yıllardır iyimserliği sayesinde hayat biraz çekilir geliyor bana da. Tabi ki asla onun kadar sakin, vurdumduymaz olamıyorum ama artık Ummandaki rehavetin ve tembelliğin de sonucu olarak süpermarkette, bankada ya da herhangi bir yerde sıralarda beklemekten filan gocunmuyorum. O vakitleri kayıp değil, kendi kendime hayal dünyasında geçirdiğim vakitler olarak görüyorum, belki de tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak misali bir durumdayım ancak o laf bile gerçek. Artık yapacak bir şey yok, çaren yok ve duruma maruz kalacaksan eğer direnip de daha fazla kendini hırpalamanın alemi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, bardaktaki doluluğu –bazen bardak gerçekten boş bile olsa- görmeyi ise ortağımın annesi, yoga hocamdan öğreniyorum. Parasızlık ve işsizlikten şikayet ederken bana, bolluk ve bereket içindeyim diye tekrar edip durmamı söyleyen oydu. Ne yalan söyliyim manyak bu hatun demişliğim var. Bardak boşsa boştur arkadaş, ancak sen gönlünü zengin tutacaksın ki zenginlik gelsin seni bulsun demişti. Yılmadım, söylediklerini yaptım, inandım, kendimi inandırmaya çalıştım derken birkaç sene sonra güzel bir iş, güzel bir çocuk, güzel bir ev beni buldu. İlk başta yaptığım belki kendini kandırmaktı ancak bazı şeyler en inanılmayacak zamanda bile ancak inandığın zaman gerçekleşiyor, bunu anladım. Ki ben bunu çok zaman öncesinden biliyordum zaten, insan zamanla unutuyor. Bu yazı böyle kafayı sıyırık yogiklerin Cem Yılmaz’ın taklidini yaptığı gibi mutluluk içimizde, sevgi içimizdesine bezedi ama aslında onlar da hep hayata bakış açısına bağlı. Mutluluk da mutsuzluk da içimizde, doğru, başka bir yerde değil ki, mutluluk somut bir şey değil ki gidip satın alasın. Onu içinden tutup çekmek marifet. Ben zaten mutluluğun da peşinde değilim. Bardaktaki doluluğu da boşluğu da görebilsem yeter bana, sadece birinden birini görmek değil. Boş tarafı gören mutsuz da sırf doluyu görmek de manyaklık bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim sabahki aydınlanmanın nedenine. Geçenlerde buraya yeni taşınan Türk bir çiftle tanıştık, geldikleri için pişmanlar, mutsuzlar, geri dönmek istiyorlar, uzatmayayım. Kız hamile ve aynı hastanede benim doğumumu yapan aynı doktora gidiyor. Ben hem hastanemden hem de doktorumdan acayip memnunum. Normal doğum diyorum, tabi ki diyor, her gittiğmde gereksiz yere ultrasona sokmuyor, hastane temiz vs. her türlü tetkiki yapıyorlar. Ancak hatun burada kriz geçirmiş, doktordan nefret etmiş, hiç bir şekilde güvenmemiş, hastaneden hiç memnun kalmamış vs. vs. vs. ve geri Türkiye’ye dönmüş. Hizmet aynı hizmet, doktor aynı doktor. Tek fark bakış açısı. Bunu sabah yolda önümdeki arabayı sollarken arkama hem tepedeki hem de yan aynadan ayrı ayrı baktığım an farkettim. Çünkü arkadaki aynı araba, birinde var diğerinde yoktu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-2979641746299528271?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/2979641746299528271/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=2979641746299528271' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2979641746299528271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2979641746299528271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/11/bardak-dolu-bos-meselesi.html' title='Bardak Dolu Boş Meselesi'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-1591842150111871465</id><published>2011-11-08T06:44:00.001-08:00</published><updated>2011-11-08T06:44:36.459-08:00</updated><title type='text'>UMMAN’DA EV / MİMARİ ANLAYIŞI ÜZERİNE</title><content type='html'>İki katlı, büyük bahçeli, yüksek beton duvarlı, kocaman metal sürgü kapılı, ark şeklinde pencereli, sur şeklinde teras korkuluklu, açık renkli dış cephe boyası ve çöl renkli iç mekan seramikleriyle tipik Umman evleri: villalar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bir ‘ev’den ne bekler? Önce onu düşünmeliyiz, değil mi? Kafasını sokacağı, yatıp uyuyacağı, yemek pişirip yiyeceği, oturup dinleneceği ya da banyo yapıp temizleneceği mekanlar. Bu bağlamda bir ‘ev’de neler olmalı, en basitinden birkaç oda, banyo ve mutfak. Umman’da ise evler odalar ve banyolar üzerine kurulu. &lt;br /&gt;6 odalı – 6 banyolu, 7 odalı – 5 banyolu, biraz küçülelim dersek (ki zor buralarda küçülmek) 3 odalı – 2 banyolu, çok zorlarsak 2 odalı – ama illa ki 2 banyolu ev bulmak da mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfağa gelecek olursak, orada biraz sıkıntı var. 9 odalı ancak mutfaksız ev gördüm ben. Birbirinden büyük odalar arasına sıkışmış, ışık almayan, minnacık mutfaklar. Evlerde her odada –hol de dahil- klima varken, mutfaklarda sadece tepede dönen fırfırlardan var. Neden mi? Çünkü, Ummanlılar hiç mutfağa uğramıyor. Orası hizmetçi –maid- ler için düşünülmüş, karanlık, sıcak ve havasız mekanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim bahçe ve teraslara. Bahçelerin zemini beton, bahçe duvarları ise 2 metre yüksekliğinde tuğla (muhafaza amaçlı, aman camlardan evin içi görünmesin). Halk arasında teras olarak geçen şey ise -işte en bayıldığım bu- klima dış ünitelerinin ve uydu antenlerin takılı olduğu düzlem. Buraların teras olarak kullanımı önerildiği gibi, yıkamak da mümkün değil (tabi ki su gideri yok). Zaten hiçbir terasın tepesinde de gölgelik yok. 50 derece cehennem sıcağı yaşanan bu ülkede tente ya da gölgelik de kullanmadıkları gibi, hemen hemen her eve ‘kullanılmayan’ teras yapmaktan da kendilerini alıkoyamıyorlar.&lt;br /&gt;İstisnasız her yapıda, terastan ayrı bir merdivenle tırmanılan su deposu koymak amaçlı çıkılan ek bir kattan ise hiç bahsetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkonumu yıkayamamak, perdeci bulup perde taktıramamak, oda duvarında klima boşluğu ile yaşamak zorunda kalmak, ya da uydu anten takacak yer bulamamak gibi evsel sorunlardan sonra bu sefer de tuttuğumuz evde çifter çifter yapılan banyolarda çamaşır makinesi bağlayacak gider, mutfakta ise ne ocak ne buzdolabı ne de bulaşık makinesi koyacak yer yok, allahtan tezgaha bir musluk koymuşlar da mekanın mutfak olduğu böylece anlaşılıyor. Bu durumu ev sahibine söylediğimizde ise gülmekle yetinip, bunların bizim problemimiz olduğu ve nereye koyacaksak kendi yaratıcı çözümümüzle gelmemiz gerektiği cevabını aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve taşınma hikayesi sonra…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-1591842150111871465?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/1591842150111871465/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=1591842150111871465' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1591842150111871465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1591842150111871465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/11/ummanda-ev-mimari-anlayisi-uzerine.html' title='UMMAN’DA EV / MİMARİ ANLAYIŞI ÜZERİNE'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-946964409778249770</id><published>2011-11-08T06:39:00.001-08:00</published><updated>2011-11-08T06:42:59.107-08:00</updated><title type='text'>THE WAVE – Yılan Hikayesine Dönen Uydu Anten Sorunsalı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-VFMRbHKOT7Y/Trk_63qL3cI/AAAAAAAAABg/FTkJAGmvVTA/s1600/DSC_0318.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 113px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VFMRbHKOT7Y/Trk_63qL3cI/AAAAAAAAABg/FTkJAGmvVTA/s200/DSC_0318.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5672635486255701442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-rb4lqREijsc/Trk_uR8mhgI/AAAAAAAAABU/XbSHZ6Vr_0o/s1600/DSC_0258.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 114px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-rb4lqREijsc/Trk_uR8mhgI/AAAAAAAAABU/XbSHZ6Vr_0o/s200/DSC_0258.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5672635269973968386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arap çöllerinde yaşarken Fatmagül’ün Suçu Ne izlmenin suçu ne?&lt;br /&gt;Malum, gurbetteyiz, insan arada bir Türkçe duymaya hasret. Her ne kadar televizyondan haz etmesem de, buralarda iki Türkçe dizi ya da haber izlemek insanın hoşuna gidiyor diye düşünerekten Türkiye’den digitürk getirdik.&lt;br /&gt;Kaldığımız komplex o kadar steril, o kadar kurallı, o kadar bir şeye müsade etmeyen bir yer ki, Çağrı daha digitürkü ısmarlamadan bu uyduyu nasıl bağlayacağız diye karalar bağladı. Oralarda yaşayan dolu Türk var, herkes nasıl yapıyorsa biz de o şekil yaparız diye düşündük. Safız ya!&lt;br /&gt;Milletin evler genelde villa olduğundan tepede kendilerine ait uydu antenleri var ve istedikleri yöne çeviriyorlar. Biz 3 katlı apartmandaki dairelerden birinde kalıyoruz, apartmanın tepede 4 anten var: Arap, Hint, İran ve Mısır  kanalına ayarlı konumda.&lt;br /&gt;İstersen fişini bunlardan birine takıp kanalları izleyebiliyorsun da ne işin olur Hint kanalıyla.&lt;br /&gt;Ancak tepede ekstra uydu koyacak yer yok, evin balkonuna da boltlamak olmaz, ne me lazım, mahkemeye filan verirler. Makul uygulama bina cephesine monteden ise itinayla kaçındık, anteni ev dahilinde çözelim, kimseye bulaşmayalım dedik. Nasıl yaparız ederiz diyerek harcadığımız mesaiden sonra Çağrı kendine has dahiyane bir çözüm buldu; büyük boy plastik bahçe saksılarının içine şantiyede beton döktürüp içine de uydu antenin direğini saplayarak anteni buna sabitledi. Tabi o saksı yaklaşık 80-90 kilo geldiğinden şantiyeden bir kaç mühendis arkadaşın da yardımıyla anteni hep beraber eve çıkardılar.&lt;br /&gt;Biz bu dahiyane çözümle mutlu digitürk izlerken The Wave sorumlularından bir uyarı geldi: Anteninizi acilen çıkartın, görüntü kirliliği yaratıyor. Neymiş balkona koltuk, kanepe, şemsiye, kutu, dolap koyamadığımız gibi uydu anten de koyamıyormuşuz. Görüntü kirliliğiymiş! &lt;br /&gt;Ev sahibini aradık, Ok diyin sallayın dedi. Bir süre salladık, uyarılar ardı arkasına gelmeye başladı. Geleceklermiş, anteni çıkaracak ve faturasını da bize keseceklermiş. &lt;br /&gt;Sonra aklıma bu görüntü kirliliğini gidermek için bir çözüm geldi: anteni boyamak!&lt;br /&gt;Ve bu sanat eserini yarattım: uydu mandala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha uyarı gelmedi, birileri beğendi sanırım :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-946964409778249770?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/946964409778249770/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=946964409778249770' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/946964409778249770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/946964409778249770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/11/wave-ylan-hikayesine-donen-uydu-anten.html' title='THE WAVE – Yılan Hikayesine Dönen Uydu Anten Sorunsalı'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VFMRbHKOT7Y/Trk_63qL3cI/AAAAAAAAABg/FTkJAGmvVTA/s72-c/DSC_0318.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4830234489607535254</id><published>2011-07-21T03:52:00.000-07:00</published><updated>2011-07-21T03:56:10.579-07:00</updated><title type='text'>Arabın İsmi</title><content type='html'>Ummanlı öğrencilerim A4 sayfaya yaptıkları çizimlerin altına öyle bir imza atıyorlar ki çizdikleri şeyden büyük, &lt;br /&gt;evladım küçük yazacaksınız sadece kurşun kalemle, sayfanın köşesine küçücük yazcaksınız diye bağrınıp durayım, &lt;br /&gt;mürekkep ve fırçayla, boardmarkerlarla sayfanın yarısını kaplayan isimler, çizimlerse bozuk para büyüklüğünde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu arapların KOCAMAN isim yazma eyleminin nedenini merak edip dururken Abu Dhabi şeyhi cevabı verdi: &lt;br /&gt;Şeyh adını 1 kilometre boyundaki dev harflerle çöle yazdırmış, iyi mi. Uzaydan görülüyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de öğrencilerimin günahını almışım A4ü kapladı isimleriniz diye, adam adaya 3.2 km uzunluğunda yazmış ismini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4830234489607535254?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4830234489607535254/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4830234489607535254' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4830234489607535254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4830234489607535254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/07/arabn-ismi.html' title='Arabın İsmi'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-1657298043605999581</id><published>2011-01-17T02:17:00.001-08:00</published><updated>2011-01-17T02:17:48.508-08:00</updated><title type='text'>KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?</title><content type='html'>Bebek büyüyor, günler geçiyor. Annem diyor ki ‘hele bir kırkı çıksın da biz de Türkiye’ye dönelim artık’, kayınvalide Türkiye’den telefon açıyor ‘nasıl kırklayacağınızı biliyor musunuz, 40 taş toplayacaksınız…’. Merak ettim. Nedir bu ‘kırk çıkarmak’ ya da ‘kırklamak’?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Dil Kurumundaki açıklamaya göre ‘kırkı çıkmak’, doğumdan ve ölümden sonra kırk gün geçirmek, ‘kırklamak’ ise loğusa veya yeni doğmuş bebek için kırk günü doldurmak veya doğumdan kırk gün sonra bebeği törenle yıkamak anlamına geliyor.&lt;br /&gt;Eskiden yeni doğan bebekler nazardan korunmak ve sağlık nedenleriyle kırk gün sonra dışarıya çıkarılırmış. Ölünün ardından tutulan yas ise kırk gün sonra okunan mevlüt ile son bulurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk nasıl çıkarılır?&lt;br /&gt;Kırklama adı verilen bu aktivite loğusa ve çocuğa ‘kırklar basmasın’ diye tüm akrabaların toplandığı bir seremoni şeklinde yapılır, kırk çakıl taşı alınıp kırklama suyu hazırlanır, bebekle anne bu suyla yıkanır, yıkandıkları suyun içine altın, gümüş, nazarlık atılır -bereketli olsun amaçlı-. Sonra da bebek alınıp uzak bir akrabaya götürülür –bebek uzun ömürlü olsun amaçlı-, akrabalar bebeğe yumurta verir –bebek sağlıklı olsun amaçlı-, annenin kafasına un sürer –bunun amacını bilemedim- vs. vs.&lt;br /&gt;Şamanist inanca göre ise bebek artık kötü güçlerin elinden kurtulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırklamayla ilgili çeşit çeşit inanış var; huysuz ve yaramaz çocukların ‘kırkına şeytan karıştığına’ inanılırmış. Henüz kırkı çıkmamış iki bebeği bir araya getirmezlermiş, aman ‘kırkları karışmasın’ diye –artık karışırsa ne olacaksa ya da karışması nedemekse-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kırkı çıkan ya da çıkarılan –herneyse- bebek değil, anne. Bahsi geçen kırk gün, ‘loğusalık’ adı altında annenin yeniden kendini toparlama ve eski bedensel ve ruhsal haline geri dönmesi için geçen süre. Bu nedenledir ki atalarımız ‘loğusanın mezarı kırk gün açık kalır’ demişler !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin doğumunun kırkıncı günü, ‘kırklar basmasın’ diye, evden çıkarıp konu komşuya götürüyoruz.&lt;br /&gt;Biri öldüğünde ardından kırkıncı gün mevlüt okutup yine konu komşuyu çağırıyoruz.&lt;br /&gt;Peki ya evlenirken kırk gün kırk gece düğün yapıp konu komşuyu yedirip içirmek nedendir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta yediyse, bir ay otuz çekiyorsa ve yaş otuzbeş yolun yarısıysa eğer nedir bu kırkın alameti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyimli olmayan henüz pişmemiş biri neden kırk fırın ekmek yemeli?&lt;br /&gt;Neden hep kırk dereden su getiriyoruz?&lt;br /&gt;Kırk yıl düşünüp de aklımıza gelmeyen şey nedir?&lt;br /&gt;Yemek sonrası neden ya kırk adım atılıyor ya da sırtüstü yatılıyor?&lt;br /&gt;Neden bir acı kahvenin otuz değil de kırk yıl hatırı var?&lt;br /&gt;Nasıl olup da yalancılar bir ayak üzerinde kırk yalan söylüyor?&lt;br /&gt;Gerçekten de bir şeyi kırk kere söylesek gerçekleşir mi?&lt;br /&gt;Neden kırk kere söylenince dilimizde tüy bitiyor?&lt;br /&gt;Kırk küpün neden kırkının da kulpu kırık?&lt;br /&gt;Kimdir bu kırk haramiler?&lt;br /&gt;Suçlulara neden kırk katır mı kırk satır mı diye sorarlar?&lt;br /&gt;Bir delinin kuyuya attığı taşı neden kırk akıllı çıkaramıyoruz?&lt;br /&gt;Bize bir harf öğretenin bile kırk yıl kölesi olmuyor muyuz?&lt;br /&gt;Neden bir şeyleri çok inceleyen kılı kırk yarıyor?&lt;br /&gt;Kırkından sonra azanı gerçekten de teneşir mi paklıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk tarakta bezi olan ben, acaba çocuğumun kırkını çıkarmış mıydım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem diyor ki, sorarlarmış ‘bebeğin kırkını çıkardınız mı’ diye. Evet tuttuk çıkardık : )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-1657298043605999581?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/1657298043605999581/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=1657298043605999581' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1657298043605999581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1657298043605999581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2011/01/kirkini-cikardiniz-mi.html' title='KIRKINI ÇIKARDINIZ MI?'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-433202426636624731</id><published>2010-12-28T04:05:00.000-08:00</published><updated>2010-12-28T04:13:10.295-08:00</updated><title type='text'>DOĞUM (26 Kasım 2010)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TRnTaaC1g8I/AAAAAAAAABE/lXi1xIT0JoE/s1600/yilin%2Bfotosu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 146px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TRnTaaC1g8I/AAAAAAAAABE/lXi1xIT0JoE/s200/yilin%2Bfotosu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555704065959494594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin son iki haftası kalmış, annemler Umman’a gelecek, doktor artık araba kullanma diyor, ben de işten hamilelik iznine ayrılayım artık bari dedim, hem annemlerle gezeriz de biraz, zaten arada kasılmalar da oluyor, şimdi dersin ortasında doğurmayayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba son iş günümdü, Perşembe gecesinin bir körü annemler geldi, Cuma günü uyandık, biraz deniz kenarında gezdik, oturduk waffle yedik, akşama Tayland restoranına gittik, acı tatlı ekşi acı ne varsa yedik bitirdik, eve döndük yattık uyuduk.  Gece 3 sularında benim de sularım hafiften hafiften gelmeye başladı, böyle istemsiz bir akış parça parça. Haydi dedim Çağrıya kalk, gidiyoruz, hastaneyi aradık, dedik durum bu, buyrun gelin dediler, annemler yol yorgunu, daha uyuyamadan ne olduğunu anlamamış vaziyette giyindiler, ancak herkes sakin –ya da bana çaktırmıyorlar- bavulları kaptık çıktık. Yolda sancıların listesini tutuyoruz, kaç dakikada geldi, kaç saniye sürdü vs… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi odamıza aldılar, ilk başlar iyiydi, kasılmalar geliyor gidiyor, bir ebe geliyor, başkası gidiyor, -değişik değişik ebeler var, filipinlisi, ummanlısı, south afrikalısı, ummanlısı- biz Çağrıyla sohbet ediyoruz, sonra yavaş yavaş kasılmalar ön taraftan arka kuyruk sokumuna doğru kaymaya başladı ki, acısı da beraberinde geldi. Sıcak su torbamızı götürmüşüz, kettledan su doldurttuk, ben yatakta yatıyorum, kasılma geldikçe Çağrııııı diye bağırıyorum, kalkıp –bu arada yatıyor bizimkisi kasılma aralarında, uykusundan kalktı ya, huysuz, kasılma araları da 1-2 dakika ha uzun değil, ama bizimki rüya bile görüyor o arada maşallah- gelip sıcak kompres yapıyor… sıcaklar da yetmeyince dedim bana bişeyler lazım, elime bir maske tutuşturdular buyur oksijen kokla diye, kokluyorum kokluyorum, kocaman nefesler çekiyorum içime yok, bi leyla olduğum gerçek ama acılar tüm ağırlığıyla bedenimde, dedim bu yetmiyor, bir ağrı kesici yapsak, olur dediler, muayene edildi kaç santim açılmışım diye, uygunmuş, bastılar popodan iğneyi, yan etki dedim, biraz uyku yapar dediler, anasını satayım uyku değil başka bir diyara uçtum ben, dünya dönüyor dünüyor… ne diyeceğimi unutuyorum, boş boş bakıyorum, tam mallaştım bir ara, ama allah var etki etti, sancılar hafifledi, ya da ben uçtum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı kesici etkisini yitirmeye ve ben yeniden biraz daha bilinçlenmeye başladığımda da doğum odasına aldılar. Kasılma geliyor, doktor ‘ıkın’ diyor, ben ıkınıyorum, hala leyla olduğumdan kasılma aralarında uyukluyorum –bu arada kapının dışında sesimi dinleyen annem aralardaki sessiziliğimden acıdan bayıldım sanıyormuş, oysa huzur içinde bir sonraki kasılmayı bekliyordum-. Çağrı sağı solu inceliyor, aletlere bakıyor, göstergeleri izliyor, doktor bi ara azarladı bunu, aletlere bakacağına karınla ilgilen sen diye, dedim kızmayın, o bir mühendis, işi bu : )&lt;br /&gt;Gerisi şu şekilde gerçekleşti:&lt;br /&gt;Doktor: push push push push push push…&lt;br /&gt;Ebe: biiig push, c’mon, c’mon, biiiig pushh…&lt;br /&gt;Çağrı: it it it it it it it it it it it it it it t it…&lt;br /&gt;Ben: ıııııgggghhhhhh ıgghhhhhhh…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu döngü defalarca tekrarlandıktan sonra en nihayetinde –yaklaşık birbuçuk saat- &lt;br /&gt;Bebek: ıngaaaaaaa, ıngaaaaaa….. –bu arada bebek gerçekten de ‘Ingaaa’ diye ağlıyor-&lt;br /&gt;Ikınırken baya vakit geçtiği için bebek çıkarken de biraz vakit geçer diye düşünmüştüm ama bebek bir anda pırtlayıverdi –zıpırcık pıtırcık işte- ve pırtlamasıyla doktorun bebeği kucağıma atıvermesi bir oldu –zaten kaygandı, bence oraya fırladı-. İlk tepkim çok duygulu olmayabilir ama‘hasiktir’ oldu, Çağrı da şok ‘anaaaa’ diye kaldı oğlan. O anki şaşkınlık, mutluluk, heyecan, titreme gibi karmaşık duygularımı anlatmam mümkün değil ama sevgili biricik elinde kamerayı sallamadan tutamayan kocam o an süper bir iş çıkararak baştaki fotoyu çekmeyi başardı -biraz olsun yüz ifadem bir şeyler anlatır sanıyorsam-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerisi küçük yaratığa alışmak, öylece bakmak, bakmak, aval aval suratına bakmak, küçücük ellerine, ayaklarına, kırmızı dudaklarına, minicik burnuna, komik ötesi tırnaklarına bakmak, bulduğun her yeri öpmek, koklamak, geceleri ağlamayla uyanıp emzirme / altdeğiştirme / gazçıkarma döngüsüne takılıp sabahı etmek, uyurken arada yatağına gidip gidip bakıp bu şimdi bizim çocuğumuz mu allah allah diyip düşünmek…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-433202426636624731?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/433202426636624731/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=433202426636624731' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/433202426636624731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/433202426636624731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/12/dogum-26-kasm-2010.html' title='DOĞUM (26 Kasım 2010)'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TRnTaaC1g8I/AAAAAAAAABE/lXi1xIT0JoE/s72-c/yilin%2Bfotosu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-807987599789401297</id><published>2010-11-03T01:16:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T01:17:13.626-07:00</updated><title type='text'>THE WAVE – Balkonumu Neden Yıkayamıyorum?</title><content type='html'>Söylemesi ayıp, geldik Umman’ın taşlı tozlu sokaklarında, özellikle yabancılar için tasarlanmış, içinde 5 yıldızlı otellerin, alışveriş merkezlerinin, kendisine ait bir marinanın yapılması planlanan dudak uçurtucu fiyatlara sahip komplexinde bir ev de biz kiraladık.&lt;br /&gt;Ev güzel.&lt;br /&gt;Ancak dışı sizi, içi beni yakar misali, ilk bomba balkonu yıkadığımda patladı. Sular balkondaki giderden cumburlop ilk kattakinin bahçeye (sanırsın köy evindeyiz), balkonda gider vara ama aşağı kadar uzanan bir boru sistemi yok ne yazık ki!&lt;br /&gt;Tabi pis sular aşağıda, komşu da anında bizde, neler oluyor diye. Ev sahibi, The Wave yetkilileri (bir takım mimar mühendis takımı), şikayetler, telefonlar, mailler sonucu komplexin mimarisinin böyle olduğu, değişemeyeceği açıklaması yapıldı.&lt;br /&gt;Sonuç? Komşu yoksa suyu salıyorum, varsa Vileda’ya kuvvet çöl tozunu temizlemeye uğraşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de eve kağıt gelmiş, ayın bilmem kaçında kapınızı, pencerenizi aman iyi kapatın, itfaiye aracı gelecekmiş de binaları dışarıdan tazyikli suyla yıkayacaklarmış. Efendim çok kirlenmişler, temiz bir görüntü için komple bina yıkaması yapılacakmış, çiçeklerimizi, hassas mobilyalarımızı içeri almalıymışız. Görülmüş şey değil, merakla bekliyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-807987599789401297?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/807987599789401297/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=807987599789401297' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/807987599789401297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/807987599789401297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/11/wave-balkonumu-neden-ykayamyorum.html' title='THE WAVE – Balkonumu Neden Yıkayamıyorum?'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-850146153813972914</id><published>2010-11-03T00:54:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T01:03:03.528-07:00</updated><title type='text'>İSİM KONUSU</title><content type='html'>Bebeğin ismi konusunda Çağrı’yla uzun zamandır atışıyoruz. Henüz bir karara bağlayamamakla beraber oldukça zıt fifkirlere sahibiz. &lt;br /&gt;Şöyle ki;&lt;br /&gt;Ben ilk başta kız olursa BADEM, erkek olursa CEVİZ olsun dedim. Neymiş, BADEM pavyoncu adı gibiymiş. CEVİZ’e çetin ceviz kırıldın mı diye, BADEM’e de gel seni badem ezmesi yapayım diye dalga geçerlermiş, çocukların bunalımlı bir çocukluk mu geçirmelerini istiyormuşum…&lt;br /&gt;İsim konusunda Çağrı yeteri kadar çekmiş, hala da çekiyor aslında zavallı. Zaten ‘Çağrı Aracı’ olarak başlı başına komik olan bir de ingilizcenin tanımadığı Ç, yumuşak G ve I harflerine sahip olmak işini iyiyce zorlaştırmış. Telefonda söylemesi ya da bir yere adını yazdırması gerekiyorsa adını KAGRİ’ya çeviriyor. Kagri nedir yahu! Ben yine şanslıyım. Enternasyonel sularda adımı sahne ismim (!) olan YASMİN’e çevirdim mi işim kolay. Bu ejnebiler de bir tuhaf! Yasemin deyince hiç anlamıyorlar, Yasmin diyince ‘oo how nice’ ! Sonuçta biz çocuğun da bizim gibi bir dünya insanı  (!) olacağını düşündüğümüzden en azından hayatından Ö, Ü, Ğ, Ş, Ç, I gibi harfleri çıkaralım dedik. Bu nedenle ÇINAR, RÜZGAR gibi isimleri eledik. Sonra BADEM’i ve CEVİZ’i de eledik. SAVAŞ, BARIŞ, DENİZ, DEVRİM, gibi solcu isimleri de olmasın dedik. KUZEY, GÜNEY, DOĞU, BATI yönlerini de eledik. Ben her ne kadar TEMMUZ, NİSAN ve MAYIS’ ı sevsem de ayları da bir çırpıda eleyiverdik. Geldik rüzgarlara, LODOS’u sevmedik, POYRAZ dedik, bunu ortak beğendik yazdık bir kenara, ancak bu konuda da kız-erkek çatışması yaşadık. POYRAZ ben erkek ismi olur derken Çağrı kız ismi olduğunu iddia etti, bir kız için çok hırçın bir isim bence.&lt;br /&gt;Gerçekten orjinal ve güzel isimler olmalarına karşın ADA, DERİN ve SU gibi isimleri de fazla enteller diye eledik. Yeni doğan bebelerin yarısı EFE yarısı EGE, bir diğer kız yarısı da ECE olduğundan bunları da geçtik. Bir takım basit isimlerin sonuna CAN getirmek koşuluyla üretilen ALİCAN, BERKCAN, SUDECAN isimlerine zaten güldük geçtik.&lt;br /&gt;Erkek olarak ZEYTİN ve ERİK’i önerdim. ERİK aynı zamanda yabancı isim de olabiliyordu oysa, ama Çağrı çocuğun bir gün büyüyeceğini ve hep bebek kalmayacağını bana anlattı. 50 yaşına gelecek ve iş güç sahibi olacakmış, ileride ZEYTİN Bey mi diyeceklermiş. Sonra çok klas bir isim buldum: DALGA. Bununla da herkes dalga geçermiş, dalga mı geçiyormuşum. Neden hep kedi, köpek adı buluyormuşum. Tonik, Tekila ya da Likör demedik ki!&lt;br /&gt;Çağrı sonunda madem tuhaf bir isim koyacaksın, o zaman at yarışı listelerine bakalım diyerek FIRTINA ve YALINAY isimlerini buldu, ne yalan diyim, FIRTINA'yı sevdim.&lt;br /&gt;Bebek Umman’da dünyaya geleceğinden NİZWA, MUSCAT, SULTAN gibi isimleri aklımızdan geçirsek de iki saniyeden fazla tutmadık, Arapçayı sevmediğimden Arap isimlerine de kökten karşı bir tavır sergiledim.&lt;br /&gt;Kız ismi olarak BADEM’de takıldığım için çok da alternatif üretemedim. Olmazmış. ÇAĞLA var, neden BADEM olmasın diye bir daha şansımı denedim. ‘Oturaklı’ isim olmalıymış. Sonra KİRAZ’ı önerdim, sebze-meyve isimlerine karşı olmamıza rağmen bunu sevdi. KİRAZ’ın fonetiği güzel de, eski köylü ismi diye onu da bekleme listesine aldık.&lt;br /&gt;Gezegen isimlerini geçtik. Bir aileye bir çiçek yeter diye çiçek isimlerine hiç bakmadık. Haftanın günlerini de unuttuk. Sonra ben kız için MAVİ ismini buldum. Her nasılsa ikimiz de ılımlı baktık bu isme. Çerçi Çağrı hala ‘hele bir doğsun, bebeğe bakıp adını öyle koyalım’ dese de hazırda da birkaç tane tutmakta fayda var. &lt;br /&gt;Hepsi birer çizgi film karakter ismini andıran RAFİ, SABİ, YOMİ, CENİ, BENİ gibi yahudi isimlerine de arada bir güldük.&lt;br /&gt;Bu arada tüm bu itirazlar sırasında kendisi de isim bulmuyor –daha doğrusu türetmiyor_ değil: BAYBORA, COŞKAN, AYDOLU, AYDENİZ, CEYLİMLEY, CEYLİNAZ, ALPERDENCAN gibi...&lt;br /&gt;En kötü, cepte yılların vazgeçilmez isimleri ALİ’yle AYŞE var!&lt;br /&gt;Arada Türkiye’ye döndüğümüzde, memlekete hasretinden olsa gerek Çağrı bir hafta boyunca ZEYBEK diye tutturdu.&lt;br /&gt;Çocuğun erkek olacağı üzerine yorumlar çoğalınca kız isimlerini eledik. Son bulduğumuz MAVİ'nin erkek adı da olabileceğini düşündük. Bunun üzerine de ileride çocuk genel müdür olduğunda (nedense hem müdür oluyor bizimkisi) Mavi Bey olmaz diye çok yorum geldi, buna mukabelen türetilen MAVİ DENİZ, MAVİ BULUT, DERİN MAVİ gibi ikili isimler üzerine düşündük. Ben iki isim olması taraftarı olmasam da, henüz karar verebilmiş değiliz. &lt;br /&gt;Aile yorumları da birbirinden komik. Kayınvalide C harfinin şeklinden ötürü (koruyuculuğu varmış) CEYLİN, CEYDA gibi isimleri önerirken, annem MAVİ için ‘maviii maviii masmaviii’ şarkısını söylemekle yetindi. Tabi bu arada kayınpederin de çocuğa benim babamın adını vermemizi önermesi üzerine, ‘ay el kadar çocuğa da TARIK denir miymiş ayol’ diyerek geçiştirmem de cabası. Dayımın da dedemin adı HAYRİ'nin aslında ne kadar orjinal olduğu üzerine de dedemi ne kadar sevsem de bebeğe dedemin adını vermek istemedim, dedem ayrıydı, çocuksa başka bir karakter olacak. Babamsa işin gırgırında, ABUZİDDİN koyarsak hiç kimse yıllar boyu unutmazmış bizim oğlanı, hep akılda kalan biri olurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta bir ay kadar bir zaman kaldı, isim falan yok ortada.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-850146153813972914?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/850146153813972914/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=850146153813972914' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/850146153813972914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/850146153813972914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/11/isim-konusu.html' title='İSİM KONUSU'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-3476836989116026677</id><published>2010-11-03T00:50:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T00:52:45.958-07:00</updated><title type='text'>UMMAN YENİDEN</title><content type='html'>Bebeği nasıl bir memlekette dünyaya getireceğim diye düşündüğümde, aslında Oman’ın Türkiyeme göre çok daha modern, düzenli ve çok daha mantıklı bir yer olduğunu farkediyorum. Yarını belli olmayan memleketimde her gün ‘bugün ne olacak acaba’ diye yaşamaktansa, burada ‘daha kolay ve basit’ bir yaşam sürmek belki de en huzurlusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1659-1744 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu işgali altında olan Oman asıl gücünü 1970’te Sultan Qaboos’un başa gelmesiyle kazanıyor. 40 senedir bu ülkeye hem Silahlı Kuvvetlerin başı, hem Prime Minister, hem Savunma Bakanı, hem Dışişleri Bakanı olan SQ 16 yaşında İngiltere’ye eğitim görmeye gidiyor ve ülkesine dönüp başa geçmeden önce de 6 sene dünyayı geziyor. Sultan tahta geçtiğinde daha önceleri İngilizlerin, Portekizlilerin kolonisi olmuş bu ülkeyi toparlayarak ortaya bir Sultanlık çıkarıyor. Hiç de adı gibi olmayan bu adam ülkede eğitimde, ulaşımda, ticarette kadın haklarında bir ton gelişmelere ve yeniliklere imza atıyor, refah seviyesi yükseliyor, milli gelir artıyor. Onun sayesinde ekonomi güçleniyor, savunma sanayi gelişiyor, eğitim artıyor, kadın da erkek gibi haklardan yararlanmaya başlıyor, kendi vatandaşına önem veriyor öncelik tanıyor, okula giden öğrenciye maaş bağlıyor, evlenen çiftlere kredi ya da arsa sağlıyor…&lt;br /&gt;Din –bizdeki aynı din-, bu ülkenin ne ilerlemesine ne de gelişimine engel oluyor. Bir ülkenin kültürel kimliğini değiştirmeden modernleşmenin başarısı açıkça görülüyor burada. Ve ülkede bir karışıklık yok, ne terörist var, ne hırsızlık, ne sapıklık, ne cinayet, ne birşey. Kurallar katı, polis güçlü. Trafikte yakalandın mı polise rüşvet teklif etmek hapisle sonuçlanıyor. &lt;br /&gt;Bir takım yasaklarsa yasal değil. Evet ülkede içki satışı yok ama bu alkol tüketemeyeceğin anlamına gelmiyor ya da kadınlar çarşaflı ama bu örtünmek zorunda oldukları için değil. Bu tip kurallar toplumsal kurallar. Bir Ummanlı kadın pekala da saçını başını açabilir ve bir bara gidip içip dansedebilir, kimse kırbaçlanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede hiç bir besin üretilmiyor desem yeridir, ne sebze ne meyve, tüm gelir kaynağı topraktan hunharca fışkıran petrol. Öyle Dubai gibi turizm gelirleri de yok. Uğraştıkları tek görünür problem trafik. Ülkenin her yanı otoban. Petrolün sudan ucuz olduğu ve otomobile vergi alınmayan bir ülkede yaşadığımızdan kişi sayısı kadar da otomobil var ve haliyle yollar araba dolu. Toplu taşıma konsept olarak gelişmemiş, ne tren, ne otobüs, ne minibüs, ne de şehir içi otbüslerine rastlamak pek mümkün değil. Ehliyet genç yaşta veriliyor, yollar geniş ve bakımlı olduğundan hız limitleri yüksek. Dolayısılyla da araba kazaları burada ölüme neden olan en büyük etken. Bu sorunu da çözerlerse buranın daha da yaşanır bir yer olacağından şüphem yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-3476836989116026677?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/3476836989116026677/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=3476836989116026677' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3476836989116026677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3476836989116026677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/11/umman-yeniden.html' title='UMMAN YENİDEN'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-2082041217439024838</id><published>2010-11-03T00:45:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T00:50:10.402-07:00</updated><title type='text'>ARABIN KASIRGASI  - ‘cyclone’ Mayıs 2010</title><content type='html'>Heryerden uyarılar geliyor. Yağmur yağacak, çok şiddetli yağmur yağacak, fırtına kopacak, kasırga olacak, deniz kenarına inmeyin, arabanızı dışarıda bırakmayın, park yerine alın, vadiden geçmeyin, her şeye hazırlıklı olun, hatta mümkünse evden çıkmayın.&lt;br /&gt;40 derece sıcaklıkta yazın ortasındayız, kışın bir iki kere yağmur yağmış, Umman meterolojisinden bildiğimiz bu. &lt;br /&gt;Bu nedenle pek ciddiye almıyoruz.&lt;br /&gt;Sultan ‘cyclone’ (kasırga) nun şerefine bir günü tatil ettiğini ilan ediyor. Cep telefonlarına oradan buradan sürekli uyarılar yağıyor. Hadi diyoruz, su da bitmek üzereydi, su alalım bari. Markete giriyoruz ki sular tükenmiş! İnternete girip forumları okuyoruz, 100 km hızla gelen rüzgardan bahsediliyor. Dubai’ye uçak biletleri tükenmiş, herkes kaçmış bile. Hay allah, durum herhalde ciddi deyip Carrefour’a gidiyoruz. Ortam mahşer alanı gibi, sular tükenmiş, ekmek bitmiş, metrelerce uzayan kuyruklarda insanlar 5 kiloluk prinç, un, her türlü bakliyatları arabalara yüklüyor. İnsan neye uğradığını şaşırıyor. Litrelik sulardan alıyoruz, 20, yok yok yetmez, 40, yoksa 60 litre mi alsak?&lt;br /&gt;Bekledik, bekledik, sular kesilir diye evdeki damacanaları doldurduk, elektrik kesilir diye mum kibrit aldık… Görüp görebileceğimiz ‘cyclone’ yaz yağmuru çıktı iyi mi! Ortalık bir serinledi, bir kaç gün hava bir kaç derece düştü, güneş bir yüzünü sakladı ve her şey bitti gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek: (Resmi olmayan açıklamalara göre, ülkenin başka bir şehrinde akacak yer bulamayan – çünkü olmayan- yağmur suları nedeniyle sel olmuş ve yaklaşık 10 kadar kişi hayatını kaybetmiş.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-2082041217439024838?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/2082041217439024838/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=2082041217439024838' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2082041217439024838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2082041217439024838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/11/arabin-kasirgasi-cyclone-mays-2010.html' title='ARABIN KASIRGASI  - ‘cyclone’ Mayıs 2010'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7860483028865766845</id><published>2010-09-07T00:49:00.000-07:00</published><updated>2010-09-07T00:52:25.663-07:00</updated><title type='text'>Ramazan Bayramı</title><content type='html'>Buradaki adı: Eid-ul-Fitr (Arapçadan düz çevirirsek ‘arınmak için kutlama/bayram/festival’ anlamına geliyor) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umman’da Ramazan tüm canlılığıyla –daha doğrusu cansızlığıyla hissediliyor-. Dükkanlar genelde kapalı, canları istediğinde bir iki saatliğine açıyorlar. Polis departmanı haftanın yarısı çalışıyor, yarısı yok. Ülke kurallarına göre Müslümanları Ramazan ayı boyunca günde 6 saatten fazla çalıştırmak yasak, bu nedenle 8’de başlayan iş başı 2’de bitiyor. Restoranlar desen hepten kapalı. Zaten sokaklarda yemek içmek yasak. Çaktırmadan tıkınacaksın. Eğer dışarıdaysam umumi tuvaletlere girip yiyorum ne yiyip içeceksem, zamanında Fransız bir yönetmenin çektiği bir filmde vardı, insanlar kendilerini tuvaletlere kapatıp tepsilerini alıp yemek yiyorlardı – gerçi yemek sofrasının etrafında da alafranga tuvaletlerde oturarak hacet gideriyorlardı, o da ayrı-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bayram geliyor, ancak her zamanki gibi kesin tarihi son 2 gün içinde belli oldu. Ayın durumuna bakarak (ilk görünen hilal olması gerekiyor, yani Ramazan ayının bitimi ve bir sonraki ay olan Shawwal ayına geçişi simgeliyor) karar veriyorlar. Diyoruz ki, artık eldeki imkanlarla 500 sene sonraki ayın durumunu tahmin edebiliyoruz, neden teknolojiden faydalanmıyorsunuz? Ancak onlar da şöyle diyor: 'tabii, ayın durumu belli, ama yine de emin olmak için ‘Ay Hilal Komitesi’ ülkedeki en yüksek dağ olan Jebel Shams’ın tepesindeki teleskoptan bunu teyit ediyor’ ve son gece ‘evet ayın durumu artık Ramazanın bitimi ve Bayramın başlaması için uygundur’ kararı çıkıyor. Astronomi henüz o ince ayarları önceden tahmin edecek kadar ileri değilmiş, her zaman her şey yüzde yüz doğru çıkmadığından Müslümanlar kendi gözleriyle ayın durumunu görüp karar vermek istiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü yazıya da ‘Eid Mübarek’ diyerek son vermek istiyorum, &lt;br /&gt;İyi Bayramlar :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7860483028865766845?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7860483028865766845/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7860483028865766845' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7860483028865766845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7860483028865766845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/09/ramazan-bayram.html' title='Ramazan Bayramı'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-998731102919270485</id><published>2010-09-05T03:28:00.001-07:00</published><updated>2010-09-07T00:49:00.759-07:00</updated><title type='text'>OMAN - Alışveriş listesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TIXqqmaKjQI/AAAAAAAAAA4/G27GEZDpOJ4/s1600/Snapshot+2010-09-05+13-30-58.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 230px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TIXqqmaKjQI/AAAAAAAAAA4/G27GEZDpOJ4/s320/Snapshot+2010-09-05+13-30-58.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514071336370736386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Haziran 2010&lt;br /&gt;Umman’da ne yiyip ne içiyorsun diyenlere cevabımdır.&lt;br /&gt;Yanda gördüğünüz haftalık market alışverişleriş fişlerimizden herhangi biri. Buraların toprağından petrol harici pek bir şey çıkmadığı içindir ki, göründüğü üzere Avustralya mandalinası, Filipin muzu, Mısır Fransız fasulyesi, Şili armutu, Hollanda marulu, Umman hıyarı, Birleşik Arap Emirlikleri turpu, İran karpuzu, Yeni Zelanda bifteği, vs. vs…&lt;br /&gt;Bir hafta kaldı, her şeyin Türk usülünü yemek için can atıyorum: Türk böreği, Türk mantısı, Türk suluköftesi, Türk yaprak sarması, Özellikle de envayi çeşit Türk kırma zeytini !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-998731102919270485?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/998731102919270485/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=998731102919270485' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/998731102919270485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/998731102919270485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/09/oman-alsveris-listesi.html' title='OMAN - Alışveriş listesi'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sqJjJzpksP4/TIXqqmaKjQI/AAAAAAAAAA4/G27GEZDpOJ4/s72-c/Snapshot+2010-09-05+13-30-58.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4666181414859991642</id><published>2010-09-05T03:24:00.000-07:00</published><updated>2010-09-05T03:24:35.652-07:00</updated><title type='text'>Sınıf Halleri</title><content type='html'>Erkekler yüksek sesle konuşmuyor çünkü kızlardan çekiniyor, kızlar yüksek sesle konuşmuyor çünkü erkeklerden çekiniyor. Bir soru sorunca haliyle kimse seni cevaplamıyor. Sınıf put gibi susuyor. Mıy mıy mıy bir uğultu geliyor, içlerine doğru konuşuyorlar sanki. Kendi kendime anlatıp kendi kendime sorular sorup cevapları da kendim veriyorum.&lt;br /&gt;Aslında eğitim öğretimi kız erkek karışık yapmaları işleri daha da zorlaştırmış. Fotoğraf dersi veriyorum. Kızlar erkeklerin yanında fotoğraf çekerken eğilmek, ayağa kalkmak, bükülmek  -kısacası normalden ufacık da olsa farklı bir vücut duruşu sergilemek- istemiyolar. Gel de bunlara farklı açılardan fotoğraf çekmenin inceliklerini anlat. &lt;br /&gt;Stüdyolarda kocaman kocaman masaları var, ama dedim ya kollarını yana açmıyolar bile, bir masada dipdibe üç kişi otuuruyorlar, aralarında mıknatıs var sanki, kızlar dipdibe, erkeler beraber dipdibe, birbirlerinden 2 santim bile ayrılmıyorlar, -sürüden ayrılanı kurt kapar-. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam ülkesinde Fotoğraf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook kullanmıyorlar, çünkü fotoğraf çektirmiyorlar, ya da çektirdikleri fotoğraflar devlet sırrı gibi saklı, kimselerle paylaşmıyorlar. Bizdeki gibi kimlikte ya da pasaportta yüzün saçın açık fotoğraflar yok, kimliklerde hepsi başörtüsüyle ya da peçeyle kapalı, kimseyi birbirinden ayırt etmek mümkün değil.&lt;br /&gt;Objektifi onlara doğrulttuğumda kızlar fotoğrafta çıkmak istemiyorlar, hemen yüzlerine peçelerini çekiveriyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4666181414859991642?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4666181414859991642/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4666181414859991642' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4666181414859991642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4666181414859991642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/09/snf-halleri.html' title='Sınıf Halleri'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-5678374430078611092</id><published>2010-04-08T12:32:00.001-07:00</published><updated>2010-04-08T12:32:27.653-07:00</updated><title type='text'>BİZİM EVİN HALLERİ</title><content type='html'>Geçtim bir evi, ben Çağrı'ya kadar daha önce kimseyle odamı, oyuncağımı, yemeğimi bile paylaşmamış bir tek çocuk olarak, bir anda bambaşka bir memlekette sekiz kişi bir villayı paylaşmak enteresan bir deneyim oldu aslında (eminim ki sırf benim için değil, herkes için geçerli bu).&lt;br /&gt;Seçmece değil ki, herkes ayrı bir cins ansını satayım.&lt;br /&gt;Birisi yoğurt yiyemez, biri patlıcan, birisine koltukların kumaşı dokunur, biri yumurta kokusuna dayanamaz elinde cif bulduğu tavayı tencereyi parlatır, biri belinde hüllahop evin içinde dolanır, biri hergün ayrı bir tat salata peşindedir, biri klimayı açar biri kapar, biri TV nin sesini açtıkça açar biri kumandayı alır tamamen kapar...&lt;br /&gt;Her şeyin en doğrusunu bilen ve her şeyi pazarlıkla en ucuza alabilen T., hergün EbruŞallıyla pilates kulvarlarında koşan B., kimsenin Türkçeyi nasıl bu kadar iyi konuşabildiğini çözemediği taze nişanlı –Arjantin Caddesi- A., evin genç heyecanlı ve yaramaz çocuğu cim-bom tutkunu –Sakarya Caddesi- K., yeni hamile kendini bir koltuktan diğerine zor atan sürekli üşüyen S. ve sessiz balıkçı baba adayı M. –sessiz olduğuna bakmamak gerekiyormuş, zira kod adı 'bombacı'-. Sevgili kocacığıma da 'şaşkın' sıfatı uygun gelir mi acaba? Kendine has diliyle konuşan, boş zamanlarında spec okuyan, her gün sabah evden çıkarken illa birşeylerini biryerlerde unutan efsanevi Ç. Ve her gün 3 saat yol tepip genç ummanlılara tasarım öğretecem diye sinir krizleri geçiren devlet işçisi ben.&lt;br /&gt;Evde neler oluyor? Bizim evde haftada bir maç izlenir –dumanaltısıyla gelir-. Fiks çay demlenir Aşk-ı Memnu izlenir, yorum üstüne yorum yapılır –Bihter ve Behlül kusucaz-. Her hafta bir ocak intahar eder, bir ampul patlar, elektrik kordonu yanar, sigorta atar vs. İki günde bir çamaşır askısı sende miydi bende miydi tartışması yaşanır, bu haftasonu neredeyiz lafı illa ki Trader Vic'sle son bulur... her akşam birbirinden lezzetli yemekler yenir, ve yine her akşam 'nereye taşınıyormuşuz' geyiği döner, temzilikçiler suyu eksik bırakır, ÇınarFormen mutlaka bi uğrar hal hatır sorar, yemek masası bir oraya bir buraya taşınır, projeksiyon bir aşağı iner bir yukarı çıkar, araba birgün vardır birgün yoktur, mütemadiyen tatil-Dubai-Maldivler-düğündernek  vs. planları yapılır. CCC geldi, TAV gitti, boru döşendi, beton döküldü, taş taşındı, kazık çakıldı, MustafaNebil ordan buraya zıpladı, şurdan buraya hopladı geyikleri de cabası...&lt;br /&gt;Falan filan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-5678374430078611092?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/5678374430078611092/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=5678374430078611092' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5678374430078611092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5678374430078611092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/04/bizim-evin-halleri.html' title='BİZİM EVİN HALLERİ'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-5509889251370716602</id><published>2010-03-02T11:08:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T11:08:32.134-08:00</updated><title type='text'>Toplantılar</title><content type='html'>Bu işyerleri ne acayip. Önce tüm çalışanlar bir araya gelip toplantı yapıyor. ‘Bunu bunu bunu’ ve de ‘şunu şunu şunu’ yapmalıyız diye kararlar alınıyor. Aradan bir süre geçiyor. Sonra yeni bir toplantı daha yapılıyor; ‘bunu bunu bunu’ önce, ‘şunu şunu şunu’ ise sonra yapmalıyız deniyor. Aradan yine vakit geçiyor. Eyvah çok geç kaldık, bakalım neler yapılmış diye yeniden toplantı yapılıyor. Aman allahım, birşey yapılmamış, vakit yetmeyecek, biz en iyisi ‘bunu bunu’ ve ‘şunu şunu’ iptal edelim, onun yerine sadece ‘bunu’ ve ‘şunu’ yapalım kararı alınıyor. Herkes bir oh çekiyor. Bir miktar daha vakit geçiyor. Yine bir toplantı; ‘bu’ ve ‘şu’ yapılmamış, en iyisi ‘bunu’ ‘onlar bunlar şunlar’, ‘şunu’ da ‘şunlar bunlar onlar’ yapsın deniyor. Yine vakit geçiyor. Bir sonraki toplantıda herkes şikayetçi, konuyu pek bilmediklerini icra ediyorlar: ‘onlar bunlar şunlar’ ‘onu’ değil de ‘şunu’, ‘şunlar bunlar onlar’ ise ‘şunu’ değil de aslında ‘bunu’ yapsalar daha iyi olacağı sonucuna varılıyor. Derken vakit geliyor ve sonunda ‘birisi’ ‘birşey’ yapıyor. Bitiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-5509889251370716602?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/5509889251370716602/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=5509889251370716602' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5509889251370716602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5509889251370716602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/03/toplantlar.html' title='Toplantılar'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-865858969239111873</id><published>2010-03-02T11:07:00.002-08:00</published><updated>2010-03-02T11:08:10.389-08:00</updated><title type='text'>Arapçayı Nasıl Öğrenemiyorum</title><content type='html'>Arapçayı nasıl öğrenemiyorum? Öğrenemiyorum işte. Ne bir istek, ne bir heves, ne bir ilgi var. Tek kelimesini bile konuşmak istemiyorum. Ben ki dil öğrenmeye yatkın bir yapım vardır; ingilizce, fransızca, ispanyolca, italyanca hepsine merakım sonsuz, hatta kimsenin konuşmadığı endonezya dilini bile öğrenmeye yeltenmişliğim var ama arpça I-Iıhh! Bi soğuk, bi itici, bi çirkin, bi de zor işin açıkçası, zaten yazamadığın okuyamadığın dili nasıl öğrenirsin? Bir de neden öğrenirsin? Sanırım ben bir neden bulamadım!&lt;br /&gt;Atatürküme sonsuz teşekkürler ki zamanında bizi bu zor ve kaba dilden kurtardığı ve latin alfabesiyle tanıştırdığı için. Her ne kadar Atatürkü buralarda büyük diktatör olarak tanısalar da harf inkılabını –ve tüm diğerlerini de- saygıyla karşılıyorum – bu arada Atatürk’ü İstanbul’u fetheden kişi olarak tanıyan da mevcut-.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-865858969239111873?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/865858969239111873/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=865858969239111873' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/865858969239111873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/865858969239111873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/03/arapcay-nasl-ogrenemiyorum.html' title='Arapçayı Nasıl Öğrenemiyorum'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-6523609695857129340</id><published>2010-03-02T11:07:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T11:07:33.242-08:00</updated><title type='text'>İslam Ülkesinde Flört</title><content type='html'>Herhangi bir yazıya böyle bir başlık atılabilir, ancak burada böyle bir konu mevzu bahis bile olamaz.&lt;br /&gt;Konuyu daha içerikli anlayabilmek için Rajaa Alsanea’nın kaleme aldığı ‘Girls of Riyadh’ (Riyad’ın Kızları) başlıklı romanı alıp okudum. Acaba Arabistan’da durum nedir diye. Yazar, genç Arap kızları ve erkekleri arasında gizliden gizliye yaşanan flörtleri, gençlerin nerelerde nasıl tanışıp, internet ya da cep telefonu gibi bilimum iletişim araçları sayesinde nasıl kimselerin haberi olmadan haberleştiklerini, konu evliliğe gelince ailelerin olayları nasıl karıştırıp seven gençlerin bir türlü evliliklerine razı olmadıklarını, evlilik öncesi yaşanan cinselliğin getirdiği sonuçları, örnekleyerek güzel bir öykülemeyle anlatmış.&lt;br /&gt;Durum burada da farklı değil. Tabi ki dışarıdan gözlemleyen biri olarak ne onların hissettiklerini hissedebilirim ne de yaşadıklarını anlayabilirim. Ancak tanık olduğum, duyduğum ve gözlemlediklerim şöyle: Aynı restorana giden kız ve erkeğin farklı masalara oturup yemeklerini sipariş edip tüm gece boyunca mesajlaşarak birbirleriyle haberleşip arada bir kaçamak bakışmaları, deniz kenarındaki yürüyüş yollarında ağaçlar altında gizliden gizliye gezen kolkola gençler, okulda kız ve erkek tarafı birirleriyle konuşmadıklarından fotoğrafçılık dersinde fotoğraf makinesine çiçek fotoğrafları çekip değiş tokuş edip bunu sevdiğine göndermeye çalışan ve bu değiş tokuş sırasında sınıfta tarafsız kişi hoca olarak beni kullanan öğrenciler, tasarım öğrencilerinin‘Kişisel Günlük’ adlı derste defterlerine yazdıkları aşk ve acı dolu şiirler, çizdikleri kalpler ve sevgililer, gönül yaralarını ve tutsaklıklarını görsel olarak anlatış biçimleri…&lt;br /&gt;Anlıyorsun ki kimse birbirinden farklı değil, onlar da özünde seviyor, aşık oluyor, yanıp tutuşuyor, dışarı vuramadıkça da içte dallanıp budaklanıyor herşey. &lt;br /&gt;Bu konu üzerine araştırmalarım devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-6523609695857129340?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/6523609695857129340/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=6523609695857129340' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6523609695857129340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6523609695857129340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/03/islam-ulkesinde-flort.html' title='İslam Ülkesinde Flört'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-2327999948452526211</id><published>2010-03-02T11:06:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T11:06:42.371-08:00</updated><title type='text'>Trader Vic's</title><content type='html'>Geçmişi 1934lere dayanan ve dünya üzerinde yirmiküsür yerde bulunan bu restorant-bar karışımı mekan Muscat’ta Intercontinental Hotel içinde konuşlanmış en sevdiğimiz ve her hafta abonelisi olduğumuz yer.&lt;br /&gt;Eğlence, alkol, bar ve café yoksunu bu şehirde Trader Vic’s e artık o kadar çok geliyoruz ki, ‘bakın biz her hafta geliyoruz’ diye indirim olayına bile girdik allahın Interconunda    -evet Türküz-. Canlı müzik yapan grup, hayatımda rastladığım en canlı ve heyecanlı ve eğlenceli cinsten; 3 güzel bayan ve bir şapkalı adamda oluşan Kübalı bir grup. &lt;br /&gt;Kapalı memleketin kapalı kapılar ardındaki çılgın geceleri, bir yanda beyaz entarisiyle tütsü kokan omanlı bir adam, diğer yanda sutyensiz koca memeleriyle samba yapan brezilyalı dolgun hatun, bu memleketi seviyorum :) &lt;br /&gt;Perşembeleri (buranın Cumartesisi) bardaki herkes tanıdık –Datça moduna bağladık-. İlk başlarda çekinerek salsa yaptığımız yabancılar bile artık tanıdık, her hafta Trader’da buluşuyoruz. Zaten ortam TAV’ın (Çağrı’nın çalıştığı şirket) lokali gibi oldu maşallah, müşterilerin yarısı genç Türkler –mimar ve sürüsüne bereket mühendis-.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-2327999948452526211?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/2327999948452526211/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=2327999948452526211' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2327999948452526211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2327999948452526211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/03/trader-vics.html' title='Trader Vic&apos;s'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-1001551761438964588</id><published>2010-03-02T11:04:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T11:05:48.894-08:00</updated><title type='text'>Kültürel Kodlar</title><content type='html'>İnsan kendi kültürü dahilinde yaşadığında diğer insanları ayırt ederken içselleştirdiği bazı kodları kullanır farkında olmadan. Misal bizim toplumda, yumurta topuklar, pala bıyıklar, göbeği kemerinin üzerine düşmüşler, kaşı delikler, platin sarısı çakma sarışınlar, tişörtü kotun içine sokanlar, gömleğin yaka düğmelerini açık bırakanlar, hermes çanta takanlar… hepsi kişinin ait olduğu / inandığı / sosyal / kültürel / politik yapının getirdiği somutlaşmış estetik kodlardır. Kişinin şivesi, kelimeleri yuvarlama şekli, araya farklı ekler sıkıştırması, vurgusu ise nereden geldiğinin, nereli olduğunun duyusal kanıtıdır.&lt;br /&gt;Arabesk dinleyen, Türkçe pop dinleyen, metal dinleyen her bir kişi birbirinden farklıdır.&lt;br /&gt;Ancak farklı bir kültüre, farklı bir dilin içine girdiğiniz zaman sanki herkes aynı gibi gelmeye başlar size. Bu Avrupa’ya da gitseniz, Asya’ya Uzak Doğu’ya da gitseniz -eğer orada sadece bir ziyaretçiyseniz- aynıdır. Onlar sanki hep bir karaktersizdir fark ettiyseniz, kişiliksiz, sadece Avrupalı, Arap ya da Asyalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak orada bir süre yaşamanız gerekir ki toplumun kodlarını yavaş yavaş çözmeye başlayın. Hele de körfez gibi, herkesin bir örnek giyindiği bir toplumda yaşıyorsanız işiniz daha da zor. Dil zaten büyük bir bariyer. Artık ufak tefek nüanslara takılır gözünüz. Erkeklerin kepleri takış, yemenileri bağlayış tarzı, kızların başlarını bağlama şekli gibi.&lt;br /&gt;Bu kodları yavaş yavaş kendimce çözüyorum ben de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-1001551761438964588?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/1001551761438964588/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=1001551761438964588' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1001551761438964588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/1001551761438964588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/03/kulturel-kodlar.html' title='Kültürel Kodlar'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4680719597934807814</id><published>2010-02-13T01:56:00.000-08:00</published><updated>2010-02-13T01:58:43.367-08:00</updated><title type='text'>2 günde DUBAI komşu şehri</title><content type='html'>Oteller ayırtıldı, rezervasyonlar tamam, araba kiralandı, sigortası yapıldı, paralar bozduruldu, pasaportlar, bavullar herşey hazır; körfezin göz bebeği Dubai yolundayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün iki gece vaktimiz olduğu için dolu dolu planlanmış bir programımız var, haliyle koşturuyoruz. İş çıkışı 6 saatlik bir yolculuğun ardından gece 11 sularında otele bile uğramadan, kendimizi Jumariah Beach Hotel dalgakıranının ucuna inşa edilmiş 360 adlı bara atıyoruz. Merakımızı bir kokteyl süresince giderdikten ve biraz da manzara sarhoşu olduktan sonra Dubai sokaklarında otelimizi aramaya koyuluyoruz. Dubai’nin basit ama ilk başta öğrenmesi güç bir yol sistemi var, dönüşü kaçırdın mı kaçırdın demek, yol gittikçe gidiyor ve şehirden çıkıyorsun, öyle ‘şurdan dalayım da bir U dönüşü yapayım’ burada işlemiyor. Yer ayırttığımız oteli güç bela bulduktan sonra park yeri olmaması ve sevimsiz resepsiyon görevlisinin ‘arabayı istediğiniz yere parkedebilirsiniz’ bilgisi üzerine sabah uyandığımızda arabayı park cezası yemiş biçimde bulmak biraz üzse de iki gün buradayız, keyfimizi kaçırmaya gerek yok diye düşünüyoruz. Daha yapacak çok şey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk istikamet Dubai sahilinde denizin doldurularak kurulduğu Palmiye'de (The Palm) inşa edilmiş dünyaca meşhur bin küsür odalı Atlantis resortu. Bir diğeri de Bahamaların başkenti Nassau’da bulunan ve 5 yıl önce ziyaret edip akvaryumuna ve muazzam casinosuna hayran kaldığım bu otelin Dubai’de açılan ikinci versiyonunu da görmekte hiç tereddüt etmiyorum. Aslında, otelde kalmaya değil de su parkında eğlenmeye ve devasal akvaryumlarını görmeye gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aquaventure (su parkı) dayız. Burası hem çocuğa hem yetişkine hitap eden cinsten, gidilip deneyimlenmesi gereken bir eğlence merkezi. Otantik bir kaleden inen su kaydırakları, köpekbalığı havuzunda tüneller, yapay sahil, yapay dalgalar, rafting yapılan dereler, birbirinden çeşitli su kanalları, şelaleler vs. tüm günümüzü yorularak geçirmemizi sağlıyor. Oradan Lost Chambers (kayıp odalar) adlı binlerce balık çeşidinin bulunduğu akvaryumlar bölümüne geçiyoruz –akvaryum dediğime bakmayın, büyük havuzlar diyelim-. Otelin inşaatı sırasında bulunan geçit komplekslerinin binlerce yıl öncesinden kalma kayıp şehir Atlantis’in kalıntıları olduğu ileri sürülüyor. Bu hikaye doğru mu bilemem ama bu sualtı labirentlerinin hakkını vermek gerek. Envayi çeşit balığın bulunduğu tertemiz, çok şık bir şekilde tasarlanmış görsel bir şölen sunan bu zengin akvaryumlarda insanın kendini kaybetmemesi mümkün değil (fotolar facebookta).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam üzeri burayı da bitirdikten sonra sıra Dubai sahilinin efsanevi oteli 321 metrelik ‘Arap Kulesi’ anlamına gelen Burj Al Arab otelinde. Zamanla yarışıyoruz ya, Aquaventure sonrası arada otele gidip üzerimizi değişecek vaktimiz yok; dünyanın en pahalı otelinden bir diğerine giderken otelin park yerinde birimiz arabanın içinde, birimiz arkasında, birimiz iki kapısını açmış arasında plaj kıyafetlerimizden kurtulup araba bagajında getirdiğimiz ütülü giysilerimizi giyiyor, saçımızı başımızı tarıyor, makyajımızı yapıyor ve yola düşüyoruz.  Burj Al Arab modern bir yatın yelkeni olarak düşünülmüş olduğundan suyun içinde olması da normal sanırım, karadan bir köprüyle otele bağlanıyoruz. İçeri öyle elini kolunu sallayarak giremiyorsun tabi. Biz de binanın 27. katındaki çıkıntıda yer alan Skyview Bar’da yer ayırtmışız. Kapıda kırış buruş rezervasyon kağıdımızı gösterip, son model arabaların arasında biz de kiralık arabamızı valeye teslim edip içeri dalıyoruz. Müşterilerin tercihine bağlı ister Rolls Royce’la isterse helikopterle otele getirildiği yerde dışarıdan bizim gibi gelenlere de kıyafet kuralı getirilmiş, terlik yok, şort yok, kot yok… Ben de fırsat bu fırsat tüllü güllü tacımı takıyorum, maksat rüküşlük olsun. İşin ilginç yanı yedi yıldızlı otele geliyoruz, musluklar altından, keklere pastalara altın tozu serpiliyor diyolar; kapıdaki görevli bize hurma ikram ediyor. Arap yine arap yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki en büyük otel binası olma şerefine nail olan bu bina uzaktan mimarisi, estetik yapısı ve ihtişamıyla göz boyuyor, dibine kadar sokulup da kafamı tepeye kaldırdığımdaysa büyüklüğü ve eğrisel yapısından gerçekten etkileniyorum. İçerideki dekoru çok da anlatmaya gerek yok, yedi yıldızlı otele yaraşır biçimde dolu dolu. Lobideki su şovu, asansörleri, tuvaletleri, koridorları hepsi ince ince düşünülmüş, en sevdiğim kısım ise binanın lobisinin tavana kadar boş olması. Dışarıdan görülen o büyük kütle tamamiyle dolu değil, ortası boş anlayacağınız, bu da mekana çok büyük bir ferahlık veriyor. Ancak binanın dışı içine göre çok daha tasarım ve sade kalıyor bence. Barımızda kokteyl üzerine kokteyl deviriyoruz; söylemekte fayda var servis gerçekten iyi ve fiyatlar da atla deve değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi günü Dubai’de herkesin yaptığı şeye, alışverişe ayırıyoruz. (Yine) dünyanın en büyük alışveriş merkezi olan Dubai Mall’a gidiyoruz, ama gezip bitirmek ne mümkün. Saatlerce dolansak da ancak belki beşte biri bitiyor. Alışveriş merkezi içinde yine kocaman akvaryumlar, son model -bir milyon dolarlık diyelim- arabalar, tüm tasarımcıların mağazaları, ne ararsan var. Saçımı başımı düzeltip birkaçına giriyorum, D&amp;G, Manolo Blahnik, Dior...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dubai Mall’e doyamasak da artık günü bitirmek gerek, zira eve döneceğiz. Ama sırada (yine) dünyanın en yüksek binası (bu adamlar herşeyin en büyüğünü seviyor) olan ve geçtiğimiz Ocak ayı açılan Burj Khalifa var. 828’lik Burj Khalifa’ya çıkmak için günler öncesinden bilet almak gerekiyordu, ancak alamadık, eh celebrity olmadığımızdan aradan da kaynayamıyoruz, bir dahaki sefere işallah. Çıkamasak bile altında durup izleyemeyecek değiliz. Kulenin tam önündeki 30 bin metrekarelik alandaki yapay havuzda su gösterisi izlemek isteyen turistler çevredeki kafeleri ve restoranları doldurmuş durumda, bu haliyle Dubai sanki bir Avrupa şehri görünümünde. Ortalıkta Araptan eser yok, herkesin elinde bir fotoğraf makinesi, belli ki turist. Her 20 dakikada bir gerçekleşen müzik eşliğindeki su şovları da şahane, görülmeye değer. Bu adamlar işini biliyor, çölün ortasındaki hiçliğin üzerine öyle bir şehir kurmuşlar ki turist akınına uğruyor. Yoktan var edilen bir turizm söz konusu. Doğal güzellik yok, kültür yok, tarih yok, yemek yok, hava desen zaten çöl iklimi, insan çekmek için aktarmalı uçak seferlerine ağırlık verip koca koca binalar dikiyorlar, en büyük en lüks en uzun otelleri yapıyorlar ve bunun reklamını da öyle iyi beceriyorlar ki insanlar gelsin görsün, kalsın, ülkeye para bıraksın. İnsan buralara geldiği için bu otellerde kalmıyor, bu otellerde kalmak için buraya geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burj Khalifa siyah yüzeyi ile Tim Burton filmlerinden fırlamış devasal ve korkutucu bir yapıya sahip. Nerde güzelim romantik Eyfel nerde bu. Kule her ne kadar yüksek olursa olsun bence Dubai’nin ikonu, çizgisel farkıyla Burj Al Arab. Ancak şehrin görüntüsü her geçen gün değişiyor, baktığınız her tarafta vinç var, binalar yükseliyor, yeni projeler çiziliyor, anlayacağınız Dubai hiç bitmeyen bir proje…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş vakti geldi ve ben bir dahaki sefer için liste yapıyorum:&lt;br /&gt;Park yeri sorunu olmayan ve yeri belli olan bir otel, Emirates Towers, Kayak merkezi, Medinat Jumeriah ve Burj Khalifa’nın tepesi&lt;br /&gt;Ve mümkünse aquapark gibi yorucu aktivitelere katılmamak&lt;br /&gt;Bir de bot turu mu ne varmış, onu da bir araştırıp gelmek gerek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4680719597934807814?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4680719597934807814/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4680719597934807814' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4680719597934807814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4680719597934807814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/02/2-gunde-dubai-komsu-sehri.html' title='2 günde DUBAI komşu şehri'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-5538457212885869769</id><published>2010-01-06T06:48:00.000-08:00</published><updated>2010-01-06T06:49:18.645-08:00</updated><title type='text'>YENİ YIL MACERASI</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: 13px; "&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; "&gt;Biz yılbaşı gecesi için alkol arayaduralım, bulup bulabildiğimiz Hint üretimi, içine su, soda, ginger ale, redbull gibi bilimum soft içeceği katmak suretiyle dahi içemedigimiz iğrenç bir viski ile sessiz sedasız villamızda tombala oynar iken yanıbaşımızdaki komşu villanın gelen arabalarla dolup taştığını görüp biz de bir uğrayalım dedik ki... neler görelim.. Muscatımız meğer ne sürreel gecelere gebeymiş. Filipinli hatunla çakma olduğunu düşündüğüm bir evlilik yapmış gay bir yaşlı İskoç ev sahibi, sağda solda genç Filipinli kızlar, ortada dans eden emo kılıklı gay omanli erkekler, hadi bunları geçiyorum, bir bar kurmuş ki amcam eve şu alkolsüz ülkede, başına da şişko filipino bir barmen, iç içebildiğin kadar, allah ne verdiyse.. gelsin margarita, gitsin tekila, muhtemelen hepsinin tadına baktık, bu ülkede bu kadar alkol karıştırabileceğimi hiç düşünmezdim. Neyse kısacası beklenmedik bir yeniyıl oldu :) Biz de geri durmayıp bir CDde kolbastı götürüp dansımızı ettik, geceye damgayı vurup çıktık.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; "&gt;Çağrı da bana yeni yıl hediyesi olarak hüllahop hediye etti, partiye hüllopumla katıldım, çevirdim çevirdim, kafa da sarhoş ya sıcağı sıcağına hissedilmiyo, tabi her yerim tutuldu, ancak eklemlerim gevşedi de yazabiliyorum.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; "&gt;Sevgiler, yeni yılınızı kutluyorum.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-5538457212885869769?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/5538457212885869769/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=5538457212885869769' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5538457212885869769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5538457212885869769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/01/yeni-yil-macerasi.html' title='YENİ YIL MACERASI'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7602320701862438274</id><published>2010-01-06T06:15:00.000-08:00</published><updated>2010-01-06T06:16:31.535-08:00</updated><title type='text'>GENEL HİSLER</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bazen sıkılıyorum, yetti gari bu ülke diyorum. Ama yepyeni bir gün geçmyor ki süprizlerle dolu olmasın. Kuraklığın ortasındaki toprağında ot bitmez memlektin ilk yağmurunda, gece yarısı coşku çığlıklarıyla uyanıyorum, tüm şehir avaz avaz yağmur yağıyor diye çığlık atıyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yolları su bastı, arabalar yollarda kaldı, öğrenciler okulu astı, okullar tatil oldu vs. vs… bu arada hava hala 30 derecenin üzerinde.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu ülkenin tokalaşmalarının da hastasıyım. Burunlarını tokuştururken cık cık diye ses çıkaran erkekler mi, el sıkışma babında parmaklarının sadece ilk iki boğumunu birbirine kısaca değdirip hemen çekiveren kızlar mı, yoksa dostluğun ve samimiyetin simgesi olarak el ele yürüyen adamlar mı daha komik ve itici karar veremiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Elleriyle yemek yiyorlar, ortalıkta kirloş ayaklarla dolanıyorlar, yerde oturuyorlar, amaaa‘disdasha’ dedikleri o beyaz elbiseleri yok mu; her zaman ütülü ve pırıl pırıl, tertemiz, tek bir leke bile yok. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Trafikte ne kadar ceza yersen ye ehliyette puan sistemi olmadığından elinden alınmıyor, bas basabildiğin kadar, sonra öde cezanı geç, sonra da trafikte neden bu kadar can veriyoruz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Amaaaaa, trafikte kirli arabayla dolaşmak yasak. Yine ceza!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Evet, değişik bir temizlik anlayışları olduğunu kabul ediyorum, mutfak çöpünü sokağa fırlatabilirsin ama araban asla kirli olmayacak. Yıkayacaksın!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Burada sanılanın aksine her şeyi bulmak mümkün. Meyve olarak bildiğimiz tüm dünya meyveleri mevcut: rambutandan hindistan cevizine, karpuzundan armuta, portakaldan şeftaliye. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yalnız tek bir şey eksik: TAT YOK. Kardeşim buranın şekerinde bile tat yok, çaya çorba kaşığı ile döküyoruz şekeri. Anlayın yani siz meyvenin tadını.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tam bu adamlar da ne efendi, hiç birisi yazmıyor yavşamıyor derken, geçen gün Muscat’ta kırk yaşlarında şişko bir taksici telefonumu istedi, yok benim telefonum deyince de kendi telefonunu söyledi ayak üstü, dedi buluşalım mı, yok dedim, ben Nizwa’da yaşıyorum, olur Nizwa’da buluşuruz dedi, dedim yok olmaz, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;gülümsedi ‘OK Habibi, no problem’ dedi, gitti. Peki dedim, habibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;No problem!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oman’da kadın olmak yine her yerde kadın olmak gibi: yol kenarından yürürüken hep korna hep korna! Bu tüm kültürlerde değişmeyen tek şey sanırım: erkeğin kadının dikkatini çekebilmek için anlamsız bir takım sesler çıkarması.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bu ülkenin sevdiğim yanlarından biri ise suç yok. Sıfır. Kapını, pencereni, arabanı açık bırak, git, yat, uyu birşeycikler olmaz. Cüzdanın ortada kalsın, unut, git, geldiğinde aynı yerde bulursun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Burası enteresan bir ülke. Hani derler ya ‘herkes Mersine, bunlar tersine’ işte o hesap. Dünya arabasızlaşmaya, enerji tüketimini azaltmaya, sürdürülebilir yaşam alternatiflerine doğru giderken bizim ülke biraz farklı bir yerde duruyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bir kere toplu taşıma denen şey hiçten yok, sokaklarda yaya kaldırımı desen, şaka mı yapıyorsun derler. Yani prensip şu: yaşayan insan sayısı kadar araba, turist sayısı kadar da taksi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Yak klimayı da bir odada dört tane birden, alışveriş merkezleri desen zaten büyük bir buzdolabı, cayır cayır yansın dursun elektrik. Enerjiymiş!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;En büyük fark mı? Kitabın gazetenin kapağı götünde, iyi mi? ‘Son’ ve ‘baş’ kavramlarını algılayışımı, uygulayışımız&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;farklı. Bizim başımız onların sonu, onların sonu bizim baş. Haliyle denk gelmek epey güç.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İşte bir Anadolu-Akdeniz kırmasının bir körfez ülkesinde hissettikleri bunlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7602320701862438274?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7602320701862438274/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7602320701862438274' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7602320701862438274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7602320701862438274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/01/genel-hisler.html' title='GENEL HİSLER'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-300441916020665325</id><published>2010-01-06T06:01:00.000-08:00</published><updated>2010-01-06T06:02:42.765-08:00</updated><title type='text'>DUYUSUZLUK</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ah Oman ahh!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tat yok, dile hitap etmiyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Renk yok, göze hitap etmiyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dokunmak zaten yasak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Koku desen, yoğun mu yoğun ağır bir tütsü kokusu, burun kılcallarını aldırasın geliyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ses… evet evet ses var&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sokakta, dükkanda, takside, hatta süpermarkette bile hep aynı ses:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Birileri Quran okuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;   &lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-300441916020665325?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/300441916020665325/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=300441916020665325' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/300441916020665325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/300441916020665325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2010/01/duyusuzluk.html' title='DUYUSUZLUK'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7660239483377656436</id><published>2009-12-30T12:38:00.001-08:00</published><updated>2009-12-30T12:38:28.288-08:00</updated><title type='text'>YILBAŞI GECESİ</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Ah Ummanah!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Kızgın güneşin bağrımı yakıyor, soyunup güneşlenemiyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Her yerin denizlerle çevrili, e haliyle ona da giremiyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Yılbaşı gelmiş, alkolün ezelden yasak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Ben neyleyim böyle geceyi salak salak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7660239483377656436?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7660239483377656436/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7660239483377656436' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7660239483377656436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7660239483377656436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/yilbasi-gecesi.html' title='YILBAŞI GECESİ'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-8981174680862878936</id><published>2009-12-30T12:37:00.001-08:00</published><updated>2009-12-30T12:37:52.234-08:00</updated><title type='text'>SÜLEYMANİ</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bir de burada çay içmek imkansız. Servis sektöründe Hintliler çalıştığı için midir nedir Omanlıların da çay anlayışı değişmiş (oysa onların kültüründe kaküleli çay ve kahve moda). Alt tarafı bir çay istiyorsun, süt olmasın diye tembih etsen şekeri basıyorlar, şurup geliyor, şekeri az koy desen çay sütlü geliyor. Her ikisi de olmasın dersen kafaları karışıyor. Öyle çay mı olur diyorlar. Bu durumu buradaki bir kaç senedir yaşayan Türk öğretim görevlisi arkadaşa açınca 'ay ilahi, onun adı çay değil ki, ''Süleymani'' isteyeceksin' dedi. &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Hadi bakalım! Bir kaç gün sonra çekinerek gidip alçak sesle ''Süleymani??'' diye sordum, ve çayım geldi : )&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Not ''çay''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Not ''tea''&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Not ''black tea''&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Not ''tea without milk and sugar''&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;It is ''SÜLEYMANİ''.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-8981174680862878936?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/8981174680862878936/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=8981174680862878936' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8981174680862878936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8981174680862878936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/suleymani.html' title='SÜLEYMANİ'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-5709039036432785847</id><published>2009-12-30T12:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-30T12:37:03.558-08:00</updated><title type='text'>TÜRKLER</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Burada her tanıştığım kişiyle muhabbet şöyle gelişiyor:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;- Where you come from?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;- Turkey&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;- Oooo Turkiiii. Speak Arabic?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;- No speek Arabic.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;- No speak Arabic? Why? Other Turkish here speak Arabic.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Burada yaşayan Türklerin hepsi (kebapçılar ve berberler) Antakyalı. Meğer Antakya'da Arapça konuşulurmuş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-5709039036432785847?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/5709039036432785847/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=5709039036432785847' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5709039036432785847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5709039036432785847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/turkler.html' title='TÜRKLER'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-6052379962194526553</id><published>2009-12-19T02:02:00.001-08:00</published><updated>2009-12-19T02:15:13.726-08:00</updated><title type='text'>RENKSİZLİK</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsan hayatta neleri özler? Uzakta kaldığında sevdiğini, ailesini, şehrini, evini, annesinin yemeklerini,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;özler de özler…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İnsan neyden uzak kaldıysa onu özler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Siz hiç renklerden uzak kaldınız mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tüm binaların krem, tüm erkeklerin deniz feneri misali bembeyaz, kadınların baştan aşağı simsiyah, tüm arabaların gri, geride kalan dağın taşın toprağınsa kahverengi olduğu bir ülke burası. Sepia tonlarında yaşanan bu diyarda pembe giymiş birini görürseniz eğer, bir expattır (amerikalı, hint ya da türk vs.), kırmızı bir araba görürseniz de mutlaka bir yabancıya aittir (ummanlılar renkli araba kullanmaz). Eğer ki yol kenarında çiçekler gördüyseniz, Sultan ya oradan geçmiştir ya geçecektir ya da zaten günlük yolunun üstüdür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ben burada renkleri özledim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-6052379962194526553?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/6052379962194526553/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=6052379962194526553' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6052379962194526553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6052379962194526553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/renkszilik-insan-hayatta-neleri-ozler.html' title='RENKSİZLİK'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-8619869702358121599</id><published>2009-12-07T21:13:00.001-08:00</published><updated>2009-12-07T21:17:31.150-08:00</updated><title type='text'>Oman vs. Thailand</title><content type='html'>&lt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;AR-SA&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:Arial; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;7 Aralık 2009&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Oman vs. Thailand&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Kim derdi ki bu başlıkla bir yazı yazacağım bir gün : )&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Bu hafta size Sultanımızın son 3 gün içinde ilan ettiği ve bonkör davranarak 9 gün olmasına karar verdiği bayram tatilinde gittiğimiz Tayland’dan bahsedeceğim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Hazırlık için çok kısa bir süre olduğundan ancak uçak bileti ve otelleri ayarlayalım derken ülke hakkında yok denecek kadar az bir bilgiye sahip olarak yola çıktık. Tek ulaştığımız bilgi Tayland’ın özellikle de Bangkok’un dolandırıcılık konusunda dünya listelerinde ilk sıralarda yer aldığı idi. ‘Thailand Scams’ adlı özel web siteleri kurulmuş, herkes başından geçen dolandırıcılık hikayelerini anlatmış. Duty Free’den bir şey çalmadıkları halde hırsız muamelesi görüp bir otele hapsedilip parayı ödeyene kadar çıkarılmayan bir çift İngilizden tutun, yere sigara izmariti attı diye sahte polisler tarafından binlerce lira cezaya çarptırılan turiste, uçakta yanına oturan yaşlı kadın tarafından içeceğine uyuşturucu katılarak uyutulup soyulan gençlerden, kiraladığı motorsikleti geri getirdiğinde üzerinde çizik olduğu için 5 katı para ödemek zorunda kalan adama kadar pekçok hikayeyi okuyunca biz de gayet temkinli bir şekilde vardık ülkeye. Aman fotoğraf makinesini almayalım, yüzükleri de takmayalım ne me lazım derken, havaalanında bi ton adamın üzerimize atlayacağını beklerken, aksine bizi gayet modern bir şehir ve güler yüzlü insanlar karşıladı. Bangkok havalimanı ucu bucağı olmayan devasa bir buluşma noktası, dünyanın her yanına uçmak mümkün. İnsanda özgürlük hissi uyandıran bir mekan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Thai kızları acayip bakımlı ve bazıları kıskandıracak ölçüde güzel. Sex turizmi ayan beyan ortada. Sokağından geçmeye korkacağınız ‘kerane’ ya da ‘pavyon’ların bulunduğu sokak, ailelerce çoluk çocuk beraberce çekirdek çitleyerek dolaşabileceğiniz türden canlı, fırıl fırıl rengarenk sokaklar. Ortada standlar, satıcılar, envayi çeşit incik boncuk, mısır közlemeleri, tavuk şişler, meyve suları …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Sürekli yanımıza aynı klasik menüyle gelen erkekler dışında rahatsız edici hiç bir şey yoktu. Menü fiks: en ünlü şovları ‘Ping Pong Showwww’. Menü sırasıyla ‘Banana Show’, ‘Bottle Opening Show’ diye devam ediyor. Showlar kulağa pek iç açıcı gelmediğinden biz sadece sokaklarda gezinmekle yetindik!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Kızlar her yerde, barlarda, otelde, sağda solda, hemen yanıbaşınızda! Kitapçılarda batılı abazan erkekler için ‘Thai Girls Guide Book’ bile var. Nerelerde bulunur, kaç günlüğüne kaç para verilir, nasıl vakit geçirilir, yapılması ve yapılmaması gerekenler, aşık olunursa ne yapmalı vs. türünden açıklamalı, örnekli kitaplar. Adamlar fuhuşu bile kitabına uygun yapıyorlar, enteresan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Kültürün getirmiş olduğu doğu toplumlarındaki ‘reddedememe’ ya da sürekli ‘güleryüzlü ve minnettar olma’ alışkanlığından mıdır ya da hayatlarından gerçekten memnun olduklarından mıdır, bu kızlar gayet normal ve mutlu görünüyorlar, hiç de öyle hayatın sillesini yemiş gibi değiller.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Bangkok bana şehir olarak İstanbul’u hissettirdi. Koca koca binalar, iş yerleri, gökdeleneler, işlerine koşuşturan insanlar, şehrin göbeğindeki inanılmaz güzellikteki, büyüleyici, dehşet ayrıntıya sahip nefes kesici tapınaklar, daracık sokaklarıyla her türlü şeyi bulmanın mümkün olduğu China Town…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Beni –ve tabi ki özellikle Çağrı’yı- en çok yemeklerin zenginliği vurdu. Adım başı her yer sokak tezgahlarıyla dolu, tavuk, domuz, balık, karides, yengeç, ahtapot, tofu, sebze, meyve, meyve suyu, dondurma, mısır, pancake, ne ararsan var, süper zengin bir menü. Ama yine de Tayland kiş başına düşen gelir mikarına ve ekonomisine bakılacak olursa bir 3. Dünya ülkesi ve fakirlik Hindistan kadar gözler önünde olmasa da var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Aslında yazının başlığı yanlış oldu; Çağrı’nın Umman’dan Tayland’a gelişimizi özetlediği lafı koymalıydım başlık olarak:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;‘Zenginliğin içindeki fakirlikten fakirliğin içindeki zenginliğe’.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Pkuhet ise inanılmaz turistik bir ada. Bizim Marmaris, Fethiye misali hıncahınç insan dolu. Günlük deniz turları, gece showları ve dinamik eğlencesiyle birkaç gün görülmeye değer, fazlası bayabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Burada bir başka ilgimi çeken konu ise gelen İngiliz turist kızlarının çıplak denecek kadar açık saçık giyinerek (yani giyinmeyerek) gezmesi idi. Gerçi bilemiyorum, insan teni görmeye hasret kaldığım bir ülkeden geldiğim için mi bir anda algıda seçicilk oldu bilmiyorum. Umman’da tek gördüğümüz ten parçası Arapların kirloş terlikli ayakları!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Pkuhet’ten sonra da Bodrum-Datça feribotu misali yüzen bir araçla, motorlu taşıtın bulunmadığı ve tek ulaşım aracının yürümek, bisiklet ya da taxi-boat olduğu Phi Phi Don adasına ayak bastık. Phi Phi 2004’te tsunaminin vurup yerle bir ettiği canım mekanlardan biri. Gerek yerlilerin gerekse iyi niyetli bir ton gönüllü yardımseverin çabalarıyla kendisini toparlamış durumda. Leonardo Di Caprio abimizin oynadığı 'The Beach' filminin seti olarak da kullanılmış zamanında. Burasını anlatamayacağım, kelimeler kifayetsiz! Gidilip görülmesi, deneyimlenmesi gerek. Güzelliği ne söze sığar ne fotoğraf makinesi karesine. Dostoyevski gelse uzun uzun anlatırdı ama bende de o sabır yok :) Havası, suyu, denizi, balıkları, mercanları, eğlencesi, beyaz kumları, çevre adaları …&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Burada da ilgimi çeken bir küçük nokta ise adaya gelen herkesin (ama herkesin) dövmeli olması idi. Sanki kapıda biri var da dövmesizleri sokmuyor gibi. Adada adım başı, Bamboo Tattoo denen Thailand’a has özel bir teknik kullanan dövmeciler vardı. Şöyle kocaman süslü bir ahtapot yaptırasım geldi koluma ama sanırım babam işini kocama devretmiş ki adam çıkıp bana ‘bildiğin yerde yaptır, o iğneyi kimbilir daha önce neresine soktu belli değil’ demez mi!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;Thailand kısaca ‘zengin’ bir ülke olarak kaldı aklımda: Hayatımda hiç bu kadar travestiyi, hayat kadınını, dövmeli hippi turisti, deniz ürününü, mercanı ve tapınağı bir arada görmedim ben.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-8619869702358121599?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/8619869702358121599/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=8619869702358121599' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8619869702358121599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8619869702358121599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/oman-vs-thailand.html' title='Oman vs. Thailand'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4129244820205931580</id><published>2009-12-07T21:12:00.003-08:00</published><updated>2009-12-07T21:17:31.155-08:00</updated><title type='text'>Aleykümselam : )</title><content type='html'>&lt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;AR-SA&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:Arial; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;21 Kasım 2009&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Aleykümselam : )&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Burda Aleykümselam, Selamınaleyküm bildin mi muhabbete girdin demek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Sabah el hayır (hayırlı sabahlar) dedin mi genelde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Keyf halik (halin nasıl, keyifli mi, yani iyi misin) diye sorarlar, cevap olarak da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Elhamdülillah dedinmi bitti zaten. Meğer ne çok kelimemiz Arapçadan geliyormuş da hiç bilmiyormuşum (hayvan, masa, isim, merhaba, tamam, yani, sabah, sefer vs….)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Hazır konuya dilden girmişken şöyle bir olay yaşadık: Burada taksiler taksi-dolmuş misali çalışıyor. İstersen ‘share’ ediyorsun, istemezsen özel tutup istediğin yere gidiyorsun. Biz de ilk geldiğimizde taksi durduruyoruz, yeri söylüyoruz, adamlar ‘engaged? engaged?’ diye soruyorlar, Çağrı da her seferinde parmağındaki yüzüğü gösterip ‘no, no.. married married, not engaged’ diyor, bir yandan da adamlara ne ki evli olup olmadığımızdan allah allah diye söyleniyoruz. Sonradan farekttik ki, ‘engaged’ demek, özel taksi demekmiş, başkalarıyla paylaşmıyorsun da bir nevi taxiyle nişanlanıyorsun, garip bir linguistik işte.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ben ID kart alırken din bölümüne bastılar Islam’ı geçtiler. Islam olunca da burada içki almada problem olabiliyor (bilmeyene ek bilgi: öyle içki ulu orta satılmıyor bakkalda çakkalda, alman için Liqueur Permit gerekli, yazdırarak alıyorsun, hani eskiden ekmeğin karneyle alındığı dönem gibi). Bunu bildiğimizden Çağrı yazdırmak istemedi, polis karakolunda ona ID’yi verecek hatunla geçen dialog şöyle:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Are you Muslim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;No, no.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Christian?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;No.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Hindu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;No, no, I am Çağrı, Çağrı !&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bunun üzerine hatun Çağrı’nın din hanesine ‘other’ yazıp geçmiş, dedim bravo. Adam kendi dinini ilan etmiş. I am Çağrı nedir yahu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Sınıfta yoklama yaparken gülmekten kendimi alamıyorum, neden mi, şu isimlerden otuz tanesini peşpeşe okuyunca pek bi şairane oluyor da ondan, ahenkli, bir yoklama baya uzun sürebiliyor: (Yüksek sesle deneyin göreceksiniz)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ahmed Said Suqat Al Hatali&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Khaled  Salem Humaid Al Toobi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Salima Rashed Saif Al Maawari&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Eiman Habib Mohammed Al Lawati….&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Şimdi diyeceksiniz bu ne? İlk isim kendi isimleri, 2. babanın, 3.sü ise babanın babasının, sonuncu da kabile ismi. Burada kızlar evlendiklerinde soyadları değişmiyor, çünkü aile isimleri pek bir önemli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ha bir de ‘inşallah’ımız var. Çocukların deadline yaklaşıyor, bağırdım sınıfta ‘you’re gonna submit all your documents on Tuesday, don’t forget’ diye, bir anda sınıftan bir ses yükseldi hep beraber ‘innnşaaaallaahhh teacher inşşaaalllahh’, hadi dedim ben de inşallah : )&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Sevgiler... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Yas.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4129244820205931580?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4129244820205931580/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4129244820205931580' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4129244820205931580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4129244820205931580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/aleykumselam.html' title='Aleykümselam : )'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-3352510505707866253</id><published>2009-12-07T21:12:00.001-08:00</published><updated>2009-12-07T21:17:31.161-08:00</updated><title type='text'>oman</title><content type='html'>&lt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;AR-SA&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:Arial; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;4 Kasım 2009&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Hmmm&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Yazacak enteresan şeyler var Oman’dan, kısaca bahsedeyim:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biraz güzellik ve estetik kavramından bahsetmekte fayda var sanırım. Buradaki tüm bayanlar siyah çarşaf içinde, hepsinini başı, boynu her şekilde kapalı, ancak hepsinde ufak farklar var. Bu kara çarşaf içinde bazı kızlar pigme gibi görünürken bazıları ise kuğu gibi süzülüyor. Bir insanın kara çarlafta bile bu kadar güzel görünebilmesi şaşırtıcı ama gerçek. Gözlerine sürdükleri sürmenin tarzları var, başlarını bağlamanınsa apayrı tarzları var, okuldaki bazı kızların başörtüsü bağlama şekli oldukça havalı (hem kelime anlamı ile havalı yani kocaman hem de ‘cool’), biz nasıl uzun saçlarımızı attırı attırıveriyorsak onlar da başörtülerini bağlarken bi attırıveriyorlar havalı havalı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;Erkeklerle kızların kantinleri farklı, bizde nasıl kadın erkek tuvaleti farklıysa ve bu farklılık bizi hiç gocundurmuyorsa ve hayatımızın içselleşmiş bir parçasıysa burdaki kantin farklılığı da aynen öyle. &lt;span style=""&gt;Aralarında hiçbir sözlü ya da yazılı anlaşma olmadan hiç bir şekilde birbirlerine ilişmiyorlar. Ayni sınıftalar aynı dersi alıyorlar ama her grup sanki diger grup hiç yokmuş gibi davranıyor. &lt;/span&gt;Birbirlerinin yanından geçiyorlar, ancak sanki hiç birbirlerini görmüyorlar (ya da ben henüz iç dinamikleri keşfedemedim), &lt;span style=""&gt;birbirleriyle kurlaşıyorlar mı, aşık oluyorlar mi hiç bir fikrim yok...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bir kac komik bulduğum durum oldu, misal, kızlar sınıfin kapısında bekleşiyor, ben gelmişim, e hadi girsenize içeriye ne bekliyorsunuz dedim. Meğer diger yani bir önceki sınıfin erkekleri henüz çıkmamış, dediler ki hocam içeride erkekler var biz giremiyoruz, söyler misiniz onlara cıksınlar, hayhay dedim, erkekleri cıkarttım kizlar sonra girdi ... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bugün de human body çizileceği icin erkek ve kadın vücudu fotokopisi götürdüm sınıfa, ay aman allahım bir gülüsmeler bir gülümsemeler, böyle kindergarten gibi, çizim de gerçek fotoğraf degil bu arada sadece çizim, ama kadında memeler filan var, erkelerden biri "its impossible teacher we cant draw it" dedi ve kızlardan biri de "biz bunlara birer tişört giydiriyoruz bu şekilde çizemeyiz" dediler. Dedim istediğinizi giydirin, hatta erkekler erkek bedenini kızlar kızınkini çizsin... Zaten sonra öğrencilerden birileri dekana şikayet etmiş, dekan da bölüm başkanını arayıp uyarmış, çocuklara müstehcen çizimler yaptırılıyormuş diye, bu nedenle bu çalışma tüm sectionlarda iptal edildi!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Sokaktaki kadın erkek iletişimine girecek olursak, misal taksi duruyor değil mi, (burada taksi dolmuş olayı var, durdurup biniyorsun) eğer kızsan hemen önde eğer bir adam oturuyorsa arkaya geçiyor ve seni öne alıyolar, yeter ki arkadaki adamların yanına oturma...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bir degisik konu ise bu adamlarin siesta olayi. Çalışma saatleri sabah 8 öğlen 12, sonra siesta te akşam 5e kadar. Akşam da 5le 8 arası zoraki dükkanlari açıyorlar bi zahmet... değişik bir durum, henüz adapte olabilmiş değiliz. İnsanin en verimli olduğu saat öğleden sonra. Bunlar uyuyo. Çağrı baştan beri diyor ki, belki de biz yanlış yapıyoruz :))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bir de tatil olayı var ki evlere şenlik. Dedik ki bayram yaklaşıyor bari biz de bir yerlere gidelim gezelim, ancak sevgili Sultanımızın (bu arada beyefendinin adi Sultan Qabus, ne ironi değil mi) bu Kasım civari bir de doomgünü var ve bunu da "national day" ilan ediyor, tüm ülke coşkuyla doomgününü kutluyor ama adam her yıl tatili kafasına göre koyuyormuş, yani ne doomgünü belli ne de bayram. Son gün belli oluyormuş herşey, yani ne vize ne uçak bileti alinabiliyor. Enteresan bir durum. Bunu da şuna yorduk. Adamlar zaten fulltime tatil modunda oldukları için önceden plan program yapmaya gerek yok sanırım onlar için...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ha bir de başka komik bir olay daha var, allahım herkes (dediğim özellikle kız öğrenciler) Türkiye muhabbeti açılınca "Muhanned Muhanned" diye sayıklıyorlar. Ulan dedim Muhanned de kim. Ayyyy teacher nasıl bilmezsiniz, işte şöyle güzel, yok aman çok büyük bir love story de oynuyor, Türk dizisi diyorlar. Dedim internete girin de gösterin bakiim şunu kimmiş merak ettim. Çıka çıka bizim "Gümüş" dizisindeki sarı coni Kıvanç Tatlıtuğ çıkmasın mı! Diziyi dublaj yapıp arapçalaştırıken bizim karakteri de ‘Muhanned’ yapmışlar, kızı da ‘Nuu’... yani dedim pes... biz Rambo’ya Kemal dedik mi hiç?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Şimdilik böyle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-3352510505707866253?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/3352510505707866253/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=3352510505707866253' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3352510505707866253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3352510505707866253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/oman.html' title='oman'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-5415411554776929970</id><published>2009-12-07T21:11:00.001-08:00</published><updated>2009-12-07T21:17:31.168-08:00</updated><title type='text'>Bir yeni maille daha karşınızdayım</title><content type='html'>&lt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;AR-SA&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--"/&gt;    &lt;m:smallFrac m:val="off"/&gt;    &lt;m:dispDef/&gt;    &lt;m:lMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:rMargin m:val="0"/&gt;    &lt;m:defJc m:val="centerGroup"/&gt;    &lt;m:wrapIndent m:val="1440"/&gt;    &lt;m:intLim m:val="subSup"/&gt;    &lt;m:naryLim m:val="undOvr"/&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:Arial; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;19 Ekim 2009&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bir yeni maille daha karşınızdayım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Sonuda bir ev tutmayı başardık, ancak enteresandır ki burda ev yok. Yani mülkler bir takım zengin ailelere ait ve onlardan kiralıyorsun. Burada insanlar bizim Türkiye’deki gibi eve yatırım yapmıyorlar. Kimsenin kiralayacak evi yok bu nedenle de bu iş bildiğimiz gibi işlemiyor. Düşünün yolun kenarındaki Honda satıcısına dahi girip kiralayacak ev var mı diye sorarak ulaşılıyor bilgiye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ben bizim evi tarif edeyim, 3 oda 3 banyo bir de mutfak. Biz tabi ki de bir odasında yasiyoruz, zira eşya zaten yok denecek kadar az ancak yayılabiliyoruz. Odalar zaten baya baya buyuk bizim salonların iki katı neredeyse, tavan da yüksek. Ay bir de en sevdiğim odamızın duvarının ortasında kocaman bir boşluk var, yani delik. Bu her evde default olarak geliyor, eski tip klimaları tamkak için. Biz henüz klima almadık, bu nedenle deliğimizle yaşıyoruz, Çağrı bugün oraya uygun bir kapatma bulacak bakalım bekliyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Burada tüm ayak işlerini ve hizmet işini yapan Hintliler. Sanki Omanlıların kölesi gibiler. Hizmet işini de Hintliler yaptığı ve Hintliler de dünyanin en pis insanları olduğu icin anlayin artik. Ummanlılar genelde zengin, ama işte garip bir ülke. Yani hem zenginler ama hem de gelişmemişler. Misal böyle mahalle arasi kötü bir restoranda ne gordük, Cem Yılmaz’ın kullandığı arabadan, ortalikta Z5 ler dolanıyor, Hummerlar fing atıyor... Kanalizasyon hala vidanjorle çekiliyor ama maşallah herkeste 4x4. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Yiyecek konusu şöyle ki burası çöl olduğu için ne sebze ne de meyve yetişmitor. Şeftalinin kilosu 6,7 lira gibi. Domatesin içi beyaz. Biberler pörsük pörsük... Hep ithal ediliyor ve gelene kadar da pörsüyor herşey haliyle. Zaten dışarıda yemek yeme gibi bir alışkanlıkları yok, öyle olunca dışarıda restoran da yok, varsa yoksa ya Hint restoranı ya da Türk!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Bugün evde ilk defa kahvaltı ettik. Çaydanlık yoktu. 2 ayrı kabı alıp birbirine uydurduk ve bir çaydanlık yaptık, altı aliminyum üstü cam biraz tuhaf oldu ama idare ediyor, en azından çaydanlık görüntüsü bile hoş. Ekmek tost ekmeği olarak var. Allahtan bizimkine benziyor. Misal Endonezya’da ekmekler hep tatlıydı. Üstüne nutella sürüp yedik. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ha bu arada evin adresi yok. Yani ev var ama adres yok. Henuz işlenmemiş sisteme. Enteresan yani. Fatura filan nereye geliyor diye sorduk, kapıyı çalıp veriyorlarmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Okuldaki ders programım fena değil. Ancak bilmediğim konuları anlatıyor olmam biraz zorluyor. Misal bizde konuları yalayıp yutmuş bir prof un anlatacağı history culture context dersine hakim kimse yokmus, ben yeni geldim diye bana yıktılar..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Garip farklıkları da yeri geldikçe yazarım. Misal erkeklerin selamlaşmasının birbirlerine burunlarını sürterek yapmaları filan .... güzel şeyler bunlar :))&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Henüz keşfediyoruz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 15pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;Şimdilik bu kadar. Öpüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-5415411554776929970?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/5415411554776929970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=5415411554776929970' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5415411554776929970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/5415411554776929970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/bir-yeni-maille-daha-karsnzdaym.html' title='Bir yeni maille daha karşınızdayım'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-2716352837838649134</id><published>2009-12-07T21:10:00.000-08:00</published><updated>2009-12-07T21:17:49.088-08:00</updated><title type='text'>Oman ilk intiba</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cuser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;AR-SA&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:Arial; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;11 Ekim 2009&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Allahımmmm&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bu ne kokuuu??? Enteresan bir kokuyla karşı karşıyayız, yoğun tütsü desem yeridir, Çağrı et kokusuna benzetiyor (kasap diyelim), özellikle de kapalı mekanlarda (örneğin asansör) artıyor, ancak kendisi yoğun mu yoğun bir tütsü kokusu.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Dışarısı yanıyor, iç mekanlarsa donuyor (bana bu kısmıyla Miami'yi anımsattı), hatta yolların genişliği, yaşayanların azlığı da keza aynı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Gördüğüm diğer müslüman ülkeleri gibi değil, evet müslümanlar, erkekler beyaz elbise hatunlarsa kara çarşaf giyiyor, bense keten pantolon ve bir bluz :) Böyle çok güzel okulda yürürken erkek öğrenciler kenara kenara çekiliyor, prenses gibi geçiyorsun ortalarından.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Yalnız bir sıcak bir soğuk bünyeyi bozacak gibi, bir odada abartmıyorum dört tarafta klima var, lan bu adamlar dünyanın elektriğini tüketiyolar be, bir de biz Türkiye'de yok gece yatarken televizyonu kumandadan değil düğmesinden kapatalım filan gibi küçük hesapların peşindeyiz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;İki gün sonra derse girecekmişim. İşin en enteresan yanı ise teorik ders anlatacağım bir tane, artık ne anlıyorsam :) bir de freehand drawing dediler, orda dedim bi durun, saçmalamayın, ben kim hand drawing kim. Ama sanırım benden de daha yetkini yok bu konuda.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Kimle konuşsam 'oooo we were waiting for you Yasmin...' diye söze başlıyor, Çağrı bu durumu Lost'a benzetti (sanki John Lock uz anasını satayım da tüm müridlerim gelişimi bekliyor), değişik bi durum. Göreceğiz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Bugün ev bakmaya gittik, burada küçük ev diye birşey yok (hani ev büyük olsun da gelir kalırız diyenler vardı), burada ev yok, maşallah saray kiralıyorlar, ya bi eve gittik, böyle nasıl desem, bir dönüm üzerine kurulu, bahçeli, müstakil, (bahçe dediğim taş tabi, taş üstüne taş burası, yeşillik çok az), dört oda dört de banyo (evet evet 4 banyo, erkekler burda 4 karı alabiliyolar ya ondan heralde, her odada bir karı bir banyo felan...), bunu bu şekilde dile de getirmiyolar tabi, 'we need a smaller one' diyip çıktık artık napıcan..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;Ev bulmamız gerek, şimdi oteldeyiz (haaa bi de tabi adamların 12 ile 5 arası çalışmadıklarını söylemeliyim, her yer kapalı, siesta yapıyolar, İspanyollara şaşmıştık 2 saat siesta mı olur diye Umman'da 5 saat siesta abicim) sonra da akşam 9a kadar filan açık. Henüz ney ne zaman açık kapalı çözemedim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdilik böyle,&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-2716352837838649134?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/2716352837838649134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=2716352837838649134' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2716352837838649134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/2716352837838649134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2009/12/oman-ilk-intiba.html' title='Oman ilk intiba'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-3888419423674794403</id><published>2008-12-27T05:12:00.000-08:00</published><updated>2008-12-27T05:15:46.980-08:00</updated><title type='text'>yeniden yazmak</title><content type='html'>Bir senedir hiç bir şey yazmamışım. Neredeydim acaba?&lt;div&gt;Hiç mi vaktim olmadı, çok mu mutluydum ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan hep yalnızken mi yazar?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-3888419423674794403?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/3888419423674794403/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=3888419423674794403' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3888419423674794403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/3888419423674794403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2008/12/yeniden-yazmak.html' title='yeniden yazmak'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-311696299106636430</id><published>2007-10-09T13:04:00.000-07:00</published><updated>2007-10-09T13:08:19.524-07:00</updated><title type='text'>paran varsa</title><content type='html'>cbugün ofise bir arkadaş geldi. izmire mi taşınsam acaba nasıl burası diye sordu. ben de sıkıcı boşver dedim. ortağım da günün lafını koydu: paran varsa sıkıcı değil.&lt;br /&gt;gezip tozuyomuşsun sıkıcı olmuyomuş.&lt;br /&gt;doğru söze ne denir? sanırım bu dünyada para var huzur var....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-311696299106636430?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/311696299106636430/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=311696299106636430' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/311696299106636430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/311696299106636430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/10/paran-varsa.html' title='paran varsa'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-776117079333922557</id><published>2007-10-09T13:01:00.000-07:00</published><updated>2007-10-09T13:02:42.487-07:00</updated><title type='text'>eğreti yaşam</title><content type='html'>Eğreti yaşamlar kuruyoruz hep alt yapısı sağlam olmayan, ve hep bir şeyleri erteliyoruz bu altyapısızlığın zayıflığına dayanarak. Oysa dünya kaçıp gidiyor, kimseyi beklemiyor ki, hiç birimizi.&lt;br /&gt;Hele bir şu işe gireyim, hele bir yaşamımı kurayım, hele bir adam gibi para kazanayım, hele şunu da yapayım hele bunu da derken hayallerimiz hayal olarak kalıyor.&lt;br /&gt;Erteleniyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-776117079333922557?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/776117079333922557/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=776117079333922557' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/776117079333922557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/776117079333922557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/10/ereti-yaam.html' title='eğreti yaşam'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-8877033930341729732</id><published>2007-10-09T11:40:00.000-07:00</published><updated>2007-10-09T11:43:43.179-07:00</updated><title type='text'>bilimum</title><content type='html'>Daha önce de bahsettim bu farktan&lt;br /&gt;Bir kentin  yaşayanlarının bekleme alışkanlıkları, o kentin niteliğini resmeder adeta. Başkent Ankara’yla gavur İzmir’i ele alalım örneğin.&lt;br /&gt;Ankara’da kişiler bir diğeriyle buluşmak için Dost Kitabevi’nin önünü, İzmir’de ise Sevinç Pastenesi’nin önünü tercih eder genelde. Bu durum başta anlamsız bir nüans olarak görünse de, aslında şehrin yaşam tarzı ve kültür niteliğinde nasıl da bir farklılığa yol açar.&lt;br /&gt;Ankara’da Dost Kitabevi önünde buluşmaya karar vermiş kimse Dost’un önünde beklemez, mutlaka içindede bekler. İçeride de durup beklemez, kitaplara dergilere yeni çıkan albümlere bakar. Buluşacağı kişi gelene kadar ya bir kitap alır ya da almasa da olur, bakındığıyla kalır.&lt;br /&gt;İzmir’de ise Sevinç’ten en fazla bir dondurma alıp çıkabilir insan ve yeniden dışarıda beklemeye devam eder. Bekleyen insan sıkılır ve çevresini incelemeye başlar. Belki de bundandır İzmir’in kızlarının bu derece süslü ve bakımlı olmasının nedeni, birbirlerini kestiklerinden. Herkes güzel görünmek ister, görünmek için bakılmaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle evde en paspal pijamalarını giyen İzmir kızları, çıkınca dışarı takar takıştırır sürüp sürüştürür.&lt;br /&gt;Peki Ankaralı neden Dost’un önünde değil de içinde bekler? Kültür ve edebiyat aşkından mı? Tabi ki hayır. Çok basit bir cevabı var: Hava soğuktur. Kitap dergi aralarında dolanmak, kış aylarından kalma bir alışkanlıktır Ankaralı için. Kitapçı önünde burnun donacağına, sıcacık içeri girersin.&lt;br /&gt;Ankara’da kış vardır, şehir soğuktur. Bu nedenle sosyalleşmeler hep kapalı alanlarda sınırlı kişiyledir.&lt;br /&gt;Ankaralı daha içine kapanık, daha bohemdir. İzmirli ise püfür püfür vapurda arkadaş edinecek kadar sosyaldir. Sıcacık havasında şehrin, pastaneden dondurmasını alır, saçını geriye atar, güzneş gözlüğünü düzeltir ve çevresini süzmeye devam eder. Ankaralı ise kendi iç yolculuğunun girdaplarında döner durur.&lt;br /&gt;Araya İstanbul’u sıkıştıracak olursak –gerçi İstanbul hiçbir araya sıkışmaz ama-&lt;br /&gt;İstanbul karmakarışık bir kolajdır. Rengarenk. Tüm şehirler ayrı bir kolajdır aslında memleketimde. Sadece nitelikleri farklıdır. İstanbul kolajı öylesine dolu ve rengarenk türlü türlü parçalardan oluşmuştur ki siz gidip de üzerine bir parça eklerseniz kimse birşey farketmez, kolaj yeniden anlamlanır. İzmirin kolajına ise kolay kolay yeni bir parça ekleyemezsiniz, eklediğinizde farkedilir. İzmir buna karşı çıkmaz gerçi, zamanla yedirir bünyesine. Ankaranın ise kolajı monokromik bir gri çeşitlemesidir. Siyahtan beyaza uzanan tüm gri tonları mevcuttur Ankara’da. Bu nedenle kırmızı şemsiyeli bir bayan hemen farkedilir bu kolajda. Ankara güzel bir arka plandır, öndeki obje olmayı becerebilirseniz. Ama burda da barınamaz diğer renkler, arka planın grisi üzerime sıçrayacak beni de bozlaklaştıracak diye nice pembeler turuncular kaçmıştır şehirden. Nereye? Tabiki onları kayıtsız şartsız kabul eden –kabul eden de demeyelim, umurunda olmayan- İstanbul koca şehrine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-8877033930341729732?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/8877033930341729732/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=8877033930341729732' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8877033930341729732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/8877033930341729732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/10/bilimum.html' title='bilimum'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-144122497350228258</id><published>2007-09-26T00:59:00.000-07:00</published><updated>2007-09-26T01:26:02.369-07:00</updated><title type='text'>Şehir: İzmir Dil: İspanyolca</title><content type='html'>Dil kurslarını hep sevmişimdir. Koca bir kepçe şehre rastgele dalar ve içinden karışık bir avuç adam alıp çıkarır, oturtur yanyana bir sınıfta. Ortaya çıkan sahne de genellikle şöyledir:&lt;br /&gt;3-4 orta halli zararsız sesi pek çıkmayan öğrenci tayfası, bunlardan bir ikisi adeta dilini yutmuşçasına öğrenmeye geldiği yabancı dili konuşamadığı gibi kendi dilini konuşurken de sesi pek çıkmaz, 3-4 orta halli iş güç sahibi dansa -izellikle salsa ya da tangoya- merak salmış yaşları 40 ila 50 arasında değişen beyler, bunlardan biri mutlaka göbekli olur ve gevrek gevrek sırıtır, bir diğeri -daha genç olanı- sınıftaki öğrenci kızlara yazılır, 1-2 de güzel olduğu için kendinden emin burnu havada fondötenli genç kız, bunlardan mutlaka birisinin sesi öğrencilerin aksine çok çıkar "past tenseleri işlediniz mi, hayır ben biliyorum da" der.&lt;br /&gt;Bana yine yer yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bembeyaz inci dişli, sürekli 32 diş gülümseme halinde olan, latin kalçalı Panamalı hocamız ara vermeye karar veriyor.&lt;br /&gt;Sıkıcı bir 10 dakika. Gereksiz yere sosyalleşme zamanı. Sıınıfta mı kalmalı, aşağı inip kantinde bir çay mı devirmeli? Göbekliye mi takılsam, bayan fondötenlerle tuvalette ruj mu tazelesem, yoksa öğrenci muhabbetine takılıp eski günlere mi yadetsem -sen ne mezunusun, hangi okuldasın...-. Hangisi daha az sıkıcı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan fondötenler bana hadi aşağı inelim dercesine bakıyor. Kaçış yok, cüzdanı alıp ikisiyle beraber inip çay, soda, çikolata filan alıp bi masaya oturuyoruz. Beş dakkalık molanın sonunda diğer ikisi birbirlerinin telefonu çaldırarak numaralarını ve isimlerini kaydediyorlar. Bense hala çayımla meşgulum. Onlar beraber sohbet ederek yukarı çıkıyor, bense çayımla yürüyorum.&lt;br /&gt;Allahtan ikinci ders başlıyor : ))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-144122497350228258?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/144122497350228258/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=144122497350228258' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/144122497350228258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/144122497350228258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/09/ehir-izmir-dil-ispanyolca.html' title='Şehir: İzmir Dil: İspanyolca'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7007625057695885888</id><published>2007-09-25T01:57:00.000-07:00</published><updated>2007-09-25T01:58:06.000-07:00</updated><title type='text'>sabah-öğle-akşam</title><content type='html'>Evden işe gidiş yolunun otobüsünde kendime oturacak yer bulmuşum; mutluyum. Karşılıklı yerleşime sahip olan dörtlülerde pencere kenarındayım. Karşımda bir bayan, yanımda bir erkek, çaprazım boş. Ön kapıya yakın bir yerlerdeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımdaki bey otobüse binen bayanlardan birini tanıyor çıkıyor, buyrun diyor bayana, oturun karşıma. Bayan geri geri gidemeyeceğini belirtince, bey ona kendi yerini verip karşısına oturuyor, bayan da yanıma. İkisi de göze batan bir aşırılığı olmayan, ortalama halim selim insanlar. Muhabbet başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayanın annesi bir hastalıktan dolayı bir sene önce sizlere ömür olmuş. Şimdiki asıl vaka ise kemoterapi tedavisi gören 76 yaşındaki babası. Tüm aile ona bakıyor. Sohbet biraz ilerleyince bizim karşıdaki bey doktorlardan dem vuruyor 'allah bunların eline kimseyi düşürmesin' diyor bayana. ‘Ben sana bir ilaç yazayım bak günde iki kere vereceksin bundan, bir de üç posta vitamin, birşeyciği kalmaz babanın.’ ‘Doktorlar bilmezler bunu, bitkisel bir ilaç bu.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresiz kadın, bunu eczanede bulup bulamayacağını soruyor. Tabii tabi bulursun. Sen bana bir kağıt kalem ver yazayım hepsini. Bayan çantasından bir kağıt parçası çıkarıyor. Kaleme ise karşımda oturan diğer bayan yetişiyor. Meğer, o da, benim gibi, pürdikkat kesilmiş, muhebbetin içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye otobüsünde karşılaşılan ve bilmem kaç senedir görülmeyen bu tıpla uzaktan yakından alakası olmayan yurdum insanı tanıdık, yanındaki tanımadığı bayandan aldığı kalemle küçük bir not kağıdına, 76 yaşındaki akciğer kanserine ilaç yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanya ya da Almanya’da tanıdıkların varsa, oradan da şurup getirebilirsiniz. Onu da yazayım mı diyerek iyice havaya giriyor. Çaresiz kadın, hazır reçeteye ilaç yazan bir eli bol birini bulmuş, yaz yaz diyor. Eniştemin kızkardeşi Almanya’da, isteriz icabında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanya’daki şuruptan sonra sıra kocakarı ilaçlarına geliyor. Beyimiz anlatıyor. Yarım litre limon suyuna altı yumurtayı koyacaksın, o yumurtalar bir hafta bekleyecek, kabukları eridikten sonra...., bal ve iç cevizi de ekle, günde üç defa, sabah-öğle-akşam, birşeyciği kalmaz babanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76’lık dedenin tüm vücudu sarmış kanser tedavisi için, ayaküstü can kulağıyla dinliyor krşısındakini çaresiz kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana da ‘acil şifalar’ demekten başka birşey kalmıyor. Karşımdaki beyse mide bulantısına verilen nane-limon kaynamışı kadar kolay verdiği ‘iyi niyetli’ tedavi yönteminden dolayı teşekkürü alıyor bayandan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7007625057695885888?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7007625057695885888/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7007625057695885888' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7007625057695885888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7007625057695885888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/09/sabah-le-akam.html' title='sabah-öğle-akşam'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4990640697164143828</id><published>2007-09-02T09:17:00.000-07:00</published><updated>2007-09-02T09:18:32.854-07:00</updated><title type='text'>the city of  İstanbul</title><content type='html'>Deli dolu kaotik İstanbul kentine bir yolculuk daha.&lt;br /&gt;Büyük, kirli, karışık, devasa kent İstanbul. Içinde, yaşayanların kaybolduğu, sokaklarında evsizlerin uyuduğu, otobüsleri metroları bir yerden bir yere ulaşmaya çabalayanların doldurduğu koca kent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrin kırışıklığı arasına hapsolmuş üç kuruşluk hayatlarını idame ettirebilmek için sabah körü yollara dökülen mutsuz kozmopolit çehreler.&lt;br /&gt;Sıkışan trafikte yarı uyuklar gözlerin yan otobüsteki bakışlarla kesiştiği sabah saatleri. Soluk benizli, yaz günü beklenmeyen yağmurdan dolayı  sandaletleri çamurlanmış, saçlarının fönü inmiş zavallı genç iş kadınları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal koşullarda yağmurun şehri yıkayıp temizlediği düşünülebilir fakat bu şehirde kirli suyun akacağı yer yok. Delikleri tıkalı şehir İstanbul. Altı tamamiyle kokuşmuş. Pis suyunu akıtamayan şehir kendi pisliği içinde boğulmaya mahkum. Yarısı buharlaşacak, yarsısı da avare otomobillerin tekerlerinden kaldırımdan geçenlerin üzerine yapışacak. Pislik ordan oraya taşınacak, evlere ve yataklara girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın, eğlencenin, sanayinin büyük kenti İstanbul. Avrupa’nın en gözde kenti, ziyarteçilerinin -ben dahil- sevgilisi biricik kaotik İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardında bambaşka hikayelerin gizli olduğu bir dolu değişik yüz. On beş milyon başı boş ruh fütursuzca dolaşıyor şehrin sokaklarında. Birbirlerinin yanından geçiyor herkes; fakat kimse farkına bile varmıyor gelecekteki sevgilisinin / doktorunun / patronunun / katilinin yanından yürürken.&lt;br /&gt;Kimse kimseyi tanımıyor bu şehirde. Tanımaya vakti yok. Boş boş bakıyor ve yürüyüp gidiyor bir sonrakine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıntıdan kendini kurtarabilenler kenardaki kahvecilere atıyor kendini. Artık İstiklal’de dönerciler dışında yerel birşey bulmak da zor. Yüzyılların çay kültürü yerini yavaş yavaş filtre kahveye bırakıyor.&lt;br /&gt;Tüm Avrupa ve Amerika büyükkentleri gibi kahve içiyor artık yorulanlar. ‘İncebelliler’ daha ucuz yerlerde artık. ‘İyi’ ve ‘kaliteli’ yerlerde ise Kolombiya’nın sudan ucuz nefis kahvesinin kokusu yayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’dayım. Ben de bir Avrupalıyım artık. Anadolulu taşra tavrımı sürdürüp demli bir incebelli diretmenin ya da İzmirli gavur tavrımla bir adaçayı ısmarlamanın alemi yok! İstiklal üzerindeki kenar kahvecilerinden birine oturuyorum – nam-ı diğer ‘kahve evi’ –; mokamı yudumlarken akıntıyı seyre dalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metro kokusu Avrupa kentlerini anımsatıyor bana. Metrodan iniyorum. Bir kısa tünelle Kanyon’a bağlanıyoruz. Steril insanların mekanı yapay bir alışveriş –daha doğrusu göz süzüş- mekanı. Küçümsenemeyecek hoş bir mimari. Ekstrem dükkanlar. Halk dışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinden habersiz mutsuz insanlar. Gülümseme çizgileri yok. Bu şehrin insanlarında ‘gülümseme’ çizgisi eksik. Budapeşte benzeri suratlar İstanbul metrosunda. Ulaşacağımız yeri bekliyoruz hepimiz iç dünyamızda. Dipdibe ve bir o kadar uzak birbirimizden. Kendi iç dehlizlerimize dalıyoruz sessiz ve habersiz. Geriye sadece metro oturaklarında oturan suretlerimiz kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul deli şehir‚ vitaminsiz çıkmamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul; danstan duramayanların şehri. Müziğin ruhu kıpraştırdığı, kanının damarlarında aktığını hissettirdiği biricik güzel şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecelerin şehri, durmayan, bitmeyen İstanbul. Sokaklarında sarhoşların bağırdığı, ayağı cıbıl bohemlerin ateş çevirdiği, şehrin nabzını tutan ritmi hiç kaçırmadığı heyecan dolu İstanbul şehri. İstanbul,  kalp atışının sesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delidolu İstanbul şehrinden dönüyorum artık. Son bir kez bakıyorum gece güzelliğine, pırıl pırıl parlıyor elmas gbi gecenin karanlığında ışıkları...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4990640697164143828?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4990640697164143828/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4990640697164143828' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4990640697164143828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4990640697164143828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/09/city-of-istanbul.html' title='the city of  İstanbul'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-4972004904997031394</id><published>2007-08-24T11:24:00.000-07:00</published><updated>2007-08-24T11:33:18.530-07:00</updated><title type='text'>sırasızlık</title><content type='html'>Ankara'dan sonra İzmir'de beni en çok şaşırtan (çekmece dolap atkı kazak dolu, bekle bekle "kış"ın gelmemesi dışında) otobüs duraklarında sıraya girmesini beceremeyen (ya da böyle bir şeyi hiç düşünmeyen, sıraya girmek nedir bilmeyen ya da belki hayatında hiç sıraya girmemiş) halk oldu. Her şehrin kendine özgü insan yapısı vardır. Sustum, saygı gösterdim. İttirildim, savruldum, yanımdaki zor yürüyen yaşlı teyzeye yol verdim, bir adım geride durdum diye küfür bile yedim, İzmir'li bayanlarca otobüsün kapısının önünde manken gibi dikilmemem gerektiği, açıkgöz olmam ve otobüse çevik bir hareketle atlamam gerektiği hususunda uyarıldım.&lt;br /&gt;Artık ittirip kaktırıyorum, kolumu güruhun arasına sokuyor, insan topluluğunu yarıyor ve kendi küçük bedenime bir yer açarak binebiliyorum otobüslere.&lt;br /&gt;Alışmış olmam, bu durumu kabullenmemi gerektirmiyor neticede.&lt;br /&gt;Hala merak ediyorum:&lt;br /&gt;İzmir'li neden sıraya giremiyor?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-4972004904997031394?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/4972004904997031394/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=4972004904997031394' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4972004904997031394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/4972004904997031394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/08/sraszlk.html' title='sırasızlık'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-6777575520950683153</id><published>2007-08-24T11:07:00.002-07:00</published><updated>2007-08-24T11:24:42.913-07:00</updated><title type='text'>daha çok beklersiniz</title><content type='html'>mesai sonrası, eve dönüş yolunda "gelmeyen belediye otobüsleri" maratonuna katılmış, koşturuyorum.&lt;br /&gt;alsancak'tan eve dönüşün iki yolu var. ya otuz kırk dakika bekleyecek ve yaklaşık kırk elli dakika süren "işkence" bir otobüs yolculuğu yapacağım elli kuruşa üzerinde olimpiyatlardan bir görünütü olan kentkartımla ya da oniki dakikada kapımdayım onsekiz yetele'ye taksiyle.&lt;br /&gt;bu "güzel" izmir'de "gelmeyen belediye otobüsleri" dışında bir ulaşım yok çünkü üçkuyular taraflarına. ne vapur, ne dolmuş, ne özel otobüs, ne çift katlılar ne de metro...&lt;br /&gt;güzide şehir izmir halkının çoğu bilir, alsancak-üçkuyular hattının vazgeçilmez otobüsüdür 169. gelin görün ki, bunca talebe rağmen sabah öğle akşam balık istifidir 169.&lt;br /&gt;özellikle de yaz aylarında, izmir halkım sıkışıklıktan terlerinin birbirine karışmasının verdiği samimiyetle elele, gözgöze, dizdize toplu bir cinnete girer 169'larda.&lt;br /&gt;varsa yoksa gürültü kirliliği eski püskü belediye otobüsleri sözümona "avrupai" büyük kent izmir'de.&lt;br /&gt;sevgili belediyem ne akla hizmetle şehirdeki "zaten hali hazırda işlevini yerine getiren" otobüs duraklarını söküp de yerine "tıpkısının benzeri" "yeni" otobüs durakları takdırdı, anlayamıyorum.&lt;br /&gt;inceden bir mesaj mı var acaba?&lt;br /&gt;"daha çok beklersiniz" yeni otobüsleri ya da metronun tamamlanmasını mı demek istiyorlar.&lt;br /&gt;duraklardaki gözle görünür tek fark oturma birimlerinin metal yerine ahşap yapılması. diyorum ya, inceden mesaj var. "daha çok" bekleyeceğimiz için kıçımızı soğuk metale değil de ahşaba yasalayacağız. izmir halkı adına teşekkürü borç bilirim sevgili belediyeme.&lt;br /&gt;artık kıçımız donmadan bol bol bekleriz "güzel" izmir'imin "gelmeyen belediye otobüslerini".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-6777575520950683153?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/6777575520950683153/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=6777575520950683153' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6777575520950683153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6777575520950683153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/08/daha-ok-beklersiniz.html' title='daha çok beklersiniz'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-356251514328972835</id><published>2007-08-24T11:07:00.001-07:00</published><updated>2007-08-24T11:07:51.781-07:00</updated><title type='text'>küçük kız ve bük</title><content type='html'>Kadın başını yanında uyuyan sevgilisine dayadı ve karşısında uzanan koca maviliği içine çekti, ayakları çakılların üzerinde, denize doğru açılmış eteğinin kenarından bacaklarını yalayan dalgaların taşkın köpüklerine anlattı tüm bildiklerini&lt;br /&gt;Bunlar, dedi&lt;br /&gt;Bunlar artık benim işime yaramayacak güzel bük.  Tüm bildiklerimi al ve bana kendi bildiklerini ver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olduğum sen misin yoksa memleketin güzelliği mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bir yarımadada, küçük bir kız; koşup oynuyor kendince.&lt;br /&gt;Saçları iki yandan örülü, yüreği taşıyamayacağı kadar ağır coşkuyla dolu, koşturup duruyor yarımadanın sokaklarında. Çocuk işte; bazen düşürüyor yüreğini toprağa, canı yanıyor, iki ağlıyor, sonra bıraktığı yerden tekrar devam ediyor koşturmasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak yolları, çakılları, kurbağaları,&lt;br /&gt;Sahile vuran mideyeleri, deniz sonrası kirpiklerde biriken tuzu,&lt;br /&gt;Pembe beyaz begonvilleri&lt;br /&gt;Rüzgarı, rüzgarı, rüzgarı,&lt;br /&gt;Kafada saç bırakmayan lodosu,&lt;br /&gt;İnsanı dirilten buzdan bozma denizi,&lt;br /&gt;Küçücük limanı,&lt;br /&gt;Tekneleri,&lt;br /&gt;Birbirinden şirin barları,&lt;br /&gt;Kargısı, Palamutu, İskelesi, Knidosu,&lt;br /&gt;Boyluboyunca huzur yarımadası,&lt;br /&gt;Türkiye’nin serçe parmağı,&lt;br /&gt;Akdeniz’in Ege’ye selamı,&lt;br /&gt;Balı, balıkları, bademi,&lt;br /&gt;Hele de o meşhur nurlu bademi,&lt;br /&gt;Ve Datça’sının küçük kızı,&lt;br /&gt;Kızın hikayesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kızın arkadaşı yok, tek başına oynuyor akşamüstü kumsallarında. Annesi hava kararıp da eve çağırıncaya dek topladığı sümüklüböceklerini diziyor yanyana.&lt;br /&gt;Vakit gelip de şehre döndüğünde hep aklında kalan Datça’nın sümüklüböcekleri oluyor. Garaville denen bu sümüklüböcekler ilk yağmurlardan sonra çıkıyor gezintiye memleketinde. Yağmur vakti demek, okul vakti demek. Tatil bitiyor ve şehrine dönüyor küçük kız. Rüyalarında hep aynı şey: sümüklüböcekler, bisiklet ve yanyana koyların tepesinde uzanan küçük patikalar. Biricik Datça’sını düşlüyor kış boyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılıklar bitmek bilmiyor. Her yıl tekrarlanan sıkıntı dolu kış  ayları. Günler giderek kısalıyor, hava kararıyor, sokaklar soğuyor, kar bastırıyor; şehir beyazların altında kalmış bir masala dönüşüyor birden. Çocuğum. Masalın heyecanına kapılıp, kızağımı alıp oynamaya çıkıyorum. Karla sevişmeler bir nebze unutturuyor seni bana.&lt;br /&gt;Ama yine de denizle sevişmeler ayrı. Herşeyden ayrı. İple çekiyorum sana ve gülümseyen güneşine kavuşabilmek için.  Gelmek bilmiyor yaz ayları. Bitmek bilmeyen kış ayları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz gelip de tekrar kavuştu mu sevdiğine, yüzünde bir mutluluk tekrar yüreği elinde oynuyor küçük kız. Yıllar geçip de büyüdüğünde farkediyor ki o hala küçük. Elinde midye kaplı defteri, yüreğinden taşanları topluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Datça’dayım. Aşık olduğum kentte.&lt;br /&gt;İnsan bir kente tutulabilir mi? Onu hep koşulsuzca yürekten, ta içinin derinliklerinde hissederek, düşleyebilir mi? Buluşmaları kavuşmaları iple çekerek sevebilir mi bir kenti? İnsan bir kentin çakıl taşlarına aşık olup onları öper mi, gömer mi suratını toprağına? İçer mi denizinin suyunu her ayrılık öncesi? İnsan bir kentten ayrılırken ağlar mı sevdiceğinden ayrılıyormuşçasına?&lt;br /&gt;Ben ağladım. Bu küçük kente tutuldum ve ağladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültü yok, ses çok az. Ancak tavukların gıdaklaması duyuluyor. Lıkır lıkır kulağına çalınan rüzgar çanlarıyla dansederek yürüyor dökülen begonvillerin üzerinden. Paçalarına dolanıyor kuru çiçekler, ayaklarını gıdıklıyor.&lt;br /&gt;Sessiz dar sokaklarında gezintiye devam. Terkedilmişlik hissiyatı. Datça’nın hiç dinmeyen rüzgarı tepeden sokak aralarına üfürerek serinletiyor halkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsecikler yok, sadece ağustos böcekleri.  Yıldızlara baktım, geceye baktım, gaz lambasını yaktım ve masama yerleştim.&lt;br /&gt;Bu kadar mutluluk veremez insana hiçbirşey, gece ve ağustos böcekleri dışında&lt;br /&gt;Ait olduğum yerdeyim&lt;br /&gt;Ve tek başımayım&lt;br /&gt;Müziğe bile ihtiyacım yok, gecenin uğultusu yeter&lt;br /&gt;Ağaçların hışırtısı hem ninni gibi hem de korkutucu....&lt;br /&gt;Burada ölebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kız büyüyor. O büyüdükçe kafası da büyüyor. Düşünceler sarıyor zihnini. Hayatla cebelleşiyor kız. Artık eskisi gibi uçurtmanın peşinden koşmak yetmiyor hayatı yaşamaya. Sorumlulukları artıyor. Öğrendikleriyle kirleniyor dünyaya karşı. Her kirlenişinde tekrardan Datça’sına koşuyor. Her kafa karışıklığında, ruh çöküntülerinde, eksikliğinde ve zihnin çıkmaz sokaklarında Datça’sına koşuyor. Orada kendiliğinden çözülüveriyor herşey.&lt;br /&gt;Şeffaf bir şişe. Cam. Basit bir formu var. İçinde su. İçinde zeytinyağı. Biri tutmuş çalkalamış şişeyi. Zeytinyağı damlacıkları top top ayrışmış suyun içinde. Köpürmüş bir zihin...Bu kafayla gelinen bir Palamutbükü gecesinin sabahında insan bir bakar ki şişe, aynı şişe. Fakat zeytinyağı sudan ayrışmış. Herşey yerli yerinde. Zihin tertemiz ayarında. Ne bir köpürme, ne bir bulanıklık. Bükün dingin havası geceleyin tekne direği ıslıklarının eşlik ettiği uykumda zihnimdeki birbirine geçmiş düşünceleri de ayrıştırmış. Sakin ve huzurlu yapmış yine beni çaktırmadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirden gelen küçük kız, yaşadığı yerin curcunasına alışmış, burada da heyecanına hakim olamıyor. Koştukça koşuyor yarımadanın kıvrımlı sokaklarında. Yorulup nefes nefese kalana dek arşınlıyor dağları bayırları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bu kadar hırpalamamın ne anlamı var? Aceleye hiç gerek yok. Sanki insanın kalbi ağır ağır atıyor burada. Kanı daha yavaş akıyor damarlarından. Yavaş ve dingin. Soluk alıp verişler daha seyrek, dolu dolu. Tüm ciğerleri doldurana dek nefes alınıyor, boşaltırkense hiç acele edilmiyor. Bu dinginliği yerlilerin ağır kanlılığından ve ermiş huzurdundan anlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzurun peşini kovalayanların uğrak yeridir Datça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada mutlu olmak için ne kişilere ihtiyaç var ne de başka bir şeye.&lt;br /&gt;Deniz, güneş, kum, rüzgar...&lt;br /&gt;Alışmışım buranın dingin havasına. Çocukluğumun huzursuzluğu geçmiş hareket arayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kız büyümüş, yazar olmuş, kasabanın gazetesi için bir yazı yazması gerekiyor. Neresinden başlamalı? Neresinden tutmalı Datça’sını? Düzünden mi, tersinden mi? Düşünüyor ve onu kötüleyen bir yazı yazmaya karar veriyor. Kötülesin ki kimsecikler gelmesin. Datça’sı ona kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk bir memlekettir Datça.&lt;br /&gt;Bir tatil yöresinde aranan hiçbir özelliği yoktur kimilerine göre.&lt;br /&gt;Soğuk rüzgarları vardır kafanızdan şapkaları, tabağınızdan köfteleri uçuracak kadar.&lt;br /&gt;Denizi buzlar gibidir, damarlarınızı büzüştüren, nefes kesen.&lt;br /&gt;Yolu kötüdür, dolamabaçlıdır, dardır, uçurumludur.&lt;br /&gt;Gece hayatı desen hiç yoktur. Müzik, on iki dedin mi biter, sessizliğe gömülür tüm liman.&lt;br /&gt;Her yer tozdur, topraktır.&lt;br /&gt;Ne makyaj tutar insanın yüzü, ne topuk dayanır çakıllı yollarını arşınlamaya.&lt;br /&gt;Elektriği gider, suyu ikide bir kesilir, telefonlar çekmez....&lt;br /&gt;Hep şikayet üstüne şikayettir Datça.&lt;br /&gt;Tembel ustaları, onarılmayan yolları, arada bir taşan foseptikleri, yazları kasabaya hücum eden şehirlileri delirtir.&lt;br /&gt;Soğuk bir memlekettir Datça. Bir kere uzaktır, uzak.&lt;br /&gt;İnsanlar gelmesin diye tüm hoyratlığını gösterir ziyaretçilerine.&lt;br /&gt;Yine de neden sevilir bilinmez.&lt;br /&gt;Kaçan kaçar&lt;br /&gt;Kalan kalır...&lt;br /&gt;Gelenler elenir, doğal seleksiyon sonucu hayatta kalanları barındırır ancak bünyesinde.&lt;br /&gt;Önce bir dener, testten geçirir, zorlar, silker insanları, ölçer sevgisini ve sadece onu gerçekten sevenleri kucaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldan geçenlerin uğradığı bir kent değildir Datça. Niyet edenlerin geldiği yerdir.&lt;br /&gt;Uğranan değil, gelinendir.&lt;br /&gt;Gönül eğlendirenlerin değil, gerçek aşıkların yeridir Datça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar geçmiş, küçük kızın yüreği taşıyamayacağı kadar aşkla dolmuş, her seferinde yükünü boşaltmaya kimsesizler koyuna gelir olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gelişimde başka bir aşk yaşıyorum öncekinden farklı, ama hep aynı duygu, aynı bildik ve tanıdık koku, gecenin sesi, ağustos böcekleri, gaz lambasının titrek ışığı,&lt;br /&gt;Burada yaşlanmalıyım....Havası çakırkeyif etmeye yeterli bünyemiBırakıp nereye giderim ki?Kaybolmuş aidiyetimi buluyorum burada, saçmasapan yerlerde ararken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana tek verebileceğim şey sevgilim, sahilin dalgalarla getirip götürdüğü çakıl taşları, belki yanında bir de sıcak bir çay ve tatlı bir sohbet&lt;br /&gt;gerisi iyilik güzellik....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün aşklarını burada temize çekiyor küçük kız. Dibinin cam gibi göründiği, taşların bir bir sayıldığı kristal parlaklığındaki  pırıl pırıl suyunda arınıyor tüm kirlenmişliklerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tertemiz sabahına uyandığımda biricik Datça’mın çıkıp gitmiş zihnimden yüzünün kıvrımlarıBedenimdeki acemi ellerinin iziyse girdiğim tuzlu soğuk suda kalmışŞimdi, ne yüzünün kıvrımları var gözlerimin önündeNe de ellerinin izi bedenimdeSanki seni hiç tanımadım...Belleğimde birkaç fotoğraf. Siyah beyaz. Puslu. Koca bir deniz. Küçük bir ada...Canım Palamut’un gölgesinde usulca kayboluyor varlığın.Sabah olmuş ve bitmiş sıcaklığın.Şimdi sadece Palamut’un soğuk suyu, çakıl taşları ve ben varızDipdiri.Tıpkı eskiden olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunalımlarını burada denize döküyor. Unutmak, unutmak ve yoluna devam etmek istiyor küçük kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzağım. Uzaklaşıyorum. Kalabalıkların ortasında yine yalnızım. Gidiyorum. Amaçsızım. Bir çöl ortasında susuzum. Denizin kenarında kıyıya vurmuş, unutulmuş bir kabuğum. Kalemime hükmü geçen ben değilim. Sıkıldım artık. Öylesine sıkıldım ki. Nereye gitsem benimle geliyor artık kuruntularım. Sakin bir limana çekmek istiyorum.&lt;br /&gt;Sakin bir liman.&lt;br /&gt;Sakin. Ve sessiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve birgün Palamutbükü’nün kıvrımlı ve uçurumlu yollarını teperken  yolda uyuyakalıyor küçük kız. Sahilde oturduğunu görüyor. Karşıdan doğan kocaman kıpkırmızı ayı seyrediyor. Kalamarını yiyor. Birasını yudumluyor. Elinde defteri geçen gemileri kaydediyor sayfalara. Sahilde bir adamla karşılaşıyor sonra. Karşılaştığı yerde aşık oluyor kadın. Rüyasında. Palamutbükü’ne vardığında uyanıyor. Yüzünde bir gülümseme. Hatırlamıyor bile rüyasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleyin, uykumun ortasında rüzgarın cama vurarak beni kendine doğru çağırmasıyla kucağımda uyuyan hırıltılı minik kediyi uyandırmaya korkarak usulca sarındığım battaniyemle çıktığım bükün sahiline ulaştığımda, ayağıma gelişigüzel geçirdiğim terliklerimi elime alarak, tuzlu suyla kucaklaştırıyorum uykudan yeni kalkmış patilerimi. Gecenin tadı başka. Burada günün, gecenin, sabahın, öğlenin her saatin her anın tadı başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın erken saatinde daha güneş doğmamış, Palamut’un çapağı daha gözlerinde gezerken, önüne taşlara uzanmış biri çıkıyor. Bir adam. Sabah saati insanlarından olsa gerek.&lt;br /&gt;Sende mi uyuyamadın?&lt;br /&gt;Yoo, diyor erkek. Ben buranın bekçiliğini yapıyorum.&lt;br /&gt;Nasıl bir bekçilik bu diyor kız.&lt;br /&gt;Sabahları Palamut’ta kaybolmuş ruhları topluyorum.&lt;br /&gt;Sanırım sen de onlardan birisin. Ne işin var bu saatte buralarda, sevdiğinin yanına gitsene.&lt;br /&gt;Sevdiğim burası diyor kadın.&lt;br /&gt;Gün batmış,&lt;br /&gt;Ay kıpkırmızı,&lt;br /&gt;Karşıdan gülümsüyor.&lt;br /&gt;Sadece onu selamlayacak ufak bir kıpırtı  hissediyor içinde.&lt;br /&gt;Onun dışında herşey kıpırtısız&lt;br /&gt;Bük gibi&lt;br /&gt;Bükün sessiz sahili gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun kiripiklerinin ve kısık gözlerinin ardına saklanmış yeşilini sevdim onun&lt;br /&gt;İlkbaharın yeşiline uyumlu biricik Datçamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bükün sessiz, huzuzlu, gerçek dışı dinginliği, yerli halkın cennetten fırlamışçasına gülümsemeleri, badem ikramları  kızı sanki bir daha buradan geri dönemeyecekmiş hissine doğru sürüklemeye yetiyor. Küçük kız saçları iki yandan örülü, kısacık eteğiyle Datça’sının toprak yollarında denize doğru koşar adım ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzurlu kent. Olsa olsa sardunyanın kırmızısıyla begonvilin pembesinin savaşı olur burada. Hangimiz daha parlak diye? Bir de akşamüstü hüzünleri çöker insana. Yanına en iyi gidecek şeyse bükün insan canlısı sarı köpeği ile bir bardak yeşil limonlu cin toniktir. Daha da başka bir şeye gereksinim duymaz insan. Havadaki huzur ve cintoniğin acımsı tadı vücudun kıvrımlarına sinmiş en ince negatiflikleri bile çözmeye yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız yine bir gün Palamutbükü’ne yolunun düştüğü gün öğrenir bunları. Hatta gecesine dönemez bile geriye ve hatta sabahına. Bana kalırsa küçük kız hiç dönemeyecek.  Orada ne gördüyse, kızın peşini bırakmayacak.  Kimseye de söylemeyecek. Orada kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşleri hep hüzünlüdür Palamut’un. Akşamüstü hüznünden farklı bir hüzün. Her seferinde döndüğüne üzülür, fakat tekrar gelecek olmanın verdiği güvene sığınır. Yokluğunda, özlemiyle avunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğinde sevdiğin varsa ve dokunamıyorsan, yanıbaşında olduğu kadar senden uzaktaysa... günün boş olduğu kadar doluysa... ve günlerden salıysa, mekan Palamutsa.&lt;br /&gt;Vay haline.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmeyen gün. Her anı, dakikası dolu dolu, ama bir o kadar da “boş”, bomboş geçen gün. Boş geçtiği kadar dolmaya meyilli.&lt;br /&gt;Bir gün ne kadar dolabilir ki? “Boş” olduğu kadar. Zihnin boşaldığı, vücudun elektriğini bıraktığı yerde, dolduğu kadarıyla ayrılıyorum bükten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palamut’un sahilinden topladığı bir avuç dolusu taşı sevdiğine verdi küçük kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka türlü birşey benim istediğim demiş ya şair, hatta rengi başka, tadı başka demiş, havası ayrı hava, denizi ayrı deniz demiş, yazık dedim şaire, üzüldüm, gelmemiş buralara ya da gelmiş de sevememiş, hani herkesin dediği gibi, ya hiç ayrılamazsın buralardan ya da basar gider bir daha da uğramazsın...&lt;br /&gt;Yazık, “işte burası” diyememiş şair...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gidenin büyüsüne kapıldığı, dönüşlerin çileye dönüştüğü bir anne sıcaklığına sahiptir Datça. Akıllara durgunluk veren dinginliği tüm ruhları sakinleştirmeye yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın geri kalanından farklıdır Datça’m. Kendine özgü ayrı bir mekandır. Memleketinden uzak, kimi zaman yurdundan çok diğer Akdeniz ülkelerine yakındır. Her yazı, misafir edip kendine aşık ettiği turistlerle, kışıysa, aşık olup ondan hiç vazgeçemeyenlerle doludur.&lt;br /&gt;Dile getirilemeyen bir farklılığı vardır, ancak yaşayanların bildiği.&lt;br /&gt;Bir tanedir o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kız nereye gitse, hep yanında taşır kasabasını. Cebinde en son gittiği düğünden aldığı parlak bir kumaş parçası. Nereye gitse yanından ayırmaz, şans getirsin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine muazzam bir düğündeyim. Tüm köy toplanmış, bademliğin altında, vur patlasın, çal oynasın. İçkiler ve birbirinden güzel yemekler. Evlenenlerin rakısından içmedin mi, keşkeğinden yemedin mi, kalkıp da harmandalı oynamadın mı o düğün düğünden sayılmaz. Yiyecek, içecek, oynayacaksın. En sevdiğin kahkahalarını atacak, o büyük coşkuya bir küçük coşku da sen katacak, tebriğini yapacak, yüzünde gülücüklerle evine döneceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanmışlıkların getirdiği bunalımlarını da taşır olmuş beraberinde. Küçük kıza ağır gelir olmuş dünya. Aşksız ve Datça’sız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an gelir, kopar gider gövdem, başım ağrır, düşüverir. Suyun berraklığıdır kalbimin yansıyan temizliği.&lt;br /&gt;Öyle bir yerdeyim ki, başka hiçbir yerde olmak istemeyecek kadar güzel bir yerde.&lt;br /&gt;Maviliğin yüzeyinde parıldayan incilerden taç yapacağım ipek saçlarıma, sonra rüzgara bırakıp savuracağım, savrulsun.&lt;br /&gt;Buklelerim haykırsın dünyaya yaşadığımı.&lt;br /&gt;Kucaklayan kent, tüm negatif enerjimi al toprağına ve nötrle beni.&lt;br /&gt;Aidiyetim burası. Hiç kimsenin, hiç bir başka yerin değilim ben.&lt;br /&gt;Yüzümü yalayan rüzgar, beni donduran rüzgar, beynimdeki negatif düşünceleri de al uçur süpür götür beraberinde, dağıt yeryüzüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşı büyüdükçe ayrılıklarının da arası büyüyor. Okullar bitmiş, tatiller azalmış, küçük kız şehrine dömüş. Yüreğinde Datça’sı hergün işinin yolunu tutar olmuş. Çocukluğun yazları Datça’da geçirildikten sonra, iş hayatının acı gerçeği beton gibi çarpmış suratına.&lt;br /&gt;Sayfiye özlemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her seferinde aklım kalır, ruhum kalır, canım kalır, içim kalır, düşerim.&lt;br /&gt;Saçlarım uzun olsaydı da uzansaydı sana.&lt;br /&gt;Salayım gitsin. Uçsun uçsun ve gamzelerine yapışsın. Bu gece de bitsin. Kavuşayım sana. Sana ve gülücüklerine. Gülünce kaybolan canım gözlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam güneşi omuzlarımda. Vuran aynı güneş. Senin nerende kim bilir? Senin de dudaklarındaysa güneş, omuzlarımı öpüyorsun demektir. Tüylerim ürperiyor, dudakların sıcacık...&lt;br /&gt;Güneş dudakların, alevden pembe dudakların..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aidiyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bu denli bağrına basan başka bir kent olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılıklar ölüm gibi. Ne zaman tekrar tadına doyacak dudaklarım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir koy. Püfür püfür esen bir tepe. Kızın en sevdiği yer. Bisikletine atlayıp oraya gitmek ve tepede oturup içindekileri dökmek. Kimsesizlik ve yine sessiz bir aidiyet. Rüzgar saçlarını okşarken denize dalıp giden gözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benimle ve benden uzaktasın. Buradayım. Yalnızım. Yalnız. Çiçekler var, Datça’m var. Yağmur ve göğün gözyaşları da bizimle. Seninle gülmek kadar ağlamak da güzel be Datça’m! Cıvıltılar sarmış yeryüzünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ayrılıkların ardından tekrar Palamutbükü’nde kız. Herşeyden, herkesten uzak ve habersiz, sadece sevdiğiyle. Başbaşa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesten uzak, sadece kendimleyim. Kendimle olmayı özlemişim. Kendimi kendimden çalan dünyadan uzak, bükün çakıllarına bırakıyorum bedenimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey ne zaman başlamış? Ne zaman gönlünü kaptırmış kız Datça’sına? Kaç zaman olmuş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teninin tenime dokunduğu an başlamış ilişkimiz.&lt;br /&gt;Tenim yokluğunda kuruyor. Tuzuna doymuyor bedenim.&lt;br /&gt;Sarhoşluğun bile tadı başka. İçtiğim şarap, havanın kokusuyla birleşiyor ve bir yudumuyla tatlı tatlı döndürüyor başımı.&lt;br /&gt;Şarap başka hiçbir yerde bu kadar ruhuma işlemiyor. İşlemiyor içime hiçbirşey yanımda sen olmayınca. Yanımda sen yokken ne şarabın tadı şarap, ne baharın çiçekleri kokuyor. Tatsız ve kuru hayat. Sensiz.&lt;br /&gt;Yokluğunda çakılların sesi farklı. Melodisiz.&lt;br /&gt;Sensiz ağzımın tadı bile kalmadı. Deniz bile tuzsuz yokluğunda. Su bedenimi kaldırmıyor. Batıyorum. Gel yanıma. Yanıbaşımda dur ve suya gir benimle, tuzu gelsin denizin ve kaldırsın beni. Yoksa boğulacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palamutbükü’ne gidiyor ve sahilde bulduğu sevgilisine soruyor kadın:&lt;br /&gt;“Aşık olduğum sen misin yoksa memleketin güzelliği mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 Ekim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-356251514328972835?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/356251514328972835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=356251514328972835' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/356251514328972835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/356251514328972835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/08/kk-kz-ve-bk.html' title='küçük kız ve bük'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-6247097254156392204</id><published>2007-08-24T11:01:00.000-07:00</published><updated>2007-08-24T11:05:36.000-07:00</updated><title type='text'>TURUNCU BALIK</title><content type='html'>1. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zaman&lt;br /&gt;Sabahın serinliğinde, çimlerdeki buz tutmuş bir çiğ tanesiyim ben. Gökyüzünden buraya düşene dek oluştu bedenim. Eskiden kocaman, mavi -ama hiçbir insanoğlunun tanımlayamayacağı güzellikte bir mavi-, masmavi bir bulutun parçasıydım. Anne bulutun milyonlarca yavrusundan biriydim ben de.&lt;br /&gt;Anne bulut bir gün güneşe gider ve şahane bir kırmızı şarap alır ondan; içenlerin içini güneş gibi ısıtan, yanaklarını pembeleştiren ve tüm güzellikleri, çirkinlikleri aydınlatan, yani tüm gerçekleri gözler önüne seren bir şarap. Kırmızı şarap aslında güneşin bir parçasıdır; her gün damla damla hayatımıza yayılan, fazlası başımızı döndüren, tüm saklanmışlıkları ortaya çıkaran, karanlıkları aydınlatan.&lt;br /&gt;Anne bulut bu şarabı içmek için gün ışığının kaybolmasını bekledi. Saklandıkları yerden ortaya çıkanların tekrar karanlığa gömülmesini ve şehre puslu soğuk havanın inmesini bekledi. Yorganının altına girdi ve sabırla gizemin evrenin her zerresine sinmesini izledi. Hani insan nasıl gün ışığında sıcak meydanlarda, sokaklarda güle oynaya güvenle yürürken, gelince soğuklar ve sisli geceler, sadece yorganının altında bulur aynı güveni ve sıcaklığı; anne bulut da geceyi bekledi yorganına sarılmak için. Eline telefonunu aldı ve baba bulutu aradı çekinerek.&lt;br /&gt;Uzun bir bekleyişten sonra, baba bulut göklerde süzülerek geldi anne bulutun kapısına.&lt;br /&gt;“Ey mavi göklerin en parlağı yumuşak beyaz tenlim&lt;br /&gt;benimle dans eder misin?”&lt;br /&gt;Anne bulut babayı içeriye aldı. Hiç konuşmadılar. Birlikte şarabı açtılar. İçtiler içtiler, içleri ısındı, yanakları pembeleşti, başları döndü ve birbirlerine sarılarak düştü kafaları yastığa. Birbirlerine sokuldular, koklaştılar, en gizli sırlarını birbirleriyle paylaştılar kelimelere gerek duymadan. Tüm evren bu iki bulutun sevişmesini izledi fondaki olağanüstü orkestra eşliğinde. İzleyenlerin gözleri kamaştı tüm bu şehvet duygularının hiçbir utanma olmaksızın dışarı vurulmasından çıkan parlaklıktan.&lt;br /&gt;Dünyadakiler ise zavallı, hiç bir zaman bilemedi yukarıda olanları. Onlar orkestrayı gürültü sanıyor -malum, ses hızı, onca zaman da gelirken Mi’ler Fa oluyor, Sol’ler yok oluyor; insanoğlu tanrılar yukarıda kavga ediyor sanıyorken, sadece o güçlü sevişmenin ardından yeryüzüne dökülen sevinç yağmur taneleri biliyor bu efsanevi olayı. Ben de o milyonlarca yavrudan biriyim işte, anne bulutla baba buluttan üreyip şu an bir çim tanesinin üzerinde ‘çiğ tanesi’ olarak hüküm sürmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki bir zaman&lt;br /&gt;Gecenin karanlığında, buz gibi bir göldeki küçük turuncu bir balığın kanındaki bir damlacığım ben.Yanlış hatırlamıyorsam, çimlerin üzerinde donmuş bir çiğ tanesi olduğum gündü. Şarap doğdu -burası dünya, artık güneş demeyi öğrenmeliyim ona, aynı anne bulutla baba bulutun sevişme iniltilerine gök gürültüsü demeyi öğreneceğim gibi-, ne diyordum, güneş doğdu, biz eridik ve şiddetli bir rüzgar savurdu hepimizi yakındaki kocaman, soğuk ve derin göle. Göle düşmeden önce rüzgarla birlikte dansettik biraz üzerinde, nilüferlerin kokusunu duyumsayarak. O zaman dünyada hiç görmediğim bir şey fark ettim -zaten dünyaya geleli ne kadar olmuştu ki-. Suyun üzerinde güneşi, bulutu, ağaçları gördüm. Biraz bakındıktan sonra kendimi seçebildim ve el salladım sudaki aksime.&lt;br /&gt;Bu göl, benim, kuşların, bulutların, kısacası her şeyin, tüm evrenin bir yansımasıydı. Gölün yansıması ayrı bir dünyaydı. Gün içerisinde güneşi yansıtan bu göl, geceleyin yıldızları ve ayı yansıtıyordu; herşey vardı içinde, kim baksa kendini görebilirdi. Şimdiye kadar kim baktıysa ona kendini göstermişti. Hiç aldatmamıştı. O zaman anladım bu gölün sihirli bir yer olduğunu. Oraya düşecek olduğuma sevindim. İçinde her şey var gibi görünen ama aslında hiçbir şey olmayan göl. Dünyada ise olay tam tersiydi. İçinde ağaçlar, bulutlar, kuşlar, kısacası her şey olan dünya. Ama insanlar onları göremiyor, çünkü hiçbir şeye bakmıyor. İnsansanız, aynalara bakarsınız, saçınızı, başınızı tarar aynayı bir kenara fırlatırsınız, gözünüz kendinizden başka bir şeyi görmez. Benim bulut annem, şarap içmeye bulut babayı çağırırken kendine nasıl çeki düzen verdi sanıyorsunuz? Aşağı, dünyadaki koca okyanuslara baktı da gördü kendi aksini ve takındı en güzel gülüşünü.&lt;br /&gt;Rüzgarla dansımız sona ermiş, yer çekimine yenilmiş, düşüyorduk artık göle doğru. Karıştık hepimiz bu durgun gibi görünen ama hırçın, kasvetli göl sularına. Rengarenk balıkların, korkutucu yeşil yosunların ve yüzeydeki nilüferlerin arasından diplere süzülürken etraf bir anda kırmızılaştı ve ne olduğunu anlayamadan hava kabarcıklarının arasından kırmızının en yoğun olduğu bölgeye doğru büyük bir güçle çekildiğimi hissettim. Hani gece yatmadan önce ışıkları kapayınca her yer karanlık olur ve gözlerinizin alışması için biraz zaman gerekir ya, gözlerimin kırmızıya alışması için de bir süre beklemem gerekti. Bu bekleyiş sırasında kırmızı upuzun bir tünelin içinde bir yöne doğru sürüklendiğimi hissettim.&lt;br /&gt;Sonradan, edindiğim arkadaşlarımdan öğrendiğime göre ağzı bir oltanın kancasına takılan bir balığın kanayan ağzından onun damarlarına girmiştim. Alyuvarlar, akyuvarlar gibi bir sürü arkadaşım olmuştu. Kalp senin, karaciğer benim, oradan oraya gezip günümü gün ediyordum. Yaşamım, bir asalağın başka bir canlının bilmem herhangi bir yerinde yaşayıp, ondan beslenmesine, onu sömürmesine benzemiyordu. Ben artık içinde bulunduğum balığın bir parçasıydım, damarlarındaki kanın bir damlacığıydım. Ben artık bir balıktım. Benim bildiklerim balığın bildikleriydi. Benim yaşadıklarım balığın yaşadıklarıydı. Bundan sonra ben artık bir çiğ damlası olmaktan çıkmış, bir balık olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, buz gibi bir gölde oradan oraya sürüklenen, acıkınca karnını doyuran, karnını doyururken çok dikkatsiz olup her türlü oltaya yem olan avare bir balığım. Rengim turuncu. Bunu söylemek çok kolay geliyor şimdi, ama rengimin turuncu olduğunu öğrenene kadar ne çok uğraştım. Bir balıktım, bunu biliyordum ama nasıl bir balıktım, neye benziyordum? Yüzgeçlerim nasıldı, gözlerim güzel miydi? Rengim neydi acaba? Bu soruların cevabını ararken, eskiden, bir çiğ tanesiyken başımdan geçenleri hatırladım. Gölün üzerinde rüzgarın gücüyle süzülürken kendime el salladığım günü hatırladım. Kendimi görüp kendime el sallamıştım. Göl üzerinde kendi yansımamı görmüştüm. Bunun üzerine hemen suyun üzerine çıkma planları yapmaya başladım. Herkese sordum, soruşturdum. Bu işi en güzel yapan yunuslarmış. Onlar gibi su üstüne fırlasam, takla atsam, suya düşerkenki o birkaç saniye içinde sudaki aksime bakma fırsatım olabilirdi. Martı Jonothan’ın kendini sürüden soyutlayıp, uçma çalışmalarını sürdürdüğüne benzer bir tempoyla ben de sudan fırlama çalışmalarına başladım. Önceleri suyun dışında hiç nefes alamadığımdan, kendimi çok kötü hissediyordum. Zamanla nefesimi tutmayı öğrendim. Bir-iki balık boyu, üç-dört balık boyu derken, fırlayıp bir takla atıp düşecek yüksekliğe erişmeyi başardım. Tabi bu arada sudaki yansımamda turuncu olduğumu da gördüm. Gördüm de ne oldu? Acaba diğer balıklar da beni turuncu mu görüyorlardı? Onlara turuncu olduğumu söylesem ve onlar da benim turuncu olduğumu onaylasalar da acaba onlar beni gerçekte mavi görüyorlarsa da, onlar maviye turuncu diyorsa? Kelimeler ne kadar doğruydu? Herkesin denizi farklıydı, herkesin ormanı farklı ve sanırım herkesin rengi de farklıydı. Görünüş aldatıcıydı. Herkes kendi bakış açısından görüyordu dünyayı.&lt;br /&gt;Balıkların düşünmediğini, zaten her şeyi bildiklerini söylerler. Yalan. Bilmediğim öyle çok şey vardı ki.&lt;br /&gt;Bundan sonra kendim gibi turuncu balıklar aramaya koyuldum. Bulduğum turuncu balıkların çoğu benden büyüktü, hem boyut olarak hem de yaşça. Biz balıklar da insanlar gibiyizdir, bizden çok büyüklerle ya da küçüklerle arkadaşlık kurmakta zorlanırız, yaşıtımız olsun isteriz. Bizden daha gösterişli, daha renkli, cinsi farklı balıklarla da iyi geçinemeyiz; hep bize benzeyen balıklar buluruz, kendi türümüzden, kendi rengimizden.&lt;br /&gt;Bazılarıyla çok iyi arkadaş olup acayip eğleniyorduk, ama -dünyanın kuralı buymuş, büyük balık küçük balığı yer- hepsi de beni ısırmaya çalıştı. Farklı renkli balıklarla arkadaş olmayı bile denedim, onlarla da hiç anlaşamadım. Bazısı yüzmeyi sevmiyordu, bazısı hep okyanusun hayalini kuruyor, gölü hiç sevmiyor, bazısı ise beni sevemiyordu.&lt;br /&gt;Yalnızdım. Kendi kendime hayaller kurup eğleniyordum. Bir gün yüzerken gölün kenarına pikniğe gelen bir aile gördüm. Suyun dibinden onları izledim. Yediler, içtiler, top oynadılar, eğlendiler. Sıra babayla oğlun balık tutmasına geldi. Karınları tok olduğuna göre, bu insanlar bunu zevk için yapıyordu. Yemleri çıkardılar, oltaya taktılar ve saldılar oltayı suya. Sonra başka bir olta çıkardılar. Dört beş tane ayrı ayrı oltayı kurdular gölün kenarına ve beklemeye başladılar. İnsanoğlunun ne kadar çakal olduğunu o zaman anladım. Onlar duygusuz ve adiydi. Onların aşk hayatı da böyle olmalıydı. Salarlardı dört beş yemi aşağıya, hangisi tutarsa. Arada bir kontrol ederlerdi iki çekip misinanın ucunu. Kıpırdanmaya başladı mı biraz bekler, kancanın iyice ağzına saplanması için zaman tanır, öyle çekerlerdi oltayı. Bazı balıklar insanlardan daha uyanıktır, yemi yiyip kaçarlar. Fakat insanoğlu asla pes etmezdi. Yeni bir yem takar oltaya, hemen diğerine koşardı.&lt;br /&gt;Ben de bir gün balık tutmaya karar verdim. Gölün en uç kısmına gittim. Oradan salladım oltamı, olta karayı aştı, karşıdaki suya düştü. Başladım beklemeye. Bir sürü balık tuttum. Kimisiyle çok yakın arkadaş olduk, kimisiyle hiç anlaşamadık. Yanlış anlaşılmasın, hiçbir balığı öldürmedim ya da yemedim. Sadece yalnızlığımı ve sıkıntımı gidermekti amacım. İşin en zevkli yanı balıkları göremiyor olmamdı; tuttuktan sonra görüyor, muhabbet ediyordum. Olta kıpırdanmaya başladı mı hareketinden, yemi yiyiş tarzından, misinayı çekip bırakışından balıkların neye benzediğini, rengini, cinsini, boyutunu tahmin etmeye çalışıyordum.&lt;br /&gt;Bu balık tutma evresini uzatmak istemiyorum. Ben, beni balık tutmaktan vazgeçiren, tuttuğum son balıktan bahsedeceğim.&lt;br /&gt;Ilık bir sonbahar gününün öğleden sonrasında her zamanki yerimi değiştirmiş, birkaç metre ileriye gitmiştim. Yine oltama uyduruk bir yem takıp, saldım karşıdaki göle. Gözlerim etrafımda süzülen yosunlara dalmış, hiç beklemediğim bir anda neye uğradığımı şaşırdım, ellerim titredi, bir an gözlerim karardı ve olta fırladı elimden. Kendime geldiğimde gölün ortalarında bilinçsiz bir haldeydim. Tekrar kendi köşeme gittim. Oltama bakındım, ucu oradaydı. Tutmaya korkarak, büyük bir çekingenlikle uzattım elimi, önce kuyruğumu değdirdim, bir şey yoktu, sonra tuttum ve çektim oltayı, yem yoktu, kanca yerindeydi. Meraklanmıştım, bir daha attım oltayı. Yine aynı şey oldu, her yerim titremeye başladı. Bu sefer hemen atmadım oltayı elimden, dayanmaya çalıştım, olmadı, yine gitti. Yem yine yenmişti. Bu aynı balıktı, biliyordum. Bu işin sırrını çözmeye karar verdim. Oturup düşüncelere daldım. İnsanoğlu olsa ne yapardı diye düşündüm. İnsanlar bu gibi şeylere ‘elektrik’ diyordu. Onlarda bu gibi elektriklenmeler bir kalemi kazağınıza ileri geri sürttükten sonra saçınıza yaklaştırdığınızda oluyordu. Saçınız havaya kalkıyordu. İkinci bir tür elektriklenme ise iki karşı cins arasında gerçekleşiyordu. Cinsel çekim gücünün fiziğe aktarılmış haliydi. Mecazi bir elektriklenmeydi bu. Fakat bu elektriklenme sadece hissedilebiliyordu. Zaten, karşılaşan bir çiftin arasında oluşan elektriğin onların saçlarını diken diken etmesi komik olurdu.&lt;br /&gt;Biz kendi işimize dönelim. Yaşadığımın ne tür bir elektriklenme olduğunu bulmaya çalışıyordum. İki çeşit elektriklenme varsa eğer; birisi parmağını prize sokunca gerçekleşen, diğeriyse bir insandan başkasına hisler yoluyla aktarılan, sıra benim elektriğimin hangisi olduğuna karar vermeye geliyordu. Tek bir şansım vardı: oltayı bırakmamak. Eğer elektrik beni kavurup, kömür haline sokarsa zaten ölmüş olacağım, bu cümlenin gerisine gerek kalmıyor, yok eğer ben elektriği yenebilirsem de ölmezsem, bu karşı taraftan gelen duygusal bir elektriktir. Tekrar oltayı yemleyip fırlatmaya hazırlanıyorum. Ölmeye değer mi bunun cevabını almak için? Ölüm ne kadar büyük ve değerli bir şey ki bunun cevabı ölüm kadar değerli olsun. İçten içe cevabın ikincisi olduğunu umarak sallıyorum oltamı. Haydi rast gele. Bekle, bekle… Zaman o kadar yavaş geçiyor ki dakikalar senelerce uzuyor sanki.&lt;br /&gt;Beklenen an gelip çatıyor. Elektrik tekrar geliyor, küçük turuncu balık direniyor. Düşünüyorum, karşıda da bir balık olmalı ve o cinsel çekim gücünü, daha doğrusu cinsel itim gücünü bana kancaya takılı ağzıyla yolluyor, ben de elimi bırakıp ağzımı takıyorum oltaya, elektrikler ortada karşılaşıyor, kıvılcımlar çıkıyor.&lt;br /&gt;Bu manzara bana anne bulutla baba bulutun sevişme sahnesini hatırlattı. Bir müddet olta ağzımda elektriğe alıştıktan sonra, misinayı yavaşça çekmeye başlıyorum, ucundakini inanılmaz merak ettiğim halde, yavaşça çekiyorum ona zarar vermemek için.&lt;br /&gt;Karşıma hiç de öyle büyük elektriklenmeler yaratacak devasa ve güçlü bir balık çıkmıyor. Aksine, benim büyüklüğümde, yani ufak-tefek, yüzgeçleri çok çekici olan, turuncu bir balık çıkıyor. Bana bağırıyor, küfrediyor, onu bırakmamı söylüyor, ağzını kanattığım için bana kızgın olduğunu söylüyor. Ben hiçbir şey duymuyorum. Kendimi balığın rengine öyle bir kaptırmışım ki. Bu renk benim gölden fırlayıp takla attıktan sonra tekrar suya düşerken gördüğüm balığın tıpatıp aynı rengi. Aynı yumuşak bir ton turuncu. Balığın rengi benim rengim. Ona hemen kanım kaynıyor. Benimle kalmasını, arkadaş olmayı öneriyorum, fakat gitmek istiyor. Onu bırakıyorum.&lt;br /&gt;Ara sıra tepeyi aşıp onu ziyarete gidiyorum. Birlikte çok güzel vakit geçiriyoruz. Bu balık hem yüzmeyi seviyor, hem boş boş yatmayı, hem düşünmeyi. Bir gün ona bulutlardan bahsettim biraz, çok hoşuna gitti. En şaşırdığım şey ise onun da anne bulutla baba bulutu biliyor olmasıydı. Ama sadece var olduklarını biliyordu. Ona, güneşten, şaraptan, anne bulutla baba bulutun gökleri inletircesineki sevişmelerinden, yağmur ve çiğ tanelerinden bahsettim. O da bana o kırmızı şarabın tadını tarif etti. Sanki ağzımdan sözcükleri alıyor ve o dile getiriyordu, o kişilik veriyordu benim kelimelerime. Şarabın tadını nereden bildiğini sorduğumda cevap vermiyor, bilmediğini söylüyordu. Bu turuncu sevimli balıkla birbirimize o kadar benziyorduk ki. Birlikte midye aramaya çıkıyor, nilüferlerin üzerinde zıplıyor, birbirimize fantezilerimizi anlatıp birlikte hayaller kuruyorduk. Fakat bir türlü birbirimizin olamıyorduk. İkimiz de birbirimizden ya bir adım ötede, ya bir adım gerideydik. Yan yana yürüyemiyorduk -daha doğrusu yüzemiyorduk- bir türlü. Ne ben onun gölünde çok kalabiliyordum, ne de o benimkinde çok kalmak istiyordu. Birlikteliğimiz sadece birbirimize yaptığımız ziyaretlerden ibaretti.&lt;br /&gt;Uzun zamandır balığa çıkmıyordum. Olta atmayı unutur olmuştum. Bazen yemi takar, oltayı sallar, sonra olta attığımı bile unutur, bakmazdım kancaya bir şey takılmış mı diye. Arada bir gölün çevresinden başka bölgelere doğru yaptığım ziyaretlerde oltamı da yanımda götürürdüm, başka suların daha başka balıkları vardır diye. Oralarda yakaladıklarımla hep oralarda eğlendim, hiçbirini geri getirmedim, istemedim yanımda, ya da hiç biri için geri dönmemezlik yapmadım buralara.&lt;br /&gt;Bir gün çene çalarken turuncu balığa ne renk olduğunu sordum. Önemsemedi ve bilmediğini söyledi. Benim ne renk olduğumu sordum, “mor” dedi. Turuncu balık, turuncu olan beni mor sanıyordu. Bu nasıl olabilirdi? Demek düşündüklerimde yanılmamışım; herkes farklı görüyormuş. Herkes her şeyi farklı görüyordu. Kendi renginin ne olduğunu öğrenmek isteyip istemediğini sorduğumdaysa,&lt;br /&gt;- Sen bana turuncu diyorsun, o zaman turuncuyumdur, dedi.&lt;br /&gt;Ona yanıldığını anlatmaya çalıştım. Kendi rengine de kendinin karar vermesi gerekiyordu. Bana mor diyorsa acaba kendine ne renk diyecekti, asıl önemlisi buydu. Kimse farklı iki renk olamazdı. Mesela ben hem turuncu hem mor olamazdım. Herkes tek renkti ve bunun yorumu kişiden kişiye değişebilirdi. Ben kendimi turuncu sanırken, o bana mor diyordu. O suyun yüzeyine çıkmayı ve kendini orada görmeyi reddediyor, her gün farklı bir renk olabileceğini iddia ediyordu. Kendiyle yüzleşmekten korkuyordu. Kendine bir renk vermekten, adının önüne bir sıfat koymaktan korkuyordu. Bu sıfatı taşıyamamaktan, bir rengin gerektirdiklerini yerine getirememekten korkuyordu -isimlerimizin önüne ne kadar çok sıfat eklenirse sorumluluklarımız o kadar artıyordu-.&lt;br /&gt;Belki de kendini benim gibi mor görmekten korkuyordu. Çünkü ben yine haklı çıkacaktım ve o buna dayanamazdı. Birbirimize çok benziyorduk. Benzemekten korkuyor, yakınlaşmaya çekiniyor, daha fazla birine benzeyecek olmaya katlanamıyordu. Bence bu balık aşktan korkuyordu.&lt;br /&gt;Bir gün üşenmedim, onun yaşadığı karşı göle gidişin başka yolu var mı diye araştırmaya çıktım. Belki bir kanal ya da bir geçiş bulurum o tarafa diye yüze yüze bayağı bir yol kat ettim. Herhalde tüm gölü yüzdüm. Kıyının her türlü girinti çıkıntısına baktım, yolumu kaybettim ama yılmadım ve sonunda onu buldum. Meğersem göl sadece bir noktasından kopmuş bir halka şeklindeymiş, uçları neredeyse birbirine değecek bir ay çöreği düşünün; bizse ay çöreğinin karşılıklı iki ucundan birbirimize el sallamaktaymışız.&lt;br /&gt;Artık birbirimizin göllerine atlamak zorunda değildik. Kocaman bir göl vardı -bir dünya kadar- ve o göl ikimizindi. Her yanı bizimdi, gez dolaş bitmezdi. Artık bana ayrı dünyaların insanıyız da diyemiyecekti ki biz zaten insan değildik. Aynı gölün küçük balıklarıydık yalnızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle garip hissediyorum ki kendimi, sanki eski halime dönmüş gibiyim. O eski küçük çiğ tanesiyim sanki. Bulutların arasından süzülüyorum. İnanılmaz berrak ve parlağım. Dünyanın tüm mevsimlerini barındırıyorum içimde, tüm renklerini yansıtıyorum. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyorum. En son bir balıktım. Çevreme bakınıyorum; hala bir balığın içinde olmalıyım. Sağımdan solumdan kan damlacıkları geçiyor. Birini durdurup soruyorum:&lt;br /&gt;- Şeyyy, pardon, siz kalp tarafına doğru gidiyor olmalısınız.&lt;br /&gt;- Evet,&lt;br /&gt;- Biz neredeyiz?&lt;br /&gt;- Damarın içindeyiz.&lt;br /&gt;- Yani genel olarak soruyorum. Bu damar kime ait?&lt;br /&gt;- Siz yenisiniz sanırım, en sonki ateşli sevişmeden bize katılanlardan olmalısınız.&lt;br /&gt;- Kim, ben mi, ne ateşli sevişmesi, neler oluyor?&lt;br /&gt;Neler olduğunu hatırlayabilecek miydim acaba? Kendimi damarın akışına bırakıyorum ve kalbe doğru yol alıyorum. Belki tanıdık birilerine rastlarım diye tüm vücudu geziyorum. Zincirin halkalarını tamamlamaya çalışıyorum ama herşey öyle kopuk ki. Hiçbir şey hatırlayamıyorum. Birkaç gün sonra beyinde çalışan bir kan damlasıyla tanışıyorum. Bana ortalıkta pek dolaşmadığını ve oradaki işleri düzenlediğini söylüyor. Biraz sohbet ediyoruz. Çok içine kapanık bir kan damlacığı bu. Biraz da dalgın. O kadar işi nasıl karıştırmadığına şaşıyorum. Ona birkaç gün önceki ateşli sevişmeden haberi olup olmadığını soruyorum. Bir anda öfkeleniyor ve bağırmaya başlıyor bana. Bu olaya çok sinirliymiş, çünkü herşey onun kontrolü dışında olmuş. Herşeyi baştan anlatmasını istiyorum. Bir iki of çektikten sonra başlıyor anlatmaya.&lt;br /&gt;- Ben, içinde yaşadığımız bu küçük balığın beynindeki herşeyi düzenleyen kişiyim. Biraz dalgın ve kararsız olduğum doğru. Bu benim kişiliğimsse eğer, haliyle balığın kişiliğine de yansıyor. Gelen bilgileri bir yerlerde istifler, gerektiğinde çıkarırım, aynı kütüphane gibi. Fakat fazla dışarı çıkmaz buradaki duygu ve düşünceler. Herkesin herşeyi bilmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Zaten bu yüzden kalpteki damarcıkla pek çok kereler birbirimize girmişizdir. O dışarıya öyle açık ki, büyük bir koordinasyon bozukluğu var aramızda. O, bu balığın diğerleriyle ilişki kuran, espiri yapan, aşık olan ve sevişen tarafı. Eskiden hiç böyle şeyler olmazdı. Hep bu bizim balığın yeni edindiği arkadaşı o mor balık yüzünden. O ayartıyor bunu.&lt;br /&gt;Düşünceler beynimde dolanıp duruyor, kendilerine oturacak yer arıyorlardı. Yorulmuştu düşünceler artık dolaşmaktan. Yavaş yavaş herşey çözülmeye başladı. Ben, içinde yaşadığım balığın içinden çıkmış, karşı göldeki turuncu balığın içine girmiştim. Ama o kendini mor sanıyordu. Ben, aşkım turuncu balığın içindeydim! Ben de belki mor görecektim şimdi kendimi, artık onun bedenindeydim. Eski hayatıma ilişkin hatırladığım en son şey litrelerce şarap, kırmızı şarap. Kan damlacığından hikayeye devam etmesini istiyorum:&lt;br /&gt;- Bir gece bu mor balık elinde kocaman bir kırmızı şarap şişesiyle geldi bizimkinin yanına, şarabı güneşten aldığına dair bir dolu saçmalık anlattı ve bir güzel içtiler bizimkiyle. Tabi içtikçe içtiler, içtiler, hepimiz sıkıldık burada, ben iyice sarhoş oldum, tüm kontrol elimden çıktı ve hiç istemediğim sarsıntılı bir sevişme başladı sonra. Gölün içinde bir sağa bir sola fırlıyor, yosunlara dolanıyorduk. Kendime geldiğimde sabah olmuştu. Beynin her yeri darmadağın olmuş, tüm raflar aşağıya inmiş, kitaplar birbirine girmişti. Sanki tüm kütüphane yağmalanmış gibiydi. Onları tekrar yerleştireceğim diye canım çıktı.&lt;br /&gt;Üf bu kan damlacığı ne can sıkıcıydı; sürekli kitaplar, düzen, başka bir şeyden bahsettiği yoktu. Bırak akıl karışıklığıyla kalsın. Niye her şeyi düzeltmek zorunda olasın ki? Şaraptan zevk almayan bir kan damlacığıydı o, ne bekleyebilirdim ki? Şaraptan zevk almayan hayattan keyif alabilir miydi acaba?&lt;br /&gt;Peki ya ben bir çiğ tanesi miyim yine? Sanırım öyleyim. Demek ki bizimkiler birgün şarabı fazla kaçırdılar ve seviştiler haaa. Ne güzel! Ben de o ateşli öpüşme süreçlerinden birinde birinin ağzından diğerine geçmiş olmalıyım. Çok fantastik. Olayları çözmüş olmak beni anlamsız bir sarhoşluğa sürükledi. Sanki büyülenmiş gibiyim. İnanmasam da, gerçekten onun içindeyim. Her zaman merak ettiğim soruların cevabını bulabilecek miyim acaba? Bir durum değerlendirmesi yapmam gerekiyor: Beyin, bu balığın fren mekanizması olmalı. Beyindeki o küçük sevimsiz damlacık ise beyni idare eden görevli. Ben de onun gibi bir damlacıktım ama hiç böyle saçma sapan işlerle uğraşmadım. Ben kütüphanedeki kitapları okumakla meşguldüm, onları bir düzene sokmakla değil. Varsın dağılsındı. Bu damlacığın vakti kitapları rafa dizip ardından herşeyi yanlış yaptığını farkedip “bu kitap buraya ait değil ki, acaba nereye ait” diye söylenerek her şeyi bir kimliğe sokma, her duyguya bir sıfat yükleme, her düşünceye bir isim verme çabasıyla geçiyordu. Dışarıdan pek belli etmiyor ama bazen herşeyi parçalamak, dağıtmak, tüm rafları aşağı indirmek istiyor olmalıydı içten içe. Ama asla böyle bir şey yapmadı. Hep kovdu o kötü fikirleri aklından.&lt;br /&gt;Beyinde takıldığım birkaç gün içinde öyle sıkıldım ki, biraz hava almak için gezinmeye çıktım, damarların içinde dolanıp durdum. Pompalama sesi olduğunu sandığım tarafa doğru ilerledim. Kalbe doğru gidiyordum. Kalbin bir odacığına yerleşmeye karar verdim. Birkaç gün orada kalıp komşu odacıktakilerle muhabbet kurdum. Birine, kalpte asıl iş gören ve o bölgenin sorumlusu olan damlacığı sordum. Burada gönül işleri kimden soruluyordu? Beyindeki o sevimsiz kan damlacığının hiç sevmediği kalpte yaşayan o damlacık kimdi acaba?&lt;br /&gt;Aradan günler geçmiş ama hala damlacıkla tanışamamıştım. Benden kaçıyor muydu? Niye kaçsın ki? Hiç tanımadığı, hiç görmediği benimle ilgili ne gibi bir sorunu olabilirdi? Arada bir haber geliyor, onun çok meşgul olduğu söyleniyor, başka bir zaman gelmem öğütleniyordu. Gitmeyecektim. Bu damlacıkla tanışmaya inat etmiştim. Eninde sonunda çıkacaktı saklandığı yerden, sabırlı biriyim, bekleyebilirdim. Hem o zaman neden saklandığını da öğrenebilecektim.&lt;br /&gt;Ta nerelerden gelmiştim. Anne buluttan doğup yeryüzünde bir çiğ tanesiyken göle uçup orada sevimli bir balık olup oradan da sevdiğim balığın içine girmiştim ve onun kalbindeki damlacıkla tanışacaktım. Tabi ki bekleyebilirdim.&lt;br /&gt;Birkaç kan damlacığından duyduğuma göre, o çok uzaklardan buraya gelmiş ve yerleşmişti. Birileri ise onun önceden bir yağmur damlası olduğunu kulağıma fısıldadı. Bu bekleyiş iyice sabırsızlandırmıştı beni. Bu esrarengiz damlacık kimin nesiydi acaba?&lt;br /&gt;Tam uyuyup rüyalara dalmıştım ki, bir gece yarısı inanılmaz bir sarsıntıyla uyandık. İçinde yaşadığımız balık heyecanlanmış olmalıydı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. İşleri daha yeni öğrendiğimden beni organizasyona dahil etmiyorlar, sadece yapılanları izlememe izin veriyorlardı. Ben de yardıma ihtiyaç olur mu diye bir odaya girdim. Sonradan öğrendiğime göre orası hormon odasıymış. Oradaki damlacığa neler olup bittiğini sorduğumda balığın ateşli bir öpüşme yaşadığını ve onların da gerekli yerlere gerekli hormonları yolladıklarını söyledi. Bütün dokunma, okşama, öpme eylemlerinin merkezi burasıydı. Çünkü kalp haz alma prensibine uygun çalışıyordu. Bence buraya “hormon odası” yerine “aşk hormonları odacığı” denmeliydi, kulağa daha hoş geliyor. Aşk hormonları odacığındaki damlacığa orada biraz kalıp kalamayacağımı sordum:&lt;br /&gt;- Olur, dedi.&lt;br /&gt;Ona geldiğim yeri, diğer balığın içini anlattım. İşlerin nasıl yürüdüğünden bahsettim biraz. Burada da herşey aynıydı, sevmiştim. Ama orada işler daha kolaydı. Çünkü oradaki beyin damlacığı buradaki gibi baskın değildi. Sadece olması gerektiği için vardı ve kalpteki damlacıkla barış içindeydi. Beyin damlacığıyla kalpteki birbirlerini çok sever, destekler ve gerektiğinde birbirlerine akıl verirlerdi. Bu balığın işi zordu; çünkü kalp ayrı konuşuyor, beyin ayrı sızlanıyordu. İkisi de farklı tellerden çalıyordu. Haliyle yoruluyordu balık.&lt;br /&gt;Hormon görevlisi damlacık bana diğer balığın içinde ne işle uğraştığımı sordu.&lt;br /&gt;- Ben orada kalpte çalışan bir damlacıktım. Dolayısıyla o balığın karakteri ve kişiliğiydim. Bu balığın içinde de kişiliğimi yine kalpte buldum. Fakat bir türlü o görünmez ve esrarengiz damlacıkla tanışamadım. Konu açılmışken, onu tanıyor musun?&lt;br /&gt;- Neden merak ediyorsun onu?&lt;br /&gt;- Onunla tanışmak, daha doğrusu onu tanımak istiyorum.&lt;br /&gt;- Neden?&lt;br /&gt;- Çünkü şu an içinde bulunduğumuz balığı tanıyorum ve içeride neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum. Sanırım pek insan içine çıkmıyor. Ahh bi yüzünü görebilsem!&lt;br /&gt;- Demek ki sen de onun gizemine aşık olanlardansın. Ben de bir zamanlar hep onun yolunu gözler, hergün hayaller kurardım.&lt;br /&gt;- Sen de mi ona aşıktın?&lt;br /&gt;- Biraz.&lt;br /&gt;- Ne demek biraz?&lt;br /&gt;- Biraz aşıktım demek.&lt;br /&gt;- Biraz aşık olunmaz, aşıksan aşıksındır, değilsen değil.&lt;br /&gt;- Tamam, aşıktım.&lt;br /&gt;- Ha şöyle. Sonra ne oldu?&lt;br /&gt;- Başka biriyle evlendim.&lt;br /&gt;- Hoppala!! Peki ya kalpteki damlacık?&lt;br /&gt;- O kendi işine aşıktı. Benimle ilgilenmedi.&lt;br /&gt;Beni hiçbirşey, hiçbir söz yıldıramazdı. Yerimde duramıyordum. Onu bir an önce görmek ve tanımak istiyordum. Ona soracak o kadar çok şeyim vardı ki. Arada turuncu balığın akıl işlerinden sorumlu o sevimsiz beyin damlacığı görevlisi olmadan, doğrudan gönül işlerinden sorumlu görevlisiyle konuşacaktım. Kim bilir bana neler anlatacaktı? Sabırsızlanıyordum.&lt;br /&gt;Nasıl yapacaktım? Bir yolunu bulmalıydım. Dalgın dalgın damarlarda gezinirken, birden damar çeperindeki bir ilan gözüme ilşti:&lt;br /&gt;“Bütün damlacıklar davetlidir. Geleneksel ay başı dans töreni.”&lt;br /&gt;Bu nasıl olabilirdi ki? Bir küçük balığın içindeki damlacıklar nasıl bir araya gelip dans partisi düzenleyebilirlerdi? Peki bunca işçi işini bırakırsa işler nasıl yolunda gidecekti? Otomatiğe bağlamayacaklardı herhalde balığı.&lt;br /&gt;Düşündüm, ama yine işin içinden çıkamadım. Karşıdan iki damlacık geliyordu. Buralarda yeni olduğumu ve bu geleneksel törenin nasıl bir şey olduğunu bilmediğimi söyledim. Onlar da, her ayın belli bir günü bir araya gelip özlem giderdiklerini, hoplayıp, zıpladıklarını ve deliler gibi eğlendiklerini, hatta aralarından bazı şanslıların yılın kral ve kraliçe damlacıkları seçilerek bir haftalığına dışarıya tatile gitmeye hak kazandıklarını söyledi. İmkanlar çok kısıtlı olduğundan her ay ancak bir çift tatile çıkabiliyormuş.&lt;br /&gt;Bütün bu zıplama hoplama hikakyeydi de, benim aklım şu dışarı gönderilen şanslılara takıldı. Benim amacım da dışarı çıkmak değil miydi? Çıkıp tekrar eski sahibimin içine girebilmek. Çıkıp dönmeyebilirdim.&lt;br /&gt;Sonunda o güzel damlacığı nereye davet edeceğimi bulmuştum işte. Dans partisine. Hem belki kazanan çift biz olurduk. Fena mı oludu buradan birlikte çıkıp gitsek?&lt;br /&gt;Dans günü gelip çatmıştı. İşimi şansa bırakmamış, kalpteki damlacığın sekreterinden o gece için bir randevu ayarlamıştım. Odacığının kapısında bekliyordum. Sekreter, damlacığın birazdan çıkacağını söyledi. Kendime çeki düzen verdim ve hazırladığım konuşmayı yineledim içimden, gerçi baba bulutun anne buluta armağan ettiği bir şiirdi bu ama, kim bilecekti bunu buralarda:&lt;br /&gt;“Ey mavi denizlerin en parlağı yumuşak turuncu pullum,&lt;br /&gt;Benimle dansa gelir misin?”&lt;br /&gt;İşe yaradı, kabul etti, dansa gittik. Bir köşeye oturduk birlikte. Uzun zamandır merak ettiğim bir şeyi sormak istiyordum ona. Benim bu balığın içine girmeme sebep olan o sevişmeyi -beyindeki damlacığın nefretle bahsettiği sevişme-. Onu bir de kalp damlacığının ağzından dinlemek istiyordum. Büyük bir hevesle anlatmaya koyuldu:&lt;br /&gt;- İçtiler içtiler, içtikçe içleri ısındı, yanakları pembeleşti, başları döndü ve birbirlerine sarılarak gömüldü kafaları yosunlara. Birbirlerine sokuldular, koklaştılar, en gizli sırlarını birbirleriyle paylaştılar kelimelere gerek duymadan. Gölün içinde bir sağa bir sola fırlıyor, nilüferlere dolanıyor, birlikte dansediyorlardı. Tüm göl bu iki balığın sevişmesini izledi fondaki olağanüstü orkestra eşliğinde.&lt;br /&gt;Duyduklarıma inanamadım. Ne kadar da şiirsel bahsediyordu bu yakınlaşmadan. Ona buraya işte o gece geldiğimi anlattım.&lt;br /&gt;- Biliyorum, dedi.&lt;br /&gt;- Nereden geldiğini de, neyin peşinde olduğunu da, her şeyi biliyorum. Ve sana yardımcı olacağım.&lt;br /&gt;- Nasıl?&lt;br /&gt;- Sorularına cevap aramıyor musun?&lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;- Bu balığın beynindekileri, ruhundakileri, gönlündekileri merak etmiyor musun?&lt;br /&gt;- Evet ama bütün bunları sen nereden biliyorsun?&lt;br /&gt;- Burada sadece gönül işlerine bakıp diğer zamanlarda boş oturduğumu sanmıyorsun herhalde. Benim herşeyden haberim var. Aslında içine kapanık ya da uyuz biri olduğumdan değil, çok meşgul olduğumdan pek ortalıklarda yokum. Beni daha tanımıyorsun. Sadece işimi çok seviyorum.&lt;br /&gt;Gecenin sonlarına doğru herkes tepinmekten sarhoş olmuş, kimsenin ayakta duracak hali kalmamıştı. İleride hormon odasında çalışan sevimli arkadaşımı gördüm ve ona doğru yürüdüm. O da beni görünce elindeki bardakla bir şerefe işareti yaptı, kadehlerimizi tokuşturduk. Fakat ikimizin de tek yudum içecek hali kalmamıştı.&lt;br /&gt;- Sana bir sır vereyim mi, dedi.&lt;br /&gt;- Ver bakalım.&lt;br /&gt;- Bazı günler hiç iş yapmadığım olur. Kimse çalmaz hormon odasının kapısını. Bazen işimden çok sıkılırım. Böyle günlerde eğer canım çok sıkılırsa ne yaparım biliyor musun?&lt;br /&gt;- Ne yaparsın?&lt;br /&gt;- Ama kimseye söylemek yok.&lt;br /&gt;- Tamam, söz.&lt;br /&gt;- Durup dururken hormon basarım.&lt;br /&gt;- Neee?&lt;br /&gt;- Sus, sakin ol. O kadar da kötü bir şey değil bu. Azıcık bir hormon salgılayıveriyorum. Sonra sen gör balığın halini. Yüzüşü değişiyor, soluması hızlanıyor, bir canlılık geliyor her yerine. Temiz hava giriyor pullarından içeri. Ben de taptaze oluyorum yeniden.&lt;br /&gt;- Dikkat et de abartma bari bir gün.&lt;br /&gt;Gülüştük.&lt;br /&gt;- Bunun karşılığında benim de sana bir sır vermem gerekiyor sanırım. Genelde sevgi dolu biriyimdir, ama bazı zamanlar başkalarıyla yaşamaya tahamülüm yok. Katlanamıyorum bazılarına. Bazen o beyindeki damlacığı öldüresim geliyor.&lt;br /&gt;- Saçmalama.&lt;br /&gt;- Saçmalıyorum, farkındayım ama elimde değil. Düşünsene, o olmasa herşey ne kadar da güzel olur. Sevgili turuncu balığım iç sıkıntısız, baş ağrısız yaşayacak herşeyi. Çünkü içindeki şeytan ona bir türlü istediği gibi yaşaması için izin vermiyor.&lt;br /&gt;- Onu bu şekilde suçlamamalısın. O da bu balığın bir parçası, yani kişiliği. Bir canlı tüm damlacıklarıyla vardır. Burada hepimiz bir bütünüz. İyi kötü hepimiz bir bütünün parçalarıyız. O işini çok ciddiye alıyor, ben hiç almıyorum. Herşey bir döngü.....&lt;br /&gt;Onu dinlemiyordum bile. İyice sarhoş olmuştum ben. Sarhoştum ve daha yeni tanıştıklarıma birini öldüreceğimden bahsediyordum. Beni öldürseler yeriydi. Ama herşey nasıl da güzel olacaktı...&lt;br /&gt;Ayrıldım yanından. Düşüncelere dalmıştım. Burada herkesin bir işi, bir hayatı, belirli sıkıntıları ve heyecanları vardı. Hepsi bir bütünün parçasıydı gerçekten de. Bense avare avare dolaşan işsiz güçsüz biriydim. Bu balığın içinde yalnızca vasıfsız bir damlacıktım ben. Balığın ne kendisi, ne kalbi, ne zihniydim. Hissedemiyordum hiçbirşey. Oysa diğer balığın içindeyken herşey bambaşkaydı. Arada bir damlacık olmaktan çıkıp balığın kendisi olmuştum. Kişiliğime uygun olan diğer balıktı. Burada bir yabancı gibiydim. Buradan bir an önce çıkmalıydım. Nasıl çıkacaktım buradan? Buradan çıksam bile diğer balığın içine nasıl girecektim?&lt;br /&gt;Zaten dans yarışmasını göz bebeğinde çalışan iki sevgili kazanmış, dışarıya çıkma hakkını onlar almıştı. Düşüncelere dalmış otururken ensemde birinin soluğunu hissettim, kalp sevimli damarcığı gelmişti. O da arkadaşlarıyla sohbetini bitirmiş, beni arıyormuş. Onu evine bırakmayı teklif ettim ve birlikte ayrıldık partiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hormon odasındaki arkadaşımla helalleştik ve ayrıldık. Ben gittikten beş dakika sonra, hormonu salgılayacak, ben de balığın diğeriyle öpüşmesini bekleyecektim. Bayan kalp damlacığıysa beni balığın ağzına kadar geçirmeyi teklif etti. Beraberce hızlı hızlı giderken, istersem bana gizli kalp odacağını gösterebileceğini söyledi.&lt;br /&gt;- Hangi odacık, dedim.&lt;br /&gt;- Beyindeki gizli “kalp odacığı”.&lt;br /&gt;- İçinde ne var?&lt;br /&gt;- Gelmiş geçmiş tüm kayıtlı belgeler.&lt;br /&gt;- Neden bunları bana göstermek istiyorsun?&lt;br /&gt;- Bunca yolu cevapları bulmaya gelmedin mi? İşte sana cevapları bulman için bir fırsat.&lt;br /&gt;Beş dakikanın dolmasına az kalmıştı. Ya dönemeycektim ya da hep merak ettiğim soruların cevabını araştırmaya bir kayıt odasına girecek, gelmiş geçmiş her duyguyu, her yaşanmışlığı öğrenecektim.&lt;br /&gt;- Eee geliyor musun? Birazdan hormon basılacak. Karar ver. Tüm cevapların orada olabilir. İstediğin her türlü kayıda ulaşman mümkün. Odacığın iki anahtarı var. Biri bende, biri beyindeki damlacıkta. İstersen onu oyalayabilirim ve sen de benim anahtarımı kullanarak çaktırmadan içeri girersin.&lt;br /&gt;- Bilmiyorum.&lt;br /&gt;- Neler olup bittiğini öğrenmek isteyen sen değil miydin? Şimdi neden korkuyorsun?&lt;br /&gt;Çünkü her şey çözülecekti.&lt;br /&gt;Tüm esrar kalkacaktı.&lt;br /&gt;Gizem sıfıra inecekti.&lt;br /&gt;Heyecan kaybolacaktı.&lt;br /&gt;Yaşamanın ne anlamı kalacktı?&lt;br /&gt;Hormonun salınmasına saniyeler kalmıştı.&lt;br /&gt;- Hayır, diyebildim.&lt;br /&gt;Hiçbir şeyi bilmemeye karar vermiştim. Gördüklerim ve yaşadıklarım bana yeterdi.&lt;br /&gt;Dostum kalp damlacığı aceleyle bir öpücük kondurdu yanağıma ve hızla içlere doğru kaçarcasına uzaklaştı. Es kaza o da dışarı fırlamak istemiyordu; çünkü o burada çok mutluydu. Giderken de arkamdan balığın mor değil turuncu olduğunu bildiğini bağırdı.&lt;br /&gt;Bildiğini biliyordum.&lt;br /&gt;Balığın ağzındaki yaranın dibindeydim. İçimde bir heyecan fırtınası kopuyordu. Acaba neler olacaktı? Planımız işe yarayacak mıydı? Balıklar öpüşecekler miydi? Şu an gölün kimbilir neresindeydik? Dakikalar saat gibi geçiyordu. Damlacık ne zaman çekecekti hormon salgılama mekanizmasının kolunu, derken bir sarsıntı oldu. Etraf çalkalandı, çalkalandı, karardı. Ben olduğum yerden fırladım. Dönüp duruyordum. Bir girdaba kapıldım ve bilmediğim bir yöne doğru çekiliyordum. Ama ne çekilme. Sanki bulunduğum yerdeki herşey benimle birlikte bir vantuza kapılmış, birbirimize karışmış, hep beraber gidiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Bölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben koca bir gölde oradan oraya sürüklenen küçük bir balığım.&lt;br /&gt;Yarını bilmeden yaşamak ne güzel şey.&lt;br /&gt;Bir heyecan, bir kıpırtı.&lt;br /&gt;İyiki de girmemişim aşkım turuncu balığın kalbinin en derin köşelerine.&lt;br /&gt;Bilinmezlik ve ümit, hayatı yaşanır kılan.&lt;br /&gt;Bu hikayenin sonu yok, hiç gelmeyecek.&lt;br /&gt;Mutluyuz işte! Yine her zamanki gibi birlikteyiz turuncu balıkla. Yüzüyoruz, balık tutuyoruz, nilüferlerin üzerinden zıplıyoruz. Artık ona da öğrettim zıplamasını. Göldeki suya bakıp rengimizi tartışıyoruz...&lt;br /&gt;Mor muyuz turuncu mu diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002/ANKARA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-6247097254156392204?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/6247097254156392204/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=6247097254156392204' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6247097254156392204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/6247097254156392204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/08/turuncu-balik.html' title='TURUNCU BALIK'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-7359474733507779663</id><published>2007-05-10T11:58:00.000-07:00</published><updated>2007-05-10T12:03:36.183-07:00</updated><title type='text'>karaköydeki büfede tost ayran</title><content type='html'>bankacılar sokağı - galata köprüsü - kemeraltı caddesi kesişimindeki yol ortası büfede tost-ayran beklerken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istanbul, başıboş deli şehir, her köşesi doldurulmuş zengin çılgın şehir, insanı unutan yutan zaman zaman boğan koca şehir. kime yetişeceksin? nasıl yetişeceksin? keşmekeş curcunanın ortasında kaybolmuşluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tost kötüydü. ayran güzel. sabahın açlığı bastırıldı. çay olmadan olmaz. işletmeciler suratsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şekerin çayda eriyişi gibi eriyiveriyor insan istanbulun sokaklarında. azgın trafikse kaşık görevini görüyor ve yok ediyor insanı şehrin girdabında&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-7359474733507779663?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/7359474733507779663/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=7359474733507779663' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7359474733507779663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/7359474733507779663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/05/karakydeki-bfede-tost-ayran.html' title='karaköydeki büfede tost ayran'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-116825253328437423</id><published>2007-01-08T02:33:00.000-08:00</published><updated>2007-01-08T02:35:35.280-08:00</updated><title type='text'>odtü-baraka-dksk-demirkazık-utku-bürkan</title><content type='html'>Ankara’mın sevgili bir üniversitesidir ODTÜ. Ülkenin dört bir yanından gelir öğrenciler. İlkin kimse tanımaz birbirini. Tek başınasındır geldiğinde. Kendi çocukluk heveslerin vardır, hayallerin, coşkuların; paylaşılmayı, paylaşıldıkça artmayı bekleyen. Birgün yolun BARAKAnın önünden geçer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BARAKA bir küçük binasıdır ODTÜ’nün. İnşaat zamanı, plana aykırı inşa edilmiş derme çatma köhne eski bir yapıdır. Ne önemi var diyeceksiniz? Nedir bizi, hepimizi bu kadar birbirimize bağlayan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BARAKAydı kuşkusuz dağlara, bayırlara, kayalara olan sevdamızın kaydını tutan.  BARAKAydı nice aşkların tohumunu serpen, bir ömür boyu arkadaşlıklarımızın temelini atan. BARAKAdır, BARAKAmdır, BARAKAmızdır bizi ve coşkun sevdalarımızı kucaklayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice resimler çizildi, yazılar yazıldı, sloganlar atıldı duvarlarına. Çatısına çıkılıp şaraplar içildi, önünde ateşler yakıldı, çadırlar kuruldu, fotoğraflar çekildi. Ne muhabbetlere, ne çay sohbetlerine ev sahipliği yaptı BARAKAm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetim önce duvarlarını griye boyadı, ardından yıkmak istedi, karşı koydu BARAKAm. Karşı koyduk. Önünü çimlendirdiler, inadına futbol oynadık. Çukurlar kazdılar, doldurduk, yollar açtılar, yine vazgeçmedik. Biz yine BARAKAmızdan vazgeçmedik! İnsan evinden ve ailesinden vazgeçebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikilen ağaçlar büyüdü, gölgesine yattık, sohbet ettik. Kimisi sınavına hazırlandı, kimisi tezini yazdı bu çimlerin üzerinde. Tüm dostluklar, tüm aşklar bu küçük köhne yapının önünde gerçekleşti. Klübümüzün mekanı oldu BARAKAm. Evimiz oldu. Koca ailemizin sıcak yuvası. Ailemizse DKSK*.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orda birbirini buldu tüm sevdalılar. Orda paylaşıldı. Paylaşıldıkça çoğaldı. Çoğaldık.&lt;br /&gt;Onca karşı etkene rağmen inadına sevdalandık dağlara, inadına aşık olduk. Vazgeçmedik. Vazgeçemedik ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç biri annesinin babasının sözünü dinlemedi DKSKlı çocukların. Gitti. Hepsi gitti. Dağlara gitti. Gittik. Kar, kış demedik gittik. Soğuk nedir bilmedik tırmandık, beraber çadırlarda uyuduk, aynı tencereden çorbamızı içtik. Yemeğimizi, uykumuzu, giysimizi kısaca tüm hayatımızı paylaştık. Hiç birimiz ne dağlardan ne birbirimizden vazgeçemedik.&lt;br /&gt;Biz hayatımızın sevdasını bulduk ve bağlandık yüce dağlara. Biz yıllar yılı büyüyen kocaman bir aile olduk. DKSKlı olduk. Ortak bir sevdayı büyüttük. Gizli parolamız oldu BARAKA ve DKSK.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişini bilemem ama son on yılda böylesi bir sahneye tanık olmadı BARAKAm. O coşku, o heyecan, o aşk, o hareket, o ateşli sohbetler yerini sessiz bir hüzne ve gözyaşlarına bıraktı bugün. O hepimizi birbirine, bizleri de BARAKAya bağlayan o görünmez ip yine iş başındaydı. Bugün sevgili UTKU ve BÜRKAN’ı ebediyete yolcu ettiğimiz gündü. Bugün BARAKA belki de ilk defa sustu ve pencerelerine siyah bir perde çekti hepimizin gözyaşları altında. Bugün ilk defa bu kadar hüzünlüydü BARAKAm. Hiçbirşey yapamasak da, elimizden birşey gelmese de sadece orada olmak ve onları uğurlamak, kar çiselerken Ankara semalarında. Sessice durmak ve o suskunluğu paylaşmak kırmızı gözlerle. Ama aynı coşku, aynı bağlılık ve aynı aşk hala herkesin yüreğindeyken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı aşk uğruna verilmedi mi zaten canlar? Dağların, dorukların, o kasvetin ve o büyük salt sessizliğin uğruna. Heybeti ve ihtişamıyla hangimizi büyülemedi ki Demirkazık?&lt;br /&gt;Aşk için ölmek iş değil derler, uğruna ölünecek aşk bulmakmış asıl mesele. Bu gençler, arkadaşlarımız, DKSK ailemizin üyeleri, yeni yılı dağlarda, sevdalandıkları yerde kutlamayı düşleyen, bu coşkuyu yüreklerinde hissedebilen ender kişilerdendi. Onlar, sevdiceklerinin yolunda yitirdiler canlarını. Sevdalandıkları yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yalnızca biz değil, annelerimiz de ağladı. Bütün babalar iç çekti “vazgeçiremedik şu çocuğu bu sevdadan” diye. Çünkü dağlarda can veren yalnızca UTKU ve BÜRKAN değildi, bizdik, onların evlatları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vazgeçemedik ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, tüm ODTÜme, BARAKAma, DKSKma, kayıplarımızın tüm sevenlerine, ailelerine, arkadaşlarına ve dünyadaki tüm dağ sevdalılarına.&lt;br /&gt;Hepimizin başı sağolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-116825253328437423?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/116825253328437423/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=116825253328437423' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/116825253328437423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/116825253328437423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2007/01/odt-baraka-dksk-demirkazk-utku-brkan.html' title='odtü-baraka-dksk-demirkazık-utku-bürkan'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-116320346577881019</id><published>2006-11-10T15:57:00.000-08:00</published><updated>2006-11-10T16:08:52.686-08:00</updated><title type='text'>exit</title><content type='html'>Ben seni hayatımdan çıkarmadım, sen kendin çıktın; o akşam sofradan kalkıp gittiğin gün çıktın hayatımdan. O gün, o gece, o kapıdan çıkmakla kalmayıp; bedenimden, zihnimden ve yüreğimden de çıktın sen. İçim yırtılırcasına acıdı, tutamadım. Ve o an anladım; zaten benim hayatımın içinde hiç yer almadın ki sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Keşke hiç karşılaşmasaydık', diyecek kadar çıktın gittin o kapıdan.&lt;br /&gt;Gözlerim pencerede, adım adım benden uzaklaşmanı izledim.&lt;br /&gt;Ve dünya yuvarlak ki; gözden kayboldun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-116320346577881019?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/116320346577881019/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=116320346577881019' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/116320346577881019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/116320346577881019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/11/exit.html' title='exit'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874448943388055</id><published>2006-09-20T02:27:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:28:09.566-07:00</updated><title type='text'>benim ülkem</title><content type='html'>15 Eylül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ülkemdeki gibi her gün hektarlarca orman yanmıyor burda ya da mayınlar yüzünden zavallı askerler can vermiyor ya da başkan her gün birbiri ardı sıra aptalca laflar etmiyor "askerdir tabi ki ölecek" gibisinden. Lübnan’a asker de yollamıyor bu ülke.&lt;br /&gt;Ne var ki ülkemin çocuğuyum ben! Atsam atılmaz, satsam satılmaz bir ülke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada insanlar 22-23 yaşlarında çocuk sahibi oluyorlar. Çünkü bizim gibi korkmuyorlar. Burada insanların hayatı –bizdeki gibi- çocuk doğurduklarında bitmiyor, eve kapanmıyorlar. Sokaklar genç anne babalarla ve çocuk arabalarıyla dolu. Otobüslerde, metrolarda, alışverişte, kitapçılarda ve hatta müzelerde. Çünkü olanakları var. Çünkü ulaşabiliyorlar. Çünkü medeniyet denen –bizim bir türlü beceremediğimiz- şey var burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün, ben çocuk doğurdum ve çocuğumla Mimkent’teki evimden Karşıyaka’ya gezmeye gideceğim. Benim zor bindiğim bir metre basamağa sahip dolmuş nanesinde olay baştan kopuyor zaten. Sonra ben o çocuk arabasıyla belediye otobüsüne bineceğim ha? Hadi onu da başardık diyelim, yaya geçidi falan dinlemeyen arabaların arasından da sıyrıldık, sıra, sadece burnunun ucunu iskeleye değdiren vapura atlamaya geldi. Çocuk arabasıyla?&lt;br /&gt;Hadi, toplu taşımı kullanmayalım. Avrupa halkının yarısı gibi –hatta Hollanda halkının yüzde doksansekizi- bisikletimin önüne bir de çocuk koltuğu taktırayım. Hayal ediyorum da kendimi, önde çocuk, ortada ben, arkada Migros torbaları, alışverişten eve dönüyorum.&lt;br /&gt;Komik! Trajikomik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi birinci yüzyıl kurallarının ve düzeninin içinde hala ilkçağ koşullarıyla yaşıyor benim ülkem. Ve insan bu dünyada “nasıl yaşanması gerektiğini” gördüğü vakit -evinden uzaklarda-üzülüyor, içi acıyor, bir taş oturuyor midesine ve kalakalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her köşe başında bebek arabalarına denk geldiğinde&lt;br /&gt;Adımını her yola attığında durup ona yol veren arabaları gördüğünde&lt;br /&gt;İnsanlar gezsin, dolaşsın, sosyalleşsin diye çimlendirilen mekanlara meydanlara rastladığında&lt;br /&gt;Eve gelen işçilerin ter-sigara-ayak karışımı kokmayıp sabun koktuğunu fark ettiğinde ve evde işlerini bitirdikten sonra yerleri temizleyip de terk ettiklerine şahit olduğunda&lt;br /&gt;Temiz temiz her şehir arası tıkır tıkır işleyen trenlere bindiğinde&lt;br /&gt;Dükkanlarda para üzeri sakız değil de bir cent bile olsa alabildiğinde&lt;br /&gt;Dilencilerin paçana yapışarak değil de meydanlarda aryalar okuyarak –herkes mi sanatçı olur- dilendiklerine tanık olduğunda&lt;br /&gt;Üzülüyorsun, tekrar o keşmekeşin içine döneceğine, tekrar saatlerce gelmeyen otobüslerin, su sıçratan arabaların, hırsızların, adi polislerin, eve kapanmış çocuk bakmaya çalışan hayatı kaymış annelerin, işsizliğin, açlığın ve ilkçağ koşullarının içine döneceğine üzülüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Çünkü “insan gibi yaşama”nın ne olduğunu bilerek dönüyorsun.&lt;br /&gt;Avrupa koşullarına ayak uydurmuş nehrin kenarında mini eteğinle salına salına yürüyüş yapıyorken arkandan bangır bangır yükselen “çile bülbülüm çileeeee” sesiyle irkilip dönüp baktığında senden yana yaklaşmakta olan üç kronun yanından geçerken “allllahh” ve “yavvvrum” laflarını duyduğunda onlarla aynı dili konuşuyor olmaktan ötürü utanıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve üzülüyorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874448943388055?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874448943388055/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874448943388055' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874448943388055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874448943388055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/benim-lkem.html' title='benim ülkem'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874431110730734</id><published>2006-09-20T02:25:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:25:11.230-07:00</updated><title type='text'>Avrupa’yı Bitirmek</title><content type='html'>10 Eylül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sziget, Radiohead”, “Delft Macerası”, “Fareler ve İnsanlar Aynı Yatakta”, “Prag’a Gidememek”, ya da “ Keraneler Sokağında Balkabağı Çorbası” gibi hikayelerin ardından sanırım Avrupa’nın son hikayesine geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki, sen de amma abarttın, alt tarafı bir aydır ordasın. Evet, doğru. Fark ettim ki Avrupa bir aylıkmış zaten –seyahat için-. Hele de yalnız başınıza yollardaysanız bir ayda tükenme noktasına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki, artık yaya geçitlerindeki kırmızı ışıklarda siz de diğerleri gibi araba olmasa dahi bekler olduysanız, çay poğaça yerine kahve kuruasanla öğünleri geçiştirmeye alıştıysanız, başlarda “small” la başladığınız kahvenin boyutu normalde asla bitiremeyeceğiniz “medium” a çıktıysa ve artık sokaktan geçen güzel erkekler yolunuzu değiştirmenize neden olmuyorsa, mimari harikası asimetrik binalar ağzınızı açık bırakmıyorsa, her köşe başındaki modern heykeller artık ilginizi çekmiyorsa, fotoğraf makinenizi çoktan omzunuzdan düşürdüyseniz ve kullanılmamış slaytlar toz olmaya yüz tutmuşsa, artık ne yönünüzü bulmak ne de bilet almak için kimseyle muhatap olmadan kendi işinizi hallediyorsanız, Tuna nehrinin kenarında memeleri yayıp çekinmeden güneşleniyorsanız, metroda giderken meraklı gözlerle insanları incelemek yerine kenarda asılı duran dergileri açıp okumaya başlamışsanız ve artık iş bulma sayfalarına göz atıp hatta bir tanıdığın yanında saati 7 Eurodan iki saat kağıt katlayıp CD içine yerleştirerek 15 Euro kazandıysanız, evet evet Avrupa’yı bitirmişsiniz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın tekrar tekrar kendini keşfetmesi güzel şey. Karın tokluğuna hayatım boyunca her gün yazabilirim sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874431110730734?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874431110730734/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874431110730734' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874431110730734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874431110730734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/avrupay-bitirmek.html' title='Avrupa’yı Bitirmek'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874416477286406</id><published>2006-09-20T02:22:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:22:44.913-07:00</updated><title type='text'>Fareler ve İnsanlar</title><content type='html'>2 Eylül&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son hatırlarsanız arkadaşın evinde yakışıklı conilerin arasına yerleştim diye yazmıştım Delft denen illet küçük kasabada.&lt;br /&gt;Efendime söyleyeyim, anlatmaya şöyle başlayayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece dışarı çıkasım gelmedi, çok yorgundum. Perdeler açık, gözüme de bant koydum şu uçakta verilenlerden ki ışık gelmesin, rahatsız edip uyandırmasın. Nitekim çok uykum var. Frankfurt ve üstüne Rotterdam yormuş bünyeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin bir körü bir sey geçti içimden sanki, huylandım, uyandım, koluma baktım yok birşey... Diğer tarafıma döndüm maşallah mışıl mışıl uyuyorum. Sabaha doğru bu sefer de bacağımın içinde birşey hissettim, kımıl kımıl, pijamamın içine ellerimi soktum, bir engele rastlamadı. Dedim neler oluyor. Gözlerimi açmamın vakti geldi. Gözümü açtım, yatağın içine baktım, yorganı kaldırdım ve ayaklarıma kadar uzandı bakışlarım. O da ne???&lt;br /&gt;Minik bir fare....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet evet fare, pırrrrr diye yataktan fırladı, şömineye kaçtı gitti.&lt;br /&gt;Tuhaf bir duygu kapladı bedenimi. Sadece “aggggyyy” benzeri bir ses çıktı ağzımdan ve sonra sustum. Aptallaştım bir süre. Çevreme bakındım boş gözlerle. Ne yapacağımı bilemedim. Kimseyi tanımıyorum diye evdekileri de uyandıramıyorum.&lt;br /&gt;Birden giysilerimi çıkarmak aklıma geldi. Belki hala içimde bir tanesi volta atıyordur.&lt;br /&gt;Baktım, temizim. Biraz daha durdum. Olacak gibi değil, yalandan bir çığlık salladım ortaya, evdekiler uyansın diye.&lt;br /&gt;Hiç ses yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bana yardımcı olan coninin kapısını çaldım. “here is a mouse, can you help me” dedim, çocuk “noooo” dedi. Neyse okey dedim ve odaya geri döndüm. 15 dakika sonra geldi coni. Danacık! Yok onu yakalayamayiz cok küçük falan dedi. Gördüm işte, kanepenin altında işte, oralarda dolanıyor.&lt;br /&gt;Türk erkeği olsa böyle mi yapardı, hemen yakalardı valla.&lt;br /&gt;Hollanadalı işte.&lt;br /&gt;Uyuz.&lt;br /&gt;Tek fonksiyonları göze hoş görünmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde ordan oraya dolanırken gözümüzün önünde farecik -bir de sevimli birşey ki insan kıyıp da öldüremez- benim odadan çıkıp koridorda bir turlayıp oğlanın odaya girdi.&lt;br /&gt;Böylece olay benim problemim olmaktan çıkıp evin problemi haline geldi ki çooook sevindim. Ben kapımı kapadım ve direk konferansa gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezisiydi konuşumasıydı kokteyliydi derken akşam saat 8 oldu ve o saatte nereye ne ayarlayayım başka.&lt;br /&gt;Burdaki anahtarı aldığım Türk coçuğa bir mesaj çektim, kalacak yer biliyor musun diye, cevap yazmış; geçelenlerde onlarda da çıkmış orada çok varmış (yandık!!), sonuçta ben eve geri döndüm. Kimse var mı yok mu bilmiyorum. Ertesi güne sunuş var. Daha edit edilmesi gereken yerler var -işimi son güne bırakmazdım, ben ne oldu bana-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mekanizma düşünmeliyim. Çevreme bakınıyorum. Yatak var. Bir daha orda yatamam. Masa var. Perde var. Sehpa var. Televizyon var... Masa var. Masa var. Masa var. Beynim olduğundan hızlı çalışmaya başlıyor. Odanın ortasına çekiyorum. Dört tane kova bulup içine su dolduruyorum. Ayaklarını kovaya sokuyorum. Masanın ayaklarını yapışkanı dışta kalacak şekilde bantla çeviriyorum.&lt;br /&gt;Farecik yüzmeyi başarıp da ayaklardan yukarı çıkmaya calışırsa yapışsın diye...&lt;br /&gt;Sonra aklıma dahiyane başka bir fikir geliyor. Kağıdı yelpaze gibi katlayıp çizgilerinden yer yer yırtıp dışa doğrı kıvırarak masanın ayaklarına etek gibi geçiriyorum ses olsun diye.&lt;br /&gt;Mekanizma üzerine mekanizma. Neyse, yattım uyudum sonuçta. Buna uyku denebilirse. Sabaha da sunum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874416477286406?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874416477286406/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874416477286406' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874416477286406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874416477286406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/fareler-ve-insanlar.html' title='Fareler ve İnsanlar'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874325198014609</id><published>2006-09-20T02:07:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:07:32.210-07:00</updated><title type='text'>Delft'e vardım</title><content type='html'>30 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi sonunda Delft’e attım ki nasıl bir atmak...&lt;br /&gt;Rotterdam’da Erasmus Köprüsü senin, Gabo’nun heykeli benim gezdim durdum.&lt;br /&gt;Şu an Delft’de bir dolu coniyle aynı evdeyim.&lt;br /&gt;Kaldığım ev maşallah Hollanda’nın tüm çıtırlarının toplandığı ev çıktı. Şanslıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıkacak en ufak bir enerjim yok.&lt;br /&gt;Pencere sonuna kadar açık, Hollanda şartlarına ayak uydurdum.&lt;br /&gt;Karşıdaki evler aynen naklen yayında, keza ben de.&lt;br /&gt;İnsanın hiç canı sıkılmaz burda, otur pencereden izle.&lt;br /&gt;Ortada yeşil tutmuş Eskişehir’in Porsuk vari bir kanal var&lt;br /&gt;Olleyyy, çanlar da başladı, saat 9 olmuş.&lt;br /&gt;Burası nasıl desem ilk izlenim olarak küçücük fıçıcık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874325198014609?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874325198014609/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874325198014609' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874325198014609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874325198014609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/delfte-vardm.html' title='Delft&apos;e vardım'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874308761205138</id><published>2006-09-20T02:04:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:04:47.696-07:00</updated><title type='text'>Keraneler Sokağı ve Balkabağı Çorbası</title><content type='html'>29 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluk&lt;br /&gt;Ve yorgunlukkkk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gittiğim şehirde modern müzeye gitme adeti edindim. Aferin bana. Buradaki (Stuttgart)müze binasının kek dilimi şeklinde olması ve benim müzeye aslında içindekileri değil de binanın mimarisini merak ettiğim için gitmiş olmam ayrı bi konu. Sonuç pek şahane. Adamlar göz yanılsaması yaratmak için kare kare değil de karo karo yer döşemeleri kullanmışlar. Mekanın algısını değiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an Frankfurt’tayım&lt;br /&gt;Çantayı ite kaka tren istasyonunda bulunan &lt;em&gt;locker&lt;/em&gt;lardan birine tıktım&lt;br /&gt;Malum Türküz ya küçüğüne soktum çok para vermemek için.&lt;br /&gt;Locker ların önünde küçük bir Türk kızı, yanında kendinden büyük bir çanta, tekmeleye tekmeleye çantasını dolaba sokmaya çalışıyor... Manzara bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan, istasyondan fazla uzaklaşmamak kaydıyla (istasyonun karşısındaki sokak keraneler sokağı... pek tekin degil ama napalım artık, elde bu var...) bir restoran beğendim, ona gidip balkabağı çorbası içeceğim. Vakit geçirmem gerekiyor. Gece 12’de de Rotterdam’a biletim var. Otobüs bileti. Bu interrail bileti hakkaten çok mantıklı ve ucuz birşeymiş. Trenler ateş pahası ama Yasemin otobüsleri keşfetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahtan beri kimseyle konuşmadığım için (bidde-shoen, danke-shon dışında) iki çift laf etmeye hasretim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bir daha benden haber alamazsanız keraneler sokağında balkabağı çorbası içerken balkabağı oldum demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874308761205138?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874308761205138/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874308761205138' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874308761205138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874308761205138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/keraneler-soka-ve-balkaba-orbas.html' title='Keraneler Sokağı ve Balkabağı Çorbası'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874289538534411</id><published>2006-09-20T02:01:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T02:01:35.686-07:00</updated><title type='text'>Summer of Love</title><content type='html'>25 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidilen "Summer of Love" adlı sergi -hatta meraklısına &lt;a href="http://www.kunsthallewien.at/"&gt;http://www.kunsthallewien.at/&lt;/a&gt; adresinden ulaşılabilir- hayatımda gezip görebileceğim en tribal sergiydi diyebilirim. Sergi 68 kuşağının grafik tasarımlari -posterler, konser afişleri, fotoğraflar, Beatles, Rolling Stones, Velvet Underground, Janis Joplin, Dylan, komün evleri ve daha neler neler- video art, Warhol’un manyaklıkları, o zamanın plakları, konser kayıtları, bitmeyen bangır bangır Jefferson Airplane müziği (daha yeni bit pazarından plağını da almışım) ve muazzam ışık gösterileriyle dolu dolu bitmeyen bir sergi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekiz on tane değişik degişik odalara giriyorsun ve dört bir yanında dev ekranlarda ışık gösterileri yapılıyor. Kendini renklere şekillere kaptırıp gidiyorsun zaten... başka bir odada disco simülasyonu basmışlar deli gibi müzik ışıklar yanıp yanıp sönüyor yerler tribal grafiklerle dolu, insan haliyle kendi kendine dansetmeye ve ışığın etkisiyle uçmaya başlıyor. Düğmesine basınca fırıl fırıl dönen tablolar, o zamanın mottoları, uyuşturucular, seks sloganları, Woodstuck’tan görüntüler, Archigram felsefesi, deli yüzen gezen şehirleri, planlari, eski dost Christo 69’da da bir kamera paketlemiş... kısacası insanı tripten tribe sokan bir derleme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık odalarında kendimden geçene kadar oturdum. Aynalarla kurulmuş yanar dönerli sonsuzluk efekti veren ortamlar, içine girilip hoplanip zıplanabilen, oturulup yatılabilen kıvrımlı rengarenk amorf formlardan oluşturulmuş bulmacamsı mekanlar...&lt;br /&gt;Buraya otlu kafayla gelinse kesin göğe ererdim Sergide LSD hizmeti de sunsalar hiç fena olmazdı.&lt;br /&gt;Sergi yalan tabii.. 68’i sonuna kadar yasamak gerekiyomuş, dibine kadar LSDsiyle, müziğiyle, seksiyle... Zavallı 80 çocukları olarak kaldık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi saygı bol bol sex drugs and rock n roll diyorum....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874289538534411?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874289538534411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874289538534411' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874289538534411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874289538534411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/summer-of-love.html' title='Summer of Love'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874273974786551</id><published>2006-09-20T01:45:00.001-07:00</published><updated>2006-09-20T01:58:59.753-07:00</updated><title type='text'>Prag’a Gi-de-me-mek</title><content type='html'>22 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilen bilir, bu tatilin atan kalbi “Prag” dı aslında. Bir heyecan, bir heyecan. Velhasıl, Prag’a gitmek her babayiğidin harcı değilmiş, bunu öğrendik. Buyrun buradan okuyun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayeye başından başlamak gerek. Tatil planı yapıyorum. Vizeler, dilekçeler, doldurulan formlar, bankaya yatırılan paralar, pasaport fotokopileri, randevular, uçak, tren, hostel, otobüs rezervasyonları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shengen alındı, suratta bir mutluluk, keza Macar vizesi de alındı, vücutta bir rahatlama, Çek –üstün ülkesi- için hostel ayırtıldı. İzmir’de işten izin alındı Ankara’ya gidildi ve tüm Avrupa ülkelerinin kabul ettiği sigorta şirketini kabul etmeyen Çek Elçiliği ilk cinsliğini koydu. İkinci cinsliği ise otel rezervasyonunun mail çıktısı değil fax olmasını arzulamasıydı. Prag’dan istettim, yolladılar, kolay iş. Pasaportu Ankara’da bırakıp İzmir’e dönmek zorunda kaldım. Yeni bir sigorta, belgelerin kargolanması, araya giren arkadaşlar, Cevahir, Güçlü, birisinin götürüp birisinin vizeyi alıp bana geri yollaması. Ayrıntıları kısa geçiyorum. Cümlemiz için bir ton enerji kaybı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi burada Budapeşte’de bir saatlik bir kuyruk sonrası Prag için tren biletini almayı başardım. Sabah dört gibi uyanıp tren istasyonunu bulup bir kompartımana yerleştim. Keyfime diyecek yok (merak etme birazdan diyecekler…). Bir saat kadar gittik gitmedik polis beyler ülkeye geçiş yapamayacağımı çünkü Slovakya vizem olmadığını, sınırdan geri dönmemi ve transit vize almam gerektiğini söylediler. Bu ülkeler neden ayrıldı acaba? Buldum; çifter çifter farklı problemler çıkartmak için. Zaten Prag’a  öğleden sonra ulaşacağım için biraz mutsuzum sabahı kaçırıyorum diye, bunlar beni bir gün sonrasına atmaya çalışıyorlar. Polis aldı pasaportumu attı cebine, sınırda in dedi ve gitti. Gayet net. Allahtan biletçiye biletimi damgalatmamayı başardım da o yanmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırdaki polislerle de tarzanca anlaşıp bir takım Macarca kağıtlar imzaladıktan sonra neden bilmem gerisin geri tekrar Budapeşte’ye doğru bindiğim tren, sabah trene bindiğim istasyonda değil de başka bir istasyonda durdu. Tabi bunu algılamam zaman aldı. Daha iki saat önce orada olan ‘information’ yok, yerine cafe açılmış. Hayal mi görüyorum? Sanırım artık kafama vurdu. Tepeme üşüşen taksicilerden kurtulmam da biraz zaman alıyor, çünkü Slovakya elçiliğine gitmek için bir servet istiyorlar. Ben kendim giderim lan diyerek açıyorum çarşaf gibi haritamı önüme, sırtımda eşek ölüsü çantam ve ilk istikamet önce merkez istasyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş gündür Budapeşte’nin tüm otobüs, metro ve tramwaylarında biletsiz beleşe gezmişim, bakıyorum kontrolör adamlar var, bilet alıyorum ama bakmıyorlar diye basmıyorum. Hiç olmayan şey: çıkışta kontrol var. Ne kadar salağa da yatsam kadını ikna edemiyorum. Şimdi ödemezsem polisi çağıracağını, sonra beş katını ödemem gerektiğini söylüyor, pasaportumu istiyor, alıştım artık… Uzatmıyorum, hemen ödüyorum. Ceza çok değil. Üç günlük turistik toplu taşım kartı almanı istiyorlar senden. İyi de teyze, ben birazdan ülkeyi terk edeceğim. Ne gerek vardı? Sırtımdaki çanta giderek ağırlaşıyor sanki. Gerekli otobüsü bulup biniyorum. Yine Macar halkıyla tarzanca anlaşarak bir şekilde koştura koştura elçiliği buluyorum. Saat 11:30 olmuş bile. Prag’a bir dahaki tren 14:30’da, yetişirim herhalde, alt tarafı bir transit vize alacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zili çalıyorum. İçerideki ses yandaki panodan yeni adresi alıp oraya gitmem gerektiğini, vize işlemlerinin artık buradan yapılmadığını söylüyor.  Sinirden gözlerim doluyor artık. Elimdeki haritayı oradaki haritaya uydurmaya çalışıyorum. İçeriden bir kadın çıkıyor. Tek kelime İngilizcesi yok. Fakat 7 numaralı otobüse binip son durağa kadar gitmem gerektiğini anlıyorum. Haritaya bakacak vakit yok, saat 11:35 olmuş ve vize işlemi 12’de bitiyor. Yoksa yarına kalacak. Eyvah diyerek oradan uzaklaşıyorum. 7 numaraya biniyorum. Dünyanın bir ucuna gidiyor… Alakasız bir yerde iniyorum, gözlerime dolan yaş, kahkahalar olarak bedenimden çıkıyor. Nedir bunca zorluk anlamıyorum. Bir gece önce Mehmet’in telefonda Prag’a gideceğimi söylediğimde yanıt olarak verdiği ‘sakın hostelde kalma’ lafı çınlıyor kulaklarımda. Niye diye sorduğumda herkes birbirini öldürüyordu hostelde diye cevap veriyor.. Oysa ki ne şeker bir hostel bulmuştum kendime.  Belki de bir şeyi bu kadar zorlamamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skerim Prag’ını diyip Melinda’ya ben iki gün daha sende kalabilir miyim diye mesaj çekiyorum. Hazır üç günlük kartım da var. Hem Budapeşte de beni sevdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prag’a beni kendileri davet edinceye kadar gitmeyi düşünmüyorum. Mina Urgan da sıçarım Amerikasına diyip gitmemiş, bir edebiyat konferansına davet edildiği zaman gitmişti. Belki beni de 70’imden sonra birileri davet eder. Kim bilir??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi Saygı&lt;br /&gt;Yasemin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874273974786551?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874273974786551/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874273974786551' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874273974786551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874273974786551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/praga-gi-de-me-mek.html' title='Prag’a Gi-de-me-mek'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874249206681633</id><published>2006-09-20T01:45:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T01:54:52.070-07:00</updated><title type='text'>Budapest - Radiohead – Sziget</title><content type='html'>20 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin hep beraber Yeni Zelanda’ya göç etme fikri vardır berabercene.&lt;br /&gt;Diyorum ki o kadar uzaklara gitmesek de hazır yakında bu kadar yaşanası sevilesi görülesi gezilesi keyif mekanlar varken -mesela Budapeşte gibi- bu yakınlarda kalsak.&lt;br /&gt;Hayatımda (Bali’yi geçiyorum, tropik mekan) bu kadar yeşilin hakim oldugu dağdan bayırdan sokaklardan çimin ağacın bitkinin fışkırdığı başka bi kent görmedim ben&lt;br /&gt;Ne boktan kurak bir şehirde yaşıyormuşum meğer&lt;br /&gt;En kısa zamanda kurtarmalı bünyeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burda sokağa bi çıkıyorsun&lt;br /&gt;Heryer herşey, her köşe sanat müzik dans… inanılmaz bir yer. Muhteşem; iki tarafı da, Buda’sı ayrı Peşte’si ayrı ayrıntılı, tarihle bezenmiş köprüleri sabaha kadar bitmeyen beleş ulaşım sistemi sayesinde yaşayan, her köşe başı müzisyeni ve tanrım tabi ki erkekleri…..&lt;br /&gt;Gece sabaha kadar süren otobüslerin yarısı elinde içki şişesi sarhoş gençlerle diğer yarısı öpüşüp koklaşan tiplerle (ben bu kadar öpüşgen başka bir millet görmedim, havada karada sokata otobüste heryerde herkes üstüste öpüşmekte) diğer yarısı da zaten sabahı etmek için ordan oraya sürüklenen evsizlerle dolu (ben hayatımda aynı anda bu kadar evsiz de görmedim)…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Sziget Festivaline (Sziget ’ada’ demek ve festival de zaten Tuna nehri üzerinde kocaman bir adada yaplıyor)&lt;br /&gt;Gelmeyenler çatlasın. Sevdiğim yakışıklıların fotoğrafını çekeyim dedim ama dijital kameranın hafızası yetmedi. Esmerini sarısını kumralını her türlüsünü seviyorum ben bu cinsin.  Fotoğraf çekmekten vazgeçtikten bir sure sonra kendimi insan seline bıraktım ve görsel şölenin zevkini cıkarmaya calıştım.&lt;br /&gt;Deus konseri superdi fakat olay Radiohead'de koptu. Boy ortalamasının erkeklerde 1.90 kızlarda 1.75 olduğu bir ülkede rastakafaların arasında (bir on santim daha ekleyin hesaba) 1.52 lik boyumla hele de Radiohead gibi bir grubun konserine gelmek ne kadar akıllıcaysa artık... Türklüğümu yapıp ittire kaktıra önlere geçmeye çalışsam da bir cocuğun ’it is not possible’ demesiyle vazgeçtim…Bir süre sonra panik atak geçirme durumundaydım ki kendimi arkalara attım, ferah ferah dinledim….&lt;br /&gt;Yalnız en eğlendiğim deli manyak çingenelerdi… Bu kadar mı oynak içten ve kudurtucu çalınır abicim? Gecenin sonunda ise aşırı dozdan bayılanlar, alkol komasından yerlerde sürüklenenler, hap atıp Hare Krishna söyleyerek sabahı edenler…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival sonrası  ”Sziget sickness” denen bişey varmış, kapıldık tabi, e düşünün o kadar bohem rastakafa pis insan (!) bir araya gelince bin türlü bakteri ürüyor, bir öksürüktür başladı, hala sürüyor, bir hafta oldu, hatta böğürmekten bir ara öleceğimi bile sandım....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reggea çadırında 18-19 yaşlarda güzelcene bir kız vardı. Dansediyordu. Ağızında minik bir parça kağıt. Önce birşey çıkardı cebinden avucuna uvaladı, dansediyor, sonra bir sigara çıkardı, yaladı, kağıdını yırttı ve tütünü avucuna boşalttı, hala dansediyor, onları bir güzel harmanladı, arka cebinden çıkardığı çarşafa bir güzel serdi, ağzında bir süredir beklettiği zıvanayı da ekledi ve -hala dansediyoruz- bunu bir güzel -hem de huni biçiminde- sardı, yaladı, yapıştırdı, yanındakinden ateş istedi, yaktı ve tüttürdü, dansına devam etti, öpesim geldi kızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu kadar övdük ama gariplikleri de yok değil tabi ki memleketin. Mesela elektrik düğmelerinin aşağı basılarak değil de yukarı basılarak yandığı, suyun her yerde gazlı satıldığı, gazsız su bulmanın çok zor olduğu, evlerinde içmek için musluk suyuna katbondioksit ekleyen gaz makineleri olduğu ya da en sevdikleri ve Avrupa pazarına sunmaya calıştıkları tatlının çikolata kaplı kaşar peynirimsi bir tatlı olduğu (yazık valla), memlekette ingilizcenin türkçe kadar işe yaradığı, marketlerde torba verilmediği, herkesin torbasını evden getirdiği, yürüyen merdivenlerin -köyden indim şehre, binip inerken dengeyi tutturamayıp her seferinde sendelememe neden olan-  jet hızıyla çalıştığı  ve bunun gibi farkları…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874249206681633?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874249206681633/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874249206681633' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874249206681633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874249206681633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/budapest-radiohead-sziget.html' title='Budapest - Radiohead – Sziget'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115874178174984994</id><published>2006-09-20T00:53:00.000-07:00</published><updated>2006-09-20T01:43:01.786-07:00</updated><title type='text'>Viyana - tatil başlangıcı</title><content type='html'>9 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ne hızlı geçti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece boyunca Tuna’yla Viyana barlarında barhopping yaptık, birinden diğerine... Gece bir barda B-52’yu çakmakla tutuşturup da servis etmeleri, benim ne yapacağımı bilememem, o sırada Tuna’nın shotunun içine limonu düşürmesiyle taşan içkiyi masadan benim pipetimle içmeye çalışması ve sonunda pipeti kapıp korkarak hala alev alev yanmakta olan bardağa sokup içime çekişimle bardağın çatlaması geceyi sonlandıra etken oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haliyle sabah erken kalkamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak öğlene doğru uyanmam ve ardından gözde mimarım Gaudi’nin pabucunu dama atmama neden olacak kadar beni  etkileyen deli çatlak diğer bir isimle tanışmam: Hundertwasser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım... İnsan bu kadar mı rengarenk bu kadar mı şeker bal damlayan yapılar yapabilir? Kesinlikle böyle bir ev istediğime karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca gayet sanat sepet dolu bir seyehat diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında keyfim gıcır.&lt;br /&gt;Gözümü kapattığımda design görüyorum.&lt;br /&gt;İçim doluyor seviniyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115874178174984994?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115874178174984994/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115874178174984994' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874178174984994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115874178174984994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/09/viyana-tatil-balangc.html' title='Viyana - tatil başlangıcı'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115135896930478569</id><published>2006-06-26T14:54:00.000-07:00</published><updated>2006-06-26T14:56:09.316-07:00</updated><title type='text'>iki şehrin farkı</title><content type='html'>Ankarada insanlar “Dost” un önünde buluşurlar (kendisi eski bir kitapçıdır)&lt;br /&gt;İzmirde ise “Sevinç” in önünde buluşurlar (kendisi eski bir pastanedir)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115135896930478569?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115135896930478569/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115135896930478569' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115135896930478569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115135896930478569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/iki-ehrin-fark.html' title='iki şehrin farkı'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115126513127870121</id><published>2006-06-25T12:50:00.000-07:00</published><updated>2006-06-25T12:52:11.316-07:00</updated><title type='text'>ankaramın dutları</title><content type='html'>Ankaramın değerini bilememişim meğer. Ne güzel her yer ağaç, çimen, yeşil, kuş, böcekmiş...&lt;br /&gt;Püfür püfür. İzmir çölmüş meğer!&lt;br /&gt;Ankara üretiyor, izmir tüketiyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dutlar, dutlar, fakültemin kırmızı kırmızı dutları. Elim ağzım mosmor oluncaya dek yiyorum! Keyif !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah Ankaranın bir ucundaki Macar elçiliğinden vizemi aldıktan sonra diğer ucundaki Çek elçiliğine uzanıyorum. Tüh tüh, neden otel rezervasyonum fax diil de mailin çıktısıymış. Ne farkedecek ki, aynı yazı değil mi sonuçta? Olmazmış. Buraya faxlatayım, fax kabul etmiyoruz. Postalayayım. Olmaz, illa biri getirecek. Yeter ki bir enerji kaybı olsun! Gerisi mühim değil. Pasaportumun eksik fotokopisini tamamlamak üzere korkunç Gaziosmanpaşa yokuşlarından birini tırmanıyorum. Çektirip geri iniyorum. Şimdi de sigortama takıyorlar. Neden başak sigortaymış bu? Yahu tüm Avrupa ülkeleri kabul etti, sizin derdiniz ne? Yok. Yenisini yaptıracakmışım. Verin dedim belgelerimi geri. Verdiler. Pasaportu da verin dedim. Hadi eyvallah diyip çıktım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de benimle ilgilenmeyen bir tez hocasıyla görüşmeye gidiyorum bitmeyecek bir tez için.&lt;br /&gt;Üzerimde bir “curse” var. İşlerin hallolmama laneti!&lt;br /&gt;Yoksa Macar vizesinde kimin önüne saniye fakıyla futbol takımının pasaportları geçer ki? Antrenörü, kalecisi, oyuncusu, yedeği, masörü, diyetisyeni...&lt;br /&gt;Oysa tek istediğim tezi verip ufak bir avrupa seyahatine çıkmaktı. Neden anamı ağlatıyorlar ki? Ne oldu bu dünyaya böyle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün enteresan bir şekilde noktalanıyor.&lt;br /&gt;Tez hocamın evinde yaklaşık beşyüz çeşit dünyanın bilimum yerlerinden topalanan kaktüslerle tanışıyorum, kendi kendine yarattığı bonzailere tanık olup kahvesini içip tez konusunda yaklaşık iki saat debelendikten sonra benim çok inatçı biri olduğumu, analitik olamayıp çok da romantik olduğumu öğreniyorum.&lt;br /&gt;Hlimden memnunum hocam ben!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada işim bitince yine odtü, başka hocalar, dutlar dutlar, ankaramın dutları.. karnım ağrıyana kadar yiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece ise dünya tatlısı Jale hocanın evine davetliyiz. Diğer konuklar sosyoloji doktorası yapan bir kız, Van rektörü -aşmış insan-, bir at hocası, bir binici bir de pkk’nın yasallaşması üzerine tez yazan bir kız... süpper bir grubuz. Gece şarapla başlayıp balıkla devam ederken muhabbet alabildiğine akademik boyutlarda&lt;br /&gt;Bu kent bana okuma isteği veriyor&lt;br /&gt;Bu kent bana araştırma isteği veriyor&lt;br /&gt;Ve bu kent bana aslında ne kadar yetersiz olduğumu kanıtlıyor......&lt;br /&gt;Hem sevdiğim&lt;br /&gt;Hem sevmediğim bir kent burası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yeşil&lt;br /&gt;Yeşil...&lt;br /&gt;İlk kez Ankaramın yeşil olduğunu farketsem de, yeşil işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah.... Atıp havlumuzu omzumuza havuza gidiyoruz Cevoyla. Biraz güneşlenip biraz suda oynuyoruz. Sonra yine kütüphane, yine fotokopiler, ev, biraz makale, biraz müzik, akşama sıkılyoruz, bi dondurma alıp komşuculuk oynamaya Jeniye gidiyoruz, orda da biraz dedikodu, sonra tekrar evimizde okumalarımıza dönüyoruz.&lt;br /&gt;Alim olacağız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115126513127870121?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115126513127870121/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115126513127870121' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115126513127870121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115126513127870121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/ankaramn-dutlar.html' title='ankaramın dutları'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115093405154236327</id><published>2006-06-21T16:53:00.000-07:00</published><updated>2006-06-21T16:54:11.543-07:00</updated><title type='text'>İzmir'deki gizli Endonezya</title><content type='html'>Endonezya’ya gidemedim diye üzülmem boşunaymış. İzmir’de yanlış yerlerde takılıyormuşum meğer. Direk Gaziemir’e gelmek gerekiyormuş. Otobüse İzmir’de bindim, yarım saat sürdü sürmedi, Endonezya’da indim. Sıcak tepede. Şehir yanık et kokuyor. Basık basık dükkanlar kolkola vermiş dizilmiş yanyana; egsozcu, inşaatçi, simitçi, araba tamircisi, köfteci... esmer tenli kısa boylu yardımsever insanlar. Buralarda bir beyaz olarak tüm gözler üzerimde. Beli bükülmüş karşıdan karşıya geçmeye çalışan teyzeler, dişleri dökülmüş el arabası iten yaşlı amcalar, bir elinde on ekmek diğerinde bisiklet kilidiyle dolaşan şişe dibi gözlüklü dedeler, gelen dolmuşlara ‘ayrançııı ayrançıııı ayrançıııı’ diye çığırtkanlık yapan gençler. Tek eksik şehri kucaklayan hindistan cevizi ağaçları. İzmir’in dinginliği sakinliği burada yok. Bir koşuşturmaca, kaçıştırmaca, üçüncü şehir İzmir burası....&lt;br /&gt;Meğer ben ne kaymak tabaka insanıymışım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115093405154236327?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115093405154236327/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115093405154236327' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093405154236327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093405154236327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/izmirdeki-gizli-endonezya_21.html' title='İzmir&apos;deki gizli Endonezya'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115093396204458132</id><published>2006-06-21T16:51:00.000-07:00</published><updated>2006-06-21T17:07:18.583-07:00</updated><title type='text'>rüya</title><content type='html'>Ankaradayım. Cevo’nun yeni taşındığı eve gideceğim. Elimde adres. Arıyorum. Şık bir bina demiş Cevo. Buluyorum. Uzaktan diğerlerinin yanında seçiciliği var. Apartmana giriyorum. Sanki bir galeri. İçerideki merdivenler metalden ve iplerden örülmüş, bir kattan diğerine uzayan hareketli yüzeyler. Alıştığımız beton merdivenlerden eser yok. Bina bir mimarlık harikası. Görmek gerek! Zemin kat tamamiyle sergiler için ayrılmış. İçeride insanlar çevreye yayılmış enstelasyonlara bakıyor. İlerideki boşlukta bir yatak odası düzeni yapılmış, yerde halı, duvarda perdeler, köşede bir televizyon. Yatakta yüzükoyun uzanmış elini çenesine dayamış bir kadın yatıyor. Önce manken sanıyorum. Sonra göz kırptığını farkediyorum. Sonra da kadının Türkan Şoray olduğunu. Biraz sıkılmış gibi...&lt;br /&gt;Kafamı kaldırıyorum. İşte karşımda! Duvarda. Uzun zamandır aradığım seramik duvar çalışması (Odtü mimarlığın duvarındaki sarı seramikleri yapan sanatçının muhtemelen. O kadar güzel ki, bunlar da görülmeli). Ne zamandır bunları arıyormuşum, bulduğuma çok seviniyorum. Boşlukta tutturulmuş daha onlarca heykel var, onlara bakıyorum. Sonra dar metal merdivenlerden usulca yukarı çıkıyorum. Zilde üç kızın adı yazıyor. Biri Cevo. Hemen çalıyorum zili. Açıyorlar. Ev muhteşem. Sağlı sollu asma katlar mevcut. Orta salonun tavan yüksekliği belki sekiz dokuz metre. Kışın bu evi nasıl ısıtıyorlar acaba diye düşünüyorum. Gözüm dokuz metre yüksekliğindeki salonu boydan boya kaplamış camlara takılıyor. Dışarıda koca bir mavilik ve dalgalar göze çarpıyor. Ankara’nın tek boğaz manzaralı evi bu olmalı (!). İçeri geçiyoruz. Tanımadığım insanlar. Beyaz saçlı bir bey, kızlardan birinin babası olduğunu iddia ediyor. Elinde bir tabak, bana birşeyler ikram ediyor. Kafamı kaldırıyorum. Karşımda dedem! Donakalıyorum rüyamda. Gözlerim doluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rüya dedemi tekrar görebilmek için zihnimin kurguladığı bir karmaşa olsa gerek.&lt;br /&gt;Dedecim, çok özledim seni çooook. Bir bilsen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115093396204458132?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115093396204458132/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115093396204458132' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093396204458132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093396204458132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/rya.html' title='rüya'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115093342384333771</id><published>2006-06-21T16:29:00.000-07:00</published><updated>2006-06-21T16:43:43.856-07:00</updated><title type='text'>Kampanyalar</title><content type='html'>Haziran Temmuz Ağustos aylarında İzmir şehri belediye otobüslerine sebil konsun, İzmir halkı ölmesin Kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir şehrinde Ekim Kasım aylarında sevişilirken dikkat edilsin, hamile kalınmasın. Çocuklar yazın kavruk sıcağına doğmasın.&lt;br /&gt;Yazıktır! Yeni doğan bebeler yaşasın kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anemi'nin, Ta mına koyayim parçasına&lt;br /&gt;“Temmuz Ağustos’ta İzmir’in tee amına koyayım” mısrasını eklemesi Kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik yenilik&lt;br /&gt;Yaz aylarında İzmirlilere hörgüç takılması Kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dondurulmuş giysi” Kampanyası&lt;br /&gt;Vücudun bazı bölgelerini serin tutmak amaçlı dondurulmuş, belli bir süre serinliğini koruyacak şapka, ayakkabı tanga, vb...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman gidip dayanmak, sürtünmek, sarılmak, yalamak için köşe başlarına 1x1x3 m. ebatlarında buz kalıpları konsun Kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir Konak  meydanında haftada bir elele verip yağmur duasına çıkılsın Kampanyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz aylarında İzmirin tüm kapıları açılsın, şehir cereyan yapsın Kampanyası : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az ve de öz: Temmuz Ağuztos aylarında İzmir şehri kapatılsın Kampanyası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115093342384333771?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115093342384333771/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115093342384333771' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093342384333771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115093342384333771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/kampanyalar.html' title='Kampanyalar'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115084190512652153</id><published>2006-06-20T15:13:00.000-07:00</published><updated>2006-06-20T15:18:25.143-07:00</updated><title type='text'>başlamadan biten aşklar üzerine</title><content type='html'>eski aşklar vardır&lt;br /&gt;bir o kadar da yenisi&lt;br /&gt;bitmişler vardır tarih olan&lt;br /&gt;yeni başlayacak olanlar, henüz flörtgenlik evresinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de tadı damağında kalanlar vardır kiiii&lt;br /&gt;başlayamadan biten&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115084190512652153?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115084190512652153/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115084190512652153' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115084190512652153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115084190512652153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/balamadan-biten-aklar-zerine.html' title='başlamadan biten aşklar üzerine'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115047510662406957</id><published>2006-06-16T08:26:00.001-07:00</published><updated>2006-06-16T09:25:06.630-07:00</updated><title type='text'>deprem anıları</title><content type='html'>ekim 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmeyen varsa önceden söylemekte fayda var: buraları deprem vurdu durdu&lt;br /&gt;dün, sabah saatin çalmasıyla depreminde sallaması, uyanmayı ve akabinde ayılmayı tez elden tetikleyen neden oldu.&lt;br /&gt;okula geldik, sabahtan da birkaç tane patlattı derken derse girdik, derste de salladı, öğrenciler titremeye başladı, aşağı inildi tekrar yukarı çıkıldı, sonracığıma öğlen saatlerinde okulun unuttuğu en alt katın küçük bir sınıfında üç öğrenci bir hoca bir de asistan ben olmak üzere ders yaparken gümbür gümbür bi tane daha oldu, bunda kendimizi pencerden dar attık, sonra hoca tutturdu hadi girin içeri geçti diye, derse devam ettik, kahve molası verip yukarı kantine çıktığımızda okulun ve derslerin iptal olduğunu herkesin evlere dağıldığını öğrendik, bu molayla ders te bitti haliyle, sonra tanımadığım insanların arabasıyla alsancağa indim, asistan arkadaşın biriyle yürüdük yürüdük kahve içtik konuştuk, sonra o annesiyle buluşmaya gitti, başkalarını aradım, kimseyi bulamadım, yalnız yalnız sokaklarda dolandım, e yapacak birşey yok otobüse binip eve yollandım, kapıyı açmaya çalışana kadar herşey normaldi, hatta arka tarafında uyuşturucu sattığı iddia edilen dvd 'ciden iki tane dvd bile aldım akşama çerez olur diye, anahtarı çeviriyorum kapı açılmıyor, sallantıda sıkışmış olmalı, kapı çelik, güvenli olayım diye yapıldı, ne güvenlik!&lt;br /&gt;deprem olsa içeri sıkışıp kalacağım.. neyse üst komşuya gittim, vesile oldu tanıştık, adamcağız geldi, zorladı açtı kapıyı, sonra dayımın önerisiyle kapıyı zeytinyağladım olası sıkışmalara karşı, içeri bir girdim ki benim şişeler devrilmiş, tablonun biri inmiş, duvara dayalı ahşaplar yerle bir, ocaktaki tencerenin dibinde kalan su ocağa dökülmüş, vazonun suyu dışına akmış, bir de en enteresanı odamdaki balkon kapısının açık olmasıydı, küvete, kapıların arkasına, yatağın altına filan baktım içeride kimse yok, e laptop da sağlam, biri girmemiş, kapıyı da kapadığımdan eminim...&lt;br /&gt;neyse biri sıkışıyorsa biri de açılıyor heralde diye düşündün, allahın işine bak.. işte o an beni bir panik kapladı ki gerisi film zaten: can havliyle elime ne geçirdiysem içine attığım sırt çantamı, içinde önemli belgelerim olan laptopu -öleceğiz ama hala tezi, yazıları filan kurtarmaya çalışıyorum, garip insan halleri- kapının önüne koyuyorum, hemen pamukkale aranıp gece datçaya bi yer ayırtıldı, bölüm başkanını arıyorum, diğer asistan kızları arıyorum okul ertesi gün tatil edildi mi diye, yok yok yok!, okulu aradım, yok öyle bişey rektör konuştu dersler yapılacak! işte! "çalışma"nın anlamı ilk defa beynimde patlıyor, ölecek de olsan o işe gidilecek!nereme yediğimi bilmeden salam ve ekmek takviyesi yapıyorum mideme, televizyonu açıyorum, heryerde izmirde deprem, insanlar sokakta...&lt;br /&gt;dedim ben çıkıyorum, aşağı indim, belki 3 saat mahallede turladım, merkeze inmedim, oralar pek sağlam değil diye, şimdi arkadaşları arayıp evlerine gidebilirim, nitekim aysunlar alacaklardı bile ama "ev" ruhumu sıkıyor, hem uyuyacaksam kendi evimde uyurum, buraların sağlam olduğunu herkes söylüyor, gece mahalle sanki şenlik yeri, çocuklar kaydıraklarda, herkeste tüpler, çaylar demleniyor, köşelerde yataklar döşekler, herkes battaniyesiyle sokaklarda, gençler gruplaşmış, çocuklar gruplaşmış, yaşlılar gruplaşmış, ilk defa yalnızlığın gerçeğini hissediyorum, ait olduğum bir grup yok benim bu şehirde, bu mahallede, öksüzler gibi dolanıp duruyorum sokaklarda...&lt;br /&gt;sahayı keşfettim, maç izleyeyim dedim, önde oturan iki bayan vardı, onlar da sıkılmış çıkmış heralde dedim, maç bitti, maçı yapanlardan ikisi kocalarıymış meğer, kadınlarını alıp gittiler, geriye sadece mahallenin delikanlıları kaldı, haliyle ben de eve yollandım, bir güzel deprem çantası yaptım, laptoptaki en önemli bilgileri küçük usb me kaydettim, ama nedense fotoğraf makinamı aldım yanıma ve filmleri, su, çikolata, bisküvi, polar, bere, don, atlet, ıslak mendil, düdük, düdüğü de boynuma bağladım evde onunla geziyorum, aldığım pilleri eskileriyle değiştireyim derken el lambasını düşürdüm ve kırıldı, artık ışıksızım, eyvahlar olsun....&lt;br /&gt;televiyon kanallarını yüzbeş defa turlayıp tüm deprem görüşerini dinledikten sonra saat ikibuçuk oldu hadi dedim şu aldığım filmin eğlenceli olanını izleyeyim, dar alanda kısa paslaşmalar, başlattım, yatağa girdim, güüüp tekrar vurdu, hadi dedim devam , yok birşey, on dakika sonra bir daha güüüp, aşağıda feryat figan koptu, kadın sinir krizi geçiriyor olmalı, çığlık çığlığa aşağı fırladı, peşinden adam, sonra kız çocukları, aşağıda da bir süre anlamsız yere kavgalaştıktan sonra üçü birden aynı arabaya binip uzaklaştılar, acaba ben de onlarla mı gitseydim, pencereyi açtım , dışarıdan insan sesleri geliyor, kadifeyi çektim altıma, üzerime bir polar, çok pisim, banyo yapmaya cesaret edemedim, saçımı yıkamışım önceden, kafa hala ıslak, kafaya bir de bere taktım, sırtıma da ispanya treninden yürüttüğüm koca battaniyemi atıp merdivenlerden koşar adım aşağı indim.....&lt;br /&gt;uzakta bir kadın var, elinde çalı çırpı yürüyor, peşine takılıyorum, ateş yakıyorlar, üç beş kişi, diyorum ben de geldim, cin bastı, dayanamıycam artık, gel kızım gel diyorlar, sonra salatalıklar soyuluyor, başka bir komşu termosta çayıyla iniyor, kurabiyeler, çaylar, bir taraftan çalı çırpı toplanıyor, kocalar evde fosur fosur uyuyor kadınlar dışarda sabahı bekliyor, çocuklar da arada bir gelip gidiyor, muhabbet koyu, kimsin nesin, nerdensin, diyorum acaba yanlış mı yaptım izmire gelmekle, yooo diyorlar burası şöyle güzel böyle güzel, gavur izmir, tatlı güneş, pırıl deniz....&lt;br /&gt;saat ilerlemiş, bir taraftan davulcu geçiyor, malum ramazandayız, hatunlar ısınmak için uzo içiyorlar, allah kabul etsin diyorum, ben bari şu köşeye kıvrılayım, bana ekstra battaniye veriyorlar, is kokusu dışında pek bir sorun yok, sıcak sıcak yatıyorum, hanımlardan birinin oğlu geliyor, oğlan makina mühendisi, anne gir içeri diyor, hayır oğlum diyo, anne diyor içki içtin bu yüzden kendini sıcak hissediyorsun ama aslında üşüyorsun farkında değilsin bıdı bıdı bıdı, ay oğlum bi git diyo başımdan....&lt;br /&gt;saat sabah beşe doğru hadi arabaya girelim dediler, ben bu iki bayanla arabaya girdim, arabada şarkılar türküler derken biraz uyuduk, uyuduk denir mi bilmiyorum, sabaha doğru bu sevimsiz makina mühendisi oğlan da geldi, o da sıkıştı direksiyon koltuğuna, baktım yedibuçuk olmuş, ben pılımı pırtımı topladım çocuk uyandı çıkarken, e tabi hatunlar sızmıştı, dedim çok teşekkürler, neriman teyzeyle ikbal teyzeye de selam söyle, bir de not iliştirdim hatunlara, çıkınca, doğru eve, yüz yıkama, üst değişikliği, diş fırçalama, okula geldim.&lt;br /&gt;iş bilinciyle bekliyorum&lt;br /&gt;bakalım bugün neler olacak???&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115047510662406957?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115047510662406957/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115047510662406957' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115047510662406957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115047510662406957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/deprem-anlar_16.html' title='deprem anıları'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115047178694334978</id><published>2006-06-16T08:26:00.000-07:00</published><updated>2006-06-16T08:29:46.960-07:00</updated><title type='text'>4 yıl öncesinin "küçük yol defteri"</title><content type='html'>....Zaman geçmiyor.&lt;br /&gt;Bu satırları yazdığım defteri de az önce kantinden aldım. Sırf okulda canım sıkılmasın , yazı yazayım diye aldım. Tarih: 13 Mayıs 2002...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....Ne kadar yazarsam yazayım zaman geçmek bilmiyor. Hava da soğuyor yavaştan. Keşke üşenmeyip alsaydım deri ceketimi. Ama daha adımımı apartmanın dış kapısından yeni atmışken söyledim bunu, keşke alsaymışım. Ama bunu söyleyene kadar kapıcının yanından geçmiş bulundum. O da tam o sırada yerde bir işle uğraşıyordu. Ben geçerken durdu, düzeldi ve geçmemi bekledi. Ben de geri dönüp onun önünden bir daha geçmek istemediğim için yukarı çıkıp almadım ceketi. Belki arka taraftan dolanıp adamın önünden tekrar geçmeden de ulaşabilirdim çıktığım kapıya, ama buna da üşendim işin aslı. Montu almak için dolanmaya değil, kapıcının önünden geçmemek için dolanmaya üşendim.&lt;br /&gt;Şimdi de çişimi yapmak için aşağı kata inip çıkmaya değil, eteğimi kaldırıp kilotlu çorabımı indirmeye ve hiçbiryere değmemeye dikkat etmeye üşeniyorum....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Bazen keşke sigara içseydim diyorum. O zaman boş oturuyor gibi görünmüyor insan. Sigara içerek bir eylem gerçekleştiriyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....Saat 4.25 oldu ve derse girecek kimse gelmedi. Hocanın geçtiğini gördüm, bir sınıfa girdi, içeride birileri vardı ama bizimkiler miydi göremedim. Kalkıp karşıya geçmeye üşendiğimden değil, kapıyı açınca tüm sınıfın bana bakmasından ve yanlış sınıfsa kapıyı geri kapatacak olmanın verdiği rahatsızlıktan kalkıp bakmıyorum.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Saat akşamın 10’u. Kızılay’a iniyorum. Dolmuşun arka koltuğunda oturmaktayım. Parayı vermediğimden adamla gözgöze gelmemek için oyalanıyorum. Yazı yazıyorum....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Şu an evde tuvaletteyim. Saat birbuçuk gibi, gece. Günlerden Pazar. İki gündür sürtüyorum. Az önce raynoda tuvaletin sectionlarını ve ortografiklerini tamamladım. Yarın da Sinan’a gidip çizimi son haline getireceğim. Sabah 8 de kalksam, 9 da ordayım. 10,11,12. Üç saatim var. Rahat rahat yetişir. Bilgisayar Cdye çekerken biz de kahvaltı yaparız. Onunkisi biraz uzun zamanda çekiyor da.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Dakka bir, gol bir. İstanbul’a daha yeni ayak bastım. Haydarpaşa, vapur, Karaköy, Bankacılar Sokağı, Beyoğlu ve Taksim, Sütaştayım. Saat sabahın 9’u ve ben bol tarçınlı tavuk göğsümü bekliyorum...Geldi, ama tarçını az... bekliyorum. Yememeliyim tavuk göğsünü. Ama ketçabı beklemeye dayanamayıp patates kızartmalarını yemek gibi bir şey bu da. Neyse ki tarçınım geldi ve dalıyorum....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Mezuniyet etkinliği Antalya yöresi tarafları tatilinden dönüş yolculuğu. 18 Haziran 2002. saat 11.30. 10 milyon. VIB Turizm, umarım ölmeyiz. Önde koridorda olduğumdan arka tarafa geçip birsürü kıronun arasına oturdum. Biri camdaki yansımamla kesişmeye çalışıyor, lavuk. Ben de gözgöze gelmemek için yazıyorum da yazıyorum...yanıyorum, susuyorum, içim yanıyor, çok güneşte kaldık.. Sinan’ın verdiği kitaba da bir türlü adapte olamadım. Bazen olmayınca olmuyor işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...İlk İzmir izlenimleri&lt;br /&gt;11.Temmuz.2002&lt;br /&gt;Yer: Otogar (Bornova servisi içi)&lt;br /&gt;Saat: 14.29&lt;br /&gt;Bir sevimsizlik. Daha adımımı şehre ilk attığımda beni kucaklayan sıcak rüzgar ve herkesin umursamaz tavırları. Hangi servise bineceğimi öğrenmek için takla atmam gerekiyor sanki. Ve şehre iner inmez tüm heybetiyle bize hoş geldin diyen tüm iğrençliğiyle devasa bir gerçeklik ‘ÇİMENTAŞ’. Bu kadar mı sevimsiz görünebilir bir fabrika. Sıkıcı ve çirkin. İnsanın içinde bir yerlere oturuyor, kalıyor, bir daha kalkmıyor sanki. Çimentaş mideme oturdu ve hazmedemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Birgün : Dünkünün ertesi&lt;br /&gt;Yazacak bir şey bulamıyorum. Ne Sinan’dan ne de İzmir’den bahsetmek istiyorum. Ama ikisini de bırakıp gidemiyorum. Koskoca bir salağım ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Metrodayım. Sevgilimden ayrılamıyorum. Neden hep ben onu anlıyorum ki?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...INs&lt;br /&gt;güneş batışı&lt;br /&gt;alsancak ara sokakları&lt;br /&gt;gazi kadınlar sokağındaki çaycı&lt;br /&gt;bu defter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OUTs&lt;br /&gt;metrodaki “tren bornova istikametine gider” ve “dikkat, kapılar kapanıcak” tekrarları&lt;br /&gt;ucuz sandaletlerimin ayağımı boyaması&lt;br /&gt;konak ara sokakları&lt;br /&gt;manisa kebapçıları&lt;br /&gt;defterin bitiyor olması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Bugünün sevdiklerimi:&lt;br /&gt;peşime takılan kıroyu polise şikayet edip ortamdan uzaklaşmam&lt;br /&gt;vapura binmem&lt;br /&gt;süper yemek&lt;br /&gt;deli yağmur ve kordon&lt;br /&gt;şekerci çocuk&lt;br /&gt;IYT deki püfür püfür kantin&lt;br /&gt;yolda uçarak giden dolmuş şöförü&lt;br /&gt;belediye otobüsündeki cep telefonumu kapatmazsam beni döveceğini iddia eden çatlak amca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün sevmediklerimi:&lt;br /&gt;LES sınav sonuç belgesinin aslını istemeleri ve yanımda olmaması&lt;br /&gt;IYT Makine’nin önündeki korkunç metal borular&lt;br /&gt;öpücük yollayan garson (süper yemek yediğim yerde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...12.07.2002&lt;br /&gt;İzmir- Kordon&lt;br /&gt;17.30&lt;br /&gt;Bir tane kıroyu, bir sağanak yağmuru, yılışık bir şekerci çocuğu ve fal bakan çingeneleri atlattıktan sonra güneşin bu saatte ve az önce deli gibi yağmur yağmasına rağmen, kavurduğu  sıcakta banka oturmuş, ahşaplarını tutan ferforje kılıklı Gaudi’nin çizgilerini anımsatan metal kolluklara bakıyorum. Önümde koca bir körfez, deniz, güneşin yansıması, birbiri ardısıra dizilmiş aynı boydaki İzmir evleri, ne uzun, ne kısa. Denizin toprakla buluştuğu yer yatay bir çizgi oluşturuyor peysajda. O çizginin biraz üstünde de binaların tepelerinin oluşturduğu bir çizgi var. Tekrar yağmur geliyor galiba. Kara bir bulut hızla yaklaşmakta. Elele sevgilileri görüyorum kordon boyu yürüyen, dudak dudağa aşıkları sağımda-solumdaki banklarda. Denizi boşvermiş birbirlerini seyrediyorlar. Belliki birbirlerinin gözlerinden yansıyan maviliğe aşık oluyorlar. Tekrar aşık oluyorlar birbirlerine belki. Tariflenemez bir mutluluk, hüzün ve yalnızlık hissediyorum.&lt;br /&gt;Yaşadığım bu güzel huzuru paylaşacak bir tek defterim var yanımda.&lt;br /&gt;Bu şehir aslında güzel bir şehir, ama evin içinden tadı hiç çıkmıyor ki!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Benim en iyi dostum kağıdım, kalemim, onlar da olmasa noolurdu halim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Geze geze yorulmak istiyorum. Ne çalışmaktan, ne uyuşukluktan, ne oturmaktan. İçimde hep patlamaya hazır bir enerji topu bombası olduğunu sanırdım. Aslında o çoktan patlamış bile. Azar azar yaşıyorum zaten ben bu enerjiyi. Ve mutluyum. Kendimle mutluyum ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Denize her farklı bakış açısı farklı bir mutluluk, farklı bir heyecan.&lt;br /&gt;Dünya da bunca deniz ve okyanuslarla kaplı olduğuna göre ne çok tadılacak mutluluklar var kimbilir. Eteğim uçuşuyor rüzgarda. Diz kapaklarım bir açılıyor, bir kapanıyır. Dalgaların kumsala gelip gitmesi gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Çok doydum, hatta bitiremedim yemeği. Biraz daha yürüyüp, göz süzeyim bari. Karnım tok, altım kuru, keyfim yerinde! Sefam bol olsun. İyice saçmalamaya başladım...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;...Ben de mi gitsem acaba Polonya’ya?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...La Sera&lt;br /&gt;Başka bir mekan. Ben İzmir’e taşıdığım en şık kıyafetimi giymişim, oysa İzmir halkı buna alışık olmasa gerek. Korkunç bakışlar altında Kordonun en şık mekanlarından birine oturdum ve bir Efes söyledim. Denize karşı. Bir amca dışarıda kırmızı gül satıyor ama içeri giremiyor, çünkü barı saksılarla çevirmişler. Bense iki saksı arasından süzülüverdim içeriye, herkes kapıdan girerken. Sanırım bu yüzden bu garip bakışlar.&lt;br /&gt;Bayanların neredeyse hepsi sarışın, garsonlar hoş giyimli, papyonlu ve saçlar kısacık.&lt;br /&gt;Az önce tüm masalara mum dağıtıldı. Kutsanma anı gibiydi. Her masaya tek tek, yavaş yavaş, seremonik bir havada.&lt;br /&gt;Karşıda, orta yaşlı, hoş, ejnebi olduğunu tahmin ettiğim, gömlek-kravatlı bir bey oturuyor. Karşı çapraz. O da bira içiyor. Yalnız.&lt;br /&gt;Sevgilimle anlaşamıyoruz. Farklıyız ve paylaşamıyoruz.&lt;br /&gt;Böyle yaşayamıyorum ben, sürekli yarım.&lt;br /&gt;Hayatın tadı yarım.&lt;br /&gt;Ve artık seni istemiyorum.&lt;br /&gt;Neden mi?&lt;br /&gt;Hayatımı benden çalıyorsun.&lt;br /&gt;Sensizliğe dayanamadığımdan artık sensizliği istiyorum.&lt;br /&gt;Bitsin istiyorum.&lt;br /&gt;İzmir’i, Datça’yı, Jamaika’yı, Paris’i her yeri tek yaşayayım istiyorum. Sevgilim yanımda olmadığı için üzülmiyeyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Limandan ayrıldı vapur. Hızla uzaklaşıyor. Etrafta çocuklar koşturuyor ve hafif bir esinti tüm vücudumu yalıyor.&lt;br /&gt;Senden beni kendine aşık ettiğin için, nefret ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115047178694334978?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115047178694334978/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115047178694334978' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115047178694334978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115047178694334978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/4-yl-ncesinin-kk-yol-defteri.html' title='4 yıl öncesinin &quot;küçük yol defteri&quot;'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115041040886204245</id><published>2006-06-15T12:51:00.000-07:00</published><updated>2006-06-15T15:38:34.270-07:00</updated><title type='text'>boşluk</title><content type='html'>bazen "bu" dünyaya ait olmadığımı düşünüyorum....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115041040886204245?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115041040886204245/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115041040886204245' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115041040886204245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115041040886204245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/boluk.html' title='boşluk'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-115030948216961650</id><published>2006-06-14T11:23:00.000-07:00</published><updated>2006-06-14T11:24:42.186-07:00</updated><title type='text'>hayıtbükünde iki çocuk</title><content type='html'>Mekan Hayıtbükü. Aylardan Haziran. Günlerden Pazar. Ortam Restoran’ın şahane mezeleri ve koca bir bira bardağı dolusu belki de dünyanın en yoğun ayranından sonra sahildeki kumlara zor atıyorum yorgun bedenimi. Sıcak kum beni içine doğru çekiyor. Kendimi yerçekiminin etkisine bırakıyorum. Artık tamamen ona aitim.&lt;br /&gt;Gözlerim kapalı. Güneş içimi ısıtıyor. Arkadaki ailenin konuşmaları işitiliyor. Sesinden kırklı yaşlarda olduğu anlaşılan bir bey babasıyla konuşuyor:&lt;br /&gt;-         Baba! Ölünce cennete gideceğimiz söylenir. Acaba öldük mü?&lt;br /&gt;Şu küçücük Hayıtbükü sahilinde onların da benimle hemfikir olduğunu farketmek yüzüme yapışmış olan gülümsemeyi daha da derinleştiriyor. Gülümseme yüzüme yayıldıkça vücudum da bırakıyor kendini uykunun kollarına...&lt;br /&gt;Aradan ne kadar geçti, bilemiyorum. Önümüzde deniz kenarında oynayan çocuk sesleri ve su tabancalarından sıçrayan suyla uyanıyorum. Beş altı yaşlarında iki çocuk duruyor karşımda; biri sapsarı, biri esmer kara kuru bir çocuk. Sarı olan muhtemelen Hollandalı, elinde plastik bir kabın içinde cips var, diğer çocuğa kendi dilinde bıdır bıdır bıdır birşeyler söylüyor. Esmer çocuk, Türkçe “dur, dur” diyerek diğerine beklemesini söylüyor ve denizde ellerini yıkıyor. Sarı çocuk bekliyor ve yine anlamadığım dilde birşeyler diyerek Türk olana elindeki cips kabını uzatıyor. Esmer çocuk “gidip şişme havuzun orada yiyelim mi” diyor. Sonra ikisi birden yanyana bizden yaklaşık 50 metre uzaklıktaki şişme havuzun dibine oturuyorlar. Uzaktan hala konuşmaları duyuluyor. Birbirlerine anlamadıkları dilde ne anlatıyorlar bilmiyorum, ama anlaştıkları kesin. Plajda ben dahil herkes, çocukların birbirlerinin dilini bilmeseler dahi nasıl da tatlı tatlı iletişim kurduklarına hayran kalıyor ve gülümsemesini eksik etmiyor.&lt;br /&gt;Uzaktan takip ettiğim kadarıyla cipsleri teker teker paylaşarak bitiriyorlar.&lt;br /&gt;Kafam hala sıcak kumların içinde "keşke onlar kadar saf  kalabilsek her birimiz" diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Hayıtbükü’nde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-115030948216961650?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/115030948216961650/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=115030948216961650' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115030948216961650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/115030948216961650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/06/haytbknde-iki-ocuk.html' title='hayıtbükünde iki çocuk'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114884497257134188</id><published>2006-05-28T12:35:00.000-07:00</published><updated>2006-05-28T12:36:12.583-07:00</updated><title type='text'>Manyetik Rezonans ve Ankara</title><content type='html'>Başlık biraz alakasız kaçmış olabilir fakat üzerinde durmakta fayda var:&lt;br /&gt;Manyetik Rezonans dediğimiz yüzyıl harikası (!) halk tarafından kısaca “emar” tabir edilen tabuta girmiş olanlar bilir, girmeyenler içinse kısa bir önbilgi:&lt;br /&gt;Siz siz olun emara yalnız girmeyin. Israr edin, yanınıza annenizi sevgilinizi ya da hemen oracıktaki hastabakıcıyı alın öyle girin. İnsan zamansız ve sonsuz boşluğun derin uçurumunda yalnızlığın dibine vurup, kulağında patlayan bazen matkapvari bazense çıstak çıstak disco temposu eşliğinde çalışan bu aletin içinde sesini kimselere duyuramadığı, ulan hareket etsem acaba sıçar mıyım, koca mıknatıs beni de bi yerlere mıhlar mı tarzı soruları düşünürken bir de hiç gerek yokken sizinle ilgilenen teknisyenin acil bir telefon alıp da gittiğini yahut bilgisayar başında bayıldığını ve sizi orada öylece o koca aletin içinde tek başınıza terkettiğini düşlerseniz vay halinize... Mıknatıs tabutun içinde kendi kendinize dökeceğiniz gözyaşları gözlerinizin yanından yavaşça akmaya başlar, bir kaç dakika daha saberedeyim şimdi bitecek bitecek derken geçen dakikaların saat gibi geldiği, panik atakla uzaktan yakından alakası olmayan bir kişinin bile çıldırmaya baş koyacağı bir meret bu yüzyıl şahanesi.&lt;br /&gt;Siz siz olun manyetik rezonanstan uzak durun...&lt;br /&gt;Ankara mı? Uzun zamandır bu şehirden neden kaçtığımın adını koymaya çalışıyordum. Bu şehir de beni içine kendi kimsesiz yalnızlığıma, kendi derin uçurumuna ne kadar çırpınsam da kimselere sesimi duyuramadan çekip yutuyordu. Hatta Ankaranın teknisyeni harbiden uyumuş da içindekiler unutulmuş gibi.&lt;br /&gt;Allahtan bu mıknatıs hedesinin ağzını kapamıyorlar da her daim sürünerek de olsa kaçma şansı var.....&lt;br /&gt;Nitekim bi şekil Ankara’dan kaçtığım gibi....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114884497257134188?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114884497257134188/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114884497257134188' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114884497257134188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114884497257134188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/manyetik-rezonans-ve-ankara.html' title='Manyetik Rezonans ve Ankara'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114712488750865825</id><published>2006-05-08T14:33:00.000-07:00</published><updated>2006-05-08T14:48:07.520-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>captain Morgan ve light cola karışımımı yaptım ve bir adımda geceye çıktım&lt;br /&gt;bahçeye&lt;br /&gt;kimsecikler yok sadece ağustos böcekleri&lt;br /&gt;yıldızlara baktım geceye baktım, gaz lambasını yaktım ve masama yerleştirdim, laptopumu açtım ve tezime döndüm&lt;br /&gt;bu kadar mutluluk vermez insana hiçbirşey hayatta, gece ve ağustos böcekleri&lt;br /&gt;ait olduğum yerdeyim yine&lt;br /&gt;ve tek başımayım&lt;br /&gt;müziğe bile ihtiyacım yok, gecenin uğultusu yeter&lt;br /&gt;ağaçların hışırtısı hem ninni gibi hem korkutucu....&lt;br /&gt;burada ölebilirim...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;her gelişimde başka bir aşk yaşıyorum öncekinden farklı, ama hep aynı duygu, aynı bildik ve tanıdık koku, gecenin sesi, ağustos böcekleri, gaz lambasının titrek ışığı, burda yaşlanmalıyım....&lt;br /&gt;havası çakırkeyif etmeye yeterli bünyemi&lt;br /&gt;bırakıp nereye giderim ki&lt;br /&gt;kaybolmuş aidiyetimi buluyorum burda, saçmasapan yerlerde ararken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temmuz 2005 datça&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114712488750865825?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114712488750865825/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114712488750865825' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712488750865825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712488750865825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/captain-morgan-ve-light-cola-karmm.html' title=''/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114712276583791129</id><published>2006-05-08T13:55:00.000-07:00</published><updated>2006-05-08T14:12:45.846-07:00</updated><title type='text'>tekrar aşk</title><content type='html'>Hayatım bir çizgide&lt;br /&gt;Sanki çizgi ikide&lt;br /&gt;Yanımda uyuyan güzel uyandığında ona günaydın demek bile çizgiyi düzeltiyor kırışmış yerinden&lt;br /&gt;Müziğin başında ağlayakoymak&lt;br /&gt;Nick Cave de burda yan odada olsa keşke&lt;br /&gt;Hafiften bir mırıldansa gece gece de kulağımızı dayayıp dinlesek yan duvara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki birşeyleri bekliyorum neyi beklediğimi bilmeden..&lt;br /&gt;Neyi bekliyorum ben&lt;br /&gt;Uyudun&lt;br /&gt;Uykuna girebilir miyim sessizce&lt;br /&gt;Müziği kapatıp nefesini dinlesem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar aşık oluyorum........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.07.2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114712276583791129?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114712276583791129/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114712276583791129' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712276583791129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712276583791129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/tekrar-ak.html' title='tekrar aşk'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114712168083705074</id><published>2006-05-08T13:53:00.000-07:00</published><updated>2006-05-08T13:54:40.846-07:00</updated><title type='text'>başka türlü birşey</title><content type='html'>Başka türlü birşey benim istediğim demiş ya şair, hatta rengi başka, tadı başka demiş, havası ayrı hava, denizi ayrı deniz demiş, yazık dedim şaire, üzüldüm, gelmemiş buralara ya da gelmiş de sevememiş, hani ya hiç ayrılamazsın ya da basar gider bir daha da uğramazsın buralara...&lt;br /&gt;Yazık şaire, “işte burası” diyememiş..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114712168083705074?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114712168083705074/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114712168083705074' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712168083705074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114712168083705074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/baka-trl-birey.html' title='başka türlü birşey'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114702458738592458</id><published>2006-05-07T10:26:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T10:56:27.400-07:00</updated><title type='text'>yaşam savaşı notları / istanbul</title><content type='html'>ezanın sesiyle uyanıyorum, hava daha karanlık. telefona bakıyorum: 05:24. uyanmak için daha 6 dakikam var. elimde telefon yatıyorum. 5:30'u 5:40 yapıyorum, bu karanlıkta kim çıkacak. hışır hışır torbalarımla sessiz olmaya çalışarak çıkınımı hazırlıyor, ağzıma iki delete atıp çantayı sırtlanıyorum. taksi çağırayım mı diye uyanıyor içeriden meral. gerek yok diyorum. çıkıyorum. yola kadar yürü. karşıya geç. bekle. minibüs yok. taksiye doğru yürüyorum. cebimde sadece 20 kağıt var. bu paranın beni izmirdeki evime ulaştırmasını umuyorum. ama istanbul evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir şehir. taksi 5 dakika sonra iskelede. 4 kağıdımı alıyor. sonra 1 vapura veriliyor. saat 06:15 olmuş. vapur uyuyan insanlarla dolu. mutlu ya da mutsuz değiller. uyurken ifadesi olmaz ki insanın. daha gün doğmadan güne uyanan insanlar bunlar. bir çoğu gün battıktan sonra evine dönecek. güneşi görmeyecekler bile. yazık. vapurdan iniyorum. oradan direk taksiye bin demiş meral. boşuna karşıya yürüme. zaten sırtta koca çanta. taksici sabahın bir körü bangır bangır türkü dinleterek bırakıyor beni havaşa. o da 5 liramı alıyor. servisi bari kredi kartıyla versem. nakit istiyorlar. 8,5 muş. iyi diyorum. simit  alacak param var. hatta yanına portakal suyu bile sıktırıyorum kendime sokak makinalarından. servise oturup yiyorum. önümde yakışıklı bir oğlan var. arkasını dönüp, otobüs ne kadar diye soruyor. 45 dakikaymış diyorum. hayır hayır diyor, ücreti ne kadar. sekizbuçuk. cebimde son kalan parayı da veriyorum. artık bir şişe su almaya yetecek bir bozukluğum var. bir de uykum...&lt;br /&gt;havaşın yarım saat sürmesi şaşırtıyor. check in yaptırdıktan sonra su içemeyeceğimi farkediyorum. havaalanlarını seviyorum. heyecanlandırıyor. uzaklara gidiyormuş hissi. çantamı açmamı istiyorlar. slayt makinası olduğunu söylüyorum. ne mene birşey olduğunu soruyorlar, anlatıyorum, geçiriyorlar.&lt;br /&gt;havaalanı havası yapıyorum kendime. divan'a oturup bir kahve söylüyorum. herşeyin 7 katı fiyatı olması, ortalıkta büfelerin olmayışı. keşke kulak çöpü servisi de olsa. kulaklarım kaşınıyor. peçetenin ucunu kıvırıp kulağıma sokmaya çalışıyorum. hesabı kredi kartıyla ödesem...&lt;br /&gt;meşhur bir insan olup, newyork subwaylerinde ya da paris kafelerinde otururken üzerine çizittirdiğim peçetelerin sergisini yapan biri olmak istiyorum. böyle boş zamanlarda keşke sigara içsem modum gelir hep. kendi kendimi oyalayacak birşey. insan sigara içerken birşey yapıyor gibi görünüyor.&lt;br /&gt;çanta 18 kilo geliyor. ne kadar zor geldi taşıması.&lt;br /&gt;avrupa'nın son kahvesi. çalışanlar da maşallah hostes gibi. kibarlık akıyor. bir de kulak çöpü makineleri yapılsa!&lt;br /&gt;kahvem bitti. para çekmeli. kalkmalı. yürüyüp gitmeli bu kentten!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114702458738592458?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114702458738592458/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114702458738592458' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114702458738592458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114702458738592458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/yaam-sava-notlar-istanbul.html' title='yaşam savaşı notları / istanbul'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114702262254968499</id><published>2006-05-07T08:58:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T10:23:42.556-07:00</updated><title type='text'>bir bahar iyte yeşilliği</title><content type='html'>bir bahar vakti tekrar "iyte" yeşilliği. eski hesaplaşmaların defteri hala zihnimin köşelerinde. sinmiş, bekliyor. rüzgar yine savuruyor duygularımı, toparlayamıyorum. polenler yavaştan içime nüfuz ediyor. tüm hayatım, yaşadığım aşkın izinde mi sürüp gidecek, sorusu beynimi kemiriyor. ve rüzgar tekrar uçuruyor saçlarımı. artık sana dek uzanacak saçlarım yok. yurtsuzluk. müthiş bir huzur, iç acıtan bir huzur. traktör kalbimi ezip de geçiyor. acıyorum. kan akıyor kabuk bağlamış yaralarımdan. ne pansuman yapıp yumuşatabilirim. ne kabuğu sökmek mümkün. elimde mendilim, akan kanı temizliyor. burada zaman ne yavaş geçiyor. üç yıl öncesine dönüyorum.  asırlar geçmiş gibi. sensiz geçen hergün bir ömür boyu uzunlukta. kuşlar ötüyor güneşin altında. gölgem temiz sayfama vuruyor. geri dönmüş, ruhumu yıkıyorum kirlettiğim yerde. ellerim kan. suya tutuyorum. akıyor. sevgili bahar, lütfen temizle beni. özgür bırak. bırak artık ruhumu. bırak da uçayım. kendi lanetimi kaldırıyorum kendi üzerimden. tekrar seni sevdiğim gibi sevebilmek istiyorum, kendimi unutarak. lütfen bahar, rüzgarınla savurduğun saçlarım bile bu heyecanın içinde. bekliyor. arınmayı bekliyor iyte'nin çorak yeşilliğinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114702262254968499?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114702262254968499/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114702262254968499' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114702262254968499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114702262254968499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/bir-bahar-iyte-yeillii.html' title='bir bahar iyte yeşilliği'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114701742270760687</id><published>2006-05-07T08:48:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T08:57:02.710-07:00</updated><title type='text'>konak vs. okyanus ve deniz insanları</title><content type='html'>modern izmir'in gerçek yüzü: konak. her çeşit çingenesiyle yatay düzlemde yaşayan rengarenk insan topluluğu. hem modern, hem ileri derecede geri kalmış, taşralık sinmiş sokaklara, kişilerin ruhuna. aynı zamanda daha açık, daha rahat, daha renkli. meksikavari. derken karşına çıkan kaktüs çeşitlemeleri. güneş ve dikenler... tekila kokusu burnumda. izmirin içkisi tekila olmalı. ne bu kalabalık? sokaklar, evler kadar rahat. keşke kızlar da rahat olabilseler. evdeki pijamalarıyla makyajsız çıkıp gezebilseler. boyadan kaskatı kesilmiş suratlarıyla bu bezgin şehir izmirin yatay düzlem çimlerine sereserpe uzanabilseler. yoksa bu çimler sadece çingenelere mi ait? boyalı kızlar mı yoksa çingeneler mi ait bu kente? renkler nerede? çocuklarda. çocuklar yeşillerde. bir kalabalık ki, güneşin de etkisi olsa gerek. deniz ve güneş memleketleri hep daha rahat, daha geniş, daha renkli, daha zamandan bihaber, daha duvarsız, daha özgür. ne dağlar ne duvarlar hapsedebilmiş kentleri ve insanları.&lt;br /&gt;okyanus ve deniz insanları özgür&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114701742270760687?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114701742270760687/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114701742270760687' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701742270760687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701742270760687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/konak-vs-okyanus-ve-deniz-insanlar.html' title='konak vs. okyanus ve deniz insanları'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114701641943374411</id><published>2006-05-07T08:36:00.000-07:00</published><updated>2007-09-25T01:57:35.708-07:00</updated><title type='text'>romansılaştırma</title><content type='html'>ben sevdiklerimi "romansılaştırıyorum" kafamda. sürekli olmadık hikayeler kurgulayıp, olmadık hayaller kuruyorum. yazıyorum. yıllardır yazıyorum ben. hep sevdiklerime mektuplar,şiirler, hikayeler yazıyorum ben. belki de hepsini romansılaştırmak için seviyorum. ben aslında onları değil, her zamanki gibi onları sevmeyi seviyorum. o içinde yaşadığım romanı seviyorum ben. sevdikçe kahramanlaşıyorum. bir roman kahramanı olarak satırlara, yani kayıtlara geçip ölümsüzleşiyorum. belki de ölümsüzleşmek için seviyorum hep.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114701641943374411?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114701641943374411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114701641943374411' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701641943374411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701641943374411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/romanslatrma.html' title='romansılaştırma'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114701587643978938</id><published>2006-05-07T08:25:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T08:31:16.446-07:00</updated><title type='text'>26.04 istanbul.gizlibahçe</title><content type='html'>"swimming pools are boring" andrew-tolga şarkısı/ tanımadık insanlar/loş bir ortam/ tokluk/ bira/ bekleyiş/ depeche mode/ straplez bluzun ikide bir meme göstermeye yeltenecek denli düşmesi/ trainspottingdeki oğlana benzeyen enerjik çocuk/ 10 santim mesafeden yüzyüze bakıldığında tanışıklığın ayırdına varılan eski bir dağcı/ istanbul/ gece/ sorumsuzluk/ hareket/ müzik/ tanımadık insanların hep beraber aynı masada sabahlayacak kertede içmesi/ gelecek arkadaş/ gitmiş arkadaş/ ev arkadaşları/ okul arkadaşları/ iş arkadaşları/ adaşlar/ hepsinin ötesinde yalnızlık/ air/ gizlibahçe.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114701587643978938?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114701587643978938/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114701587643978938' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701587643978938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701587643978938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/2604-istanbulgizlibahe.html' title='26.04 istanbul.gizlibahçe'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114701413318915837</id><published>2006-05-07T07:52:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T08:34:37.650-07:00</updated><title type='text'>korkaklık</title><content type='html'>gözlerini açmış bana bakıyor. o kadar savunmasız ki. küçük gözleriyle etrafını süzüyor. sıska kollarını geriyor önce, sonra bacaklarını çekiyor kendine doğru.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;sevilmekten korkuyor. ölesiye korkuları onu yaşadığı topraktan koparacak. korkuları onu ele geçiriyor. kendine söz geçiremiyor. kaçıyor. korkusundan kaçıyor sıska bacaklarının el verdiğince.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;kendimi ittirerek sevmelerim&lt;br /&gt;her gözümü sıkışımda senin damlaların düşüyor&lt;br /&gt;kendinden gitmiyor yüreğim&lt;br /&gt;gözlerimde bulut, hep bulut artık.&lt;br /&gt;güneşin kırmızısı yok, kalmamış.&lt;br /&gt;gözlerimi yakmıyor artık&lt;br /&gt;her yan bulut&lt;br /&gt;mavi bir bulut. huzurlu&lt;br /&gt;ama güneş yok, batmış.&lt;br /&gt;gün bir daha doğacak mı?&lt;br /&gt;yüreğim ittirmeden seni sevecek mi?&lt;br /&gt;buna değecek mi?&lt;br /&gt;değecek misin?&lt;br /&gt;korkma. gitmeyeceğim.&lt;br /&gt;sen huzurla uyu. ben buradayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114701413318915837?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114701413318915837/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114701413318915837' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701413318915837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701413318915837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/korkaklk.html' title='korkaklık'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114701348796098920</id><published>2006-05-07T07:45:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T08:35:18.406-07:00</updated><title type='text'>istanbulda bir otelin çatı katı</title><content type='html'>sabah kahvaltısı. alışılmış zeytin, peynir, domates, çay. martılar dışarıdan gagalarını cama vuruyor. sanki içeride camekanın ardındaki hapsedilmiş bir varlığım. martılar da ziyaretime gelmiş benim gibi birkaç insan parçasının kahvaltı edişini izliyor.&lt;br /&gt;karşımda kahvaltısını yapan hintli bayan kumaşını tam dolayamamış, kenardan göbeğinin katları sayılıyor.&lt;br /&gt;güneş yükseliyor, hava güzel. eşler bir süre sonra birbirine benzer derler. ikisi de papaz gibi fransız çiftin. gece elektriklenmişler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114701348796098920?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114701348796098920/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114701348796098920' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701348796098920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114701348796098920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/istanbulda-bir-otelin-at-kat.html' title='istanbulda bir otelin çatı katı'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114677305265914854</id><published>2006-05-04T12:58:00.000-07:00</published><updated>2006-05-07T08:09:52.170-07:00</updated><title type='text'>eskisi gibi</title><content type='html'>tertemiz sabahına uyandığımda biricik datçamın çıkıp gitmiş zihnimden yüzünün kıvrımları&lt;br /&gt;bedenimdeki acemi ellerinin iziyse girdiğim tuzlu soğuk suda kalmış&lt;br /&gt;şimdi, ne yüzünün kıvrımları var gözlerimin önünde&lt;br /&gt;ne de ellerinin izi bedenimde&lt;br /&gt;sanki seni hiç tanımadım...&lt;br /&gt;belleğimde birkaç fotoğraf. siyah beyaz. puslu. koca bir deniz. küçük bir ada...&lt;br /&gt;caanım palamutun gölgesinde usulca kayboluyor varlığın.&lt;br /&gt;sabah olmuş ve bitmiş sıcaklığın.&lt;br /&gt;şimdi sadece palamutun soğuk suyu, çakıl taşları ve ben varız&lt;br /&gt;dipdiri.&lt;br /&gt;tıpkı eskiden olduğu gibi.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;şeffaf bir şişe. cam.. basit bir formu var. içinde su. içinde zeytinyağı. biri tutmuş çalkalamış şişeyi. zeytinyağı damlacıkları top top yayılmış suyun içine. köpürmüş bir zihin...&lt;br /&gt;bu kafayla gelinen bir palamutbükü gecesinin sabahında insan bir bakar ki şişe aynı şişe. fakat zeytinyağı sudan ayrışmış. herşey yerli yerinde. zihin tertemiz ayarında. ne bir köpürme, ne bir bulanıklık. bükün dingin havası geceleyin tekne direği ıslıklarının eşlik ettiği ukumda zihnimdeki birbirine geçmiş düşünceleri de ayrıştırmış. sakin ve huzurlu yapmış yine beni çaktırmadan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114677305265914854?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114677305265914854/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114677305265914854' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114677305265914854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114677305265914854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/eskisi-gibi.html' title='eskisi gibi'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-27496655.post-114669753333822402</id><published>2006-05-03T15:58:00.000-07:00</published><updated>2006-05-03T16:05:33.346-07:00</updated><title type='text'>ilk yazım ilk gecem ve ritm yöntemi</title><content type='html'>gecenin körü. internetin başında yarışmalara bakarken bi prezervatif firmasının (o.k.) da yarışması olduğunu öğrenerekten sitelerine giriverdim. neymiş. bi soru soracaklar. biz de yanıtlayacağız. hadi bakalım dedik. sorun.... üye olmak gerekiyormuş... olalım. adımı, adresimi, yaşımı, cinsimi sorduktan sonra sıra daha ince sorulara geldi. neymiş, doğum kontrolü için ne kullanıyomuşum. ritm yöntemi. haydaa dedik. o ne ola ki... ilk iş msn de online olan arkadaşlara danışıldı. biri o yeni çıkmış, bi aletmiş takılıyomuş dedi. biri erkek tam boşalacakken ritmi yavaşlatmaktır muhtemelen dedi (?) bu arada ben kapattım tabi siteyi. soruları da kendilerinde kalsın. bi soru soracaksınız. bin dereden su getirdiniz be anam. bu sırada online olan arkadaşlardan birinin blog una bakarkene dedimki benim neden yok. bu vesileyle açıverdik. bakalım. hayırlısı.&lt;br /&gt;haa. bu arada ritm yöntemi de takvim yöntemiymiş yüzyıllardır bilinen....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/27496655-114669753333822402?l=borulceningunluu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/feeds/114669753333822402/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=27496655&amp;postID=114669753333822402' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114669753333822402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/27496655/posts/default/114669753333822402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://borulceningunluu.blogspot.com/2006/05/ilk-yazm-ilk-gecem-ve-ritm-yntemi.html' title='ilk yazım ilk gecem ve ritm yöntemi'/><author><name>borulce</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17028839782748300035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://photos1.blogger.com/blogger/1934/2898/1600/ben1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
